Faiz konusundan çıkarılacak beş ders

H. Bader ARSLAN
H. Bader ARSLAN

Geçen haftaya, Naci Ağbal‘ın para ve kur politikası sunumunda piyasaya verdiği güvenin iyimserliği ile başlamıştık. Bu haftaya ise geçen hafta Para Politikası Kurulu’nun yaptığı faiz artırımının getirdiği iyimserlik ile başlıyoruz. Kurulun aldığı karar sadece faiz hanesine değil, bankanın hanesine de bir artı yazdı.

Yakın zamanda kurumsal algısında bir zayıflama olduğunu inkar edemeyeceğimiz Merkez Bankası, son haftalarda yeniden güç kazanıyor. Bu süreçte Banka’ya güç kazandıran adımların üç özelliği var.

Birincisi, TCMB artık piyasayı takip eden değil, piyasanın önünden gidip onu yönlendiren bir kimliğe kavuşuyor. Para ve kur politikası sunumunda ve PPK kararında bunu net olarak izledik. Merkez son adımıyla enflasyon artmadan faizi artırmış oldu.

İkincisi, Banka’nın öngörülebilir olması. Mükemmel bir ekonomik konjonktürden geçiyor olsaydık, Merkez Bankası’nın önceki yıllarda attığı adımlar çok olumlu karşılanabilirdi. Ama 2018, 2019 ve 2020 yılları hem iç ekonomik belirsizliklerin hem de Covid-19 kaynaklı dış kaynaklı sorunların zirve yaptığı bir dönemdi. Böyle dönemlerde bütün Merkez Bankalarından beklenen şey sade, basit ve kararlı adımlar atması, piyasayı terste bırakmamasıdır. Şu anda biz de kendi Merkez Bankamızdan bunu görüyoruz.

Bankaya güç kazandıran üçüncü faktör, açıkça ve kalın harflerle önceliğini enflasyonu düşürmek olarak belirlemesi. Daha önce enflasyon bir öncelik değil miydi? Evet, çoğu zaman öyleydi ama hep değil. Öncelik olduğu zamanlarda ise iletişim konusunda çok başarılı olamadı. Ama bugün hedefini 2021 sonunda tek haneye inmiş bir enflasyon olarak belirleyen ve buna ulaşmak için güçlü mesajlar verip güçlü adımlar atan bir Banka var.

Geride bıraktığımız yıllarda Merkez Bankası ve faiz ile ilgili atılan adımlardan şu beş dersi çıkaralım:

1-İhtiyaç duyulduğunda yapılmayan faiz artışı, geciktikçe daha fazlasını yapmayı gerektirebilir.

2-Yüksek faize kimse “iyi” diyemez. Ama bu kadar yüksek faiz vermeyi gerektirecek politikalardan da uzak duralım.

3-Enflasyonu büyümeye kurban etmeyelim. Büyümeyi önceliğe alıp, enflasyona odaklanmaktan vazgeçmeyelim. Önce enflasyonu halledip, sonra büyümeye odaklanalım.

4-Kişiler geçici, kurumlar kalıcı. Doğru işler yaparak, kurumların itibarını yükseltelim.

5-Aynı hataları defalarca yapmaktan vazgeçelim. Şu anda devam etmekte olan süreci sonuna kadar götürelim.

Gelelim bu haftanın gündemine…

Salı sabahı Aralık ayı ekonomik güven endeksi, Perşembe sabahı ise Kasım ayı dış ticaret istatistikleri açıklanacak. Kasım ayında ihracatta yüzde 1 civarı gerileme, ithalatta ise yüzde 16 civarı artış göreceğiz. Açıklanacak sonucun bence en önemli yanı, ilave gümrük vergilerinin ithalatı azaltmak için doğru bir yol olmadığını bir kez daha teyit edilecek olması. Çünkü ithalatın yükselmesinin ana nedeni hızlı kredi büyümesi ve altın ithalatındaki artıştı.

Yılı nihayet tamamlıyoruz. “İyisiyle, kötüsüyle” diyemeyeceğimiz kadar az iyi şey yaşadığımız bir yıl oldu. 2021’in hepimiz için güzel bir yıl olmasını dilerim.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Görünüm iyileşiyor 22 Şubat 2021
Ne kadar mutluyuz? 15 Şubat 2021
PMI’da erken bahar 01 Şubat 2021