23 °C
Murat BERK - YAPI KREDİ YATIRIM
Murat BERK - YAPI KREDİ YATIRIM UZMAN GÖRÜŞÜ

Faizler ve görüşme

Geçen hafta çıkan Gregory Zuckerman’ın “The Man Who Solved the Market: How Jim Simons Launched a Quant Revolution” isimli kitabında gelmiş geçmiş en büyük ve başarılı fonlarından olan ve Medallion isimli fonunun 1988’den beri ortalama yıllık brüt getirisinin yüzde 66 olduğu iddia edilen Renaissance Technologies konu ediliyor. Orada çalışmış eski bir bilim adamının sözleri ise çok ilginç. Asıl amaçlarının insan davranışlarını modellemeye çalışmak olduğunu ifade eden Penavic isimli bilim adamı, “İnsanlar yüksek stres zamanlarında en tahmin edilebilirdir – çünkü içgüdüsel davranırlar ve paniklerler” diyor. Fonun kurucusu ve sahibi Jim Simons’ın da bu dürtülerden muaf olmadığı ve birkaç sene önce tam piyasa dip yapıyorken paniklemesi de anlatılıyor olması enteresan bir anekdot.

Genel kanıların aksine fonun kullandığı sistemlerin tekil monolithic bir modele entegre edilmiş olması ve trade hit rasyolarının (başarı oranlarının) sadece yüzde 51 olması da aslında birçok yatırımcının para yönetimi yerine hit rasyosu yüksekliğine odaklanarak hata yapıyor olduğunu tekrar hatırlatıyor.

Araştırmacılardan biri ise 1998 krizi sonrası batmış, iki Nobel ödüllü çalışanı olan LTCM isimli fondan farklarının kendilerinin LTCM’nin aksine modellerinin gerçeği tamamen yansıtmadığını bildiklerini söylemesi. Ki bu bence üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken çok önemli bir fikir. Sonuç itibariyle gerçeği özellikle de insan davranışlarını kusursuz öngörmek mümkün değil. Dostoyevski’nin de dediği gibi “insan bir muamma”.

“Makro Düşünceler” raporumuzun yayınlandığı 15 Ekim tarihinde piyasa konsensüsü sessizliğe ve karamsarlığa bürünmüştü. Biz ise şunu ifade etmiştik: “Türk varlıkları için risk getiri potansiyeli önceki raporumuza nazaran daha elverişli hale geldi. Bu nedenle, küresel taktiksel duruşumuzu yükseltmemize paralel olarak, Türk varlıkları için taktiksel duruşumuzu temkinliden nötr seviyeye yükseltiyoruz.”

Daha önce insanların özellikle topluluk halindeyken aşırılıklara kaçabileceklerinin binlerce örneğini tarihte okuduk, önemli dönemleri araştırdık ve daha yakın tarihtekileri de gözlemledik. Ekim ortası piyasalarda böyle bir aşırılık oluştuğunu düşündük. Nitekim 15 Ekim günü 95 bin civarı olan BIST 100 endeksi şu an 103 bin civarı, USD/TL 5.92 civarında iken şu an 5.78’ler civarında 10 yıllık bono faizi yüzde 15,5 üstündeyken şu an 300 baz puan gerilemiş durumda. 405bps civarı olan 5 yıllık Türk CDS spreadleri ise 80 baz puan geriledi. S&P500 endeksi de yüzde 3’den fazla yükseldi.

Görüşlerimiz değişmedi ve gelişmeler bizim beklentilerimize uygun bir şekilde devam etti. Fakat Ekim ortasından bu yana piyasalarda çok kısa sürede ciddi getiriler de oluştu. Dolayısıyla, geçen hafta da ifade ettiğimiz gibi, bundan sonrasının daha zorlu olabileceğini düşünüyoruz.

Hem getirilerin kısa zamanda güçlü olması hem de faizlerdeki artış bizi bu görüşe sevk ediyor. Özellikle küresel ekonomide son gelen veriler resesyon soru işaretlerini azaltsa da bunun yan etkisi faizlerin yükselmesi oldu.

Burada faizler için bir kritik eşik değer tespit etmek zor fakat örneğin ABD 10 yıllık bono faizleri Ekim başından bu yana 30 baz puan civarı yükseldi ve psikolojik eşik diyebileceğimiz yüzde 2 seviyesine yaklaştı. Daha önceki örneklerde faizlerin 50-100bps ama özellikle de 100bps geçtikten sonra riskli varlıkları rahatsız ettiğini gördük.

Geçen sene bu zamanlar bu faizler yüzde 3,15 civarındaydı. Ayrıca şu ana kadar bu nominal faiz yükselişinin sadece yarısı reel faizlerdeki yükseliş nedeniyle gerçekleşti. Sonuç itibariyle küresel faizlerin artışını önemsiyoruz ve potansiyel olumsuz etkilerine karşı diğer piyasaları etkileyip etkilemeyeceğinin izlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bizim piyasalar açısından küresel faizler kadar, Çarşamba günkü Erdoğan – Trump görüşmesi de oldukça önem taşıyor.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap