Faizler düşer mi?

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Zafer ÖZCİVAN- EKONOMİST

Merkez Bankası Başkanı’nın iki yılda dördüncü defa değişmesinden bu yana ülkede hem döviz hem de faizin yüksek olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Halbuki iktisat kuralları gereği faiz ve döviz kurları arasında ters bir ilişki söz konusudur. Biri düştüğü zaman diğerinin yükselmesi beklenir.

Cumhurbaşkanı’nın uzun süredir savunduğu “faiz sebep enflasyon neticedir” tezinden de anlaşılacağı üzere faiz yüksekliğine haklı olarak oldukça olumsuz baktığı kesindir.

Ancak yaşadığımız koronavirüs salgınının da etkisiyle ekonomik dengelerimizin olumsuz etkilendiği de aşikardır. Devlet bütçesi elverdiği sürece vatandaşa ekonomik yardımlar devam etmektedir. Olaya bu bağlamda da bakmak gerekir. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı’nın Merkez Bankası Başkanı ile görüştüğünü, faizlerin düşeceğini ifade etmesi nedeniyle dolar kuru 20 kuruş birden yükseliş göstermiş, Merkez Bankası Başkanı’nın enflasyonun üzerinde politika faizi uygulanacağını açıklaması ile ise 10 kuruş geriye gelmiştir. Faizlerin temmuz, ağustos aylarında düşeceği öngörülmektedir.

Bu durumda ne olabilir irdelemeye çalışalım. Politika faizi yüksek olduğu zaman bir üretim işletmesi herhangi bir bankadan %19 nominal faizle kredi alamaz. Çünkü nominal faiz, T.C. Merkez Bankası’nın diğer bankalara uyguladığı faiz oranıdır. Bankalar ihtiyaçları olduğu zaman genelde haftalık olarak Merkez Bankası’ndan kredi aldıklarında ödedikleri faiz oranı %19 dur veya nominal faizdir. Ancak bankalar Merkez Bankası’ndan aldıkları bu parayı ihtiyacı olan işletmelere kredi olarak verirken aldığı kredi oranının üzerine kar koyarak satacaklardır. Bu oran sanayiciye %22-23 olarak yansır. Özetle sanayicinin alacağı kredinin bedeli %22-23 (Nominal faiz) olacaktır.

Sanayici ilk olarak kredi maliyetini ürün fiyatlarına yansıtacak, bu da enflasyona sebep olacaktır. Ayrıca sanayicinin maliyeti sadece nominal faizle kalmayacaktır. Hammadde tedariki ve satışı döviz kurlarına bağlı ise buradan da bir maliyet söz konusu olabilir. Şöyle ki; hammaddesini yurt dışından temin eden bir işletme düşünelim. 1 milyon dolarlık bir hammadde bağlantısı yapacağını kabul edelim. Sanayici, 1 milyon dolar için herhangi bir banka ile döviz kurları için anlaşma yoluna gidebilir. Bugün için 8,50 TL olan dolar kurunu mesela 1 ay sonra 8,60 TL’den alabileceği konusunda banka ile anlaşmaya varabilir. (Opsiyon sözleşmesi) Ancak banka bu kur fiyatı için 10,000 dolar prim alacağını beyan edebilir. Üretici de 10 bin dolar prim ödemeyi kabul ederse 1 ay sonrası için 8,60 TL dolar kuru sabitlenmiş olacaktır.(varsayımsal)

Peki, dolar 9 TL ye çıkarsa ne olacak? Banka sanayiciye 1 milyon doları 8,60 TL’den vermek zorundadır ve karşılığında 10 bin dolar prim alacaktır. Üretici 8,60 TL’den aldığı doları 9,00 TL ye bozdurur ve kara geçer. Dolar kuru düşerse de ucuz kurdan hammaddesini alır ve bu defa da üretim maliyetinden tasarruf elde eder.

Yukarıdaki örnekte anlatmaya çalıştığım gibi faizlerin yükselmesi konusundaki tutumundan dolayı Cumhurbaşkanı son derece haklıdır. Faiz sebebiyle kredi maliyetleri yükseleceğinden enflasyon yükselme eğilimine girecektir.

Ancak faizlerin düşmesi sonucu iktisat kuralına göre döviz kurları yükselecektir. Tasarruf sahipleri kendilerine en yüksek getiri sağlayacak kalemlere yöneleceklerdir. Döviz kurları yükselince insanlar döviz tasarruf hesaplarını TL mevduat hesaplarına çevirecek ve yüksek faizden fayda sağlamaya çalışacaklardır. Döviz düştüğünde ise insanlar döviz hesaplarını bozdurup TL’deki faiz hesaplarına aktararak daha fazla faiz getirisi elde etmeye çalışacaklardır.

İşte Merkez Bankasının temel görevleri arasında faiz döviz ilişkisini dengede tutmak vardır. Enflasyonun üzerinde faiz uygulamasının nedeni de budur. Bugün için düşünürsek yaklaşık yıllık enflasyonun %17 olduğu bir ortamda %19 politika faizi normal karşılanmalıdır. Dövizle birlikte faizi de düşürebilirsek (ama bu imkânsız gibi gözüküyor) ekonomik olarak en optimal sonucu elde ederiz.

Ülkenin kalkınmasının üretime bağlı olduğunu hemen hemen her yazımda belirtmeye çalışıyorum. Üretim olursa ihracatımız yükselecek, uluslararası pazarda rekabet gücümüz artacak, ülkeye döviz girdisi sağlanacak, devletin vergi gelirleri artacaktır. Ayrıca işsizlik de üretim ile birlikte azalacaktır.

Döviz fiyatları yükselişe geçtiği dönemlerde Merkez Bankası bankalar aracılığıyla müdahale edebilir. Yani piyasaya yüklü miktarda döviz satarak arz fazlası oluşturacağı için kurlar düşer. Ancak bunu yapabilmek için döviz rezervlerimizin uygun miktarda olması gerekir.

Ülkede üretimin fazla olması arz fazlası yaratacağından enflasyonun da düşmesine yardımcı olacaktır. Üretim miktarı ne kadar fazla ise piyasaya sunulan miktar da çok olacaktır ve halkın alım gücü de artış gösterecektir.

İhracatımızın artmasından elde edeceğimiz bir diğer ekonomik gösterge de cari açığı azaltmamızdır. Üretim kalemlerinin bir kısmı bildiğimiz kadarıyla ithal kalemlerinden oluştuğu için yurt dışından alım yapmaya da bir yerde zorunlu kalıyoruz. Bugün için ülkemizde üretilemeyen bir takım ara mallar üretimde kullanılmak üzere satın alınmaktadır.

İthalat konusunda bazı dönemlerde yerli sanayi desteklemek amacıyla gümrük vergileri konulmaktadır. Üreticiyi korumak adına atılan bu tür adımlar son derece katkı sağlamaktadır. Bunun yanında ekonomi yönetimi, bazı ürünler için yerli piyasada aşırı fiyat oluşumlarının önüne geçmek amacıyla gümrük vergisini düşürmek veya ürünün cinsine göre ithalat serbestisi getirebilir.

SONUÇ: Faizlerin düşmesi ekonomik büyüme açısından önemlidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Neden yeşil lojistik? 05 Ağustos 2021