Farklı boyutlarıyla 3. çeyrek büyümesi

İsmet ÖZKUL
İsmet ÖZKUL KRİTİK AÇI ismetozkul@gmail.com

Türkiye İstatistik Enstitüsü’nün (TÜİK) hesaplamasına göre ekonomi yılın 3. çeyreğinde yüzde 6.7 büyüdü. Sadece manşetteki rakama bakarak, 3. çeyrekte salgın önlemlerinin kaldırılmasıyla ekonominin hemen rayına girdiğini ve yüksek bir büyüme hızına ulaştığını söyleyenler olacaktır. Ancak ne sokaktaki vatandaşın, ne de ekonomi aktörlerinin kendi durumunu böyle hissetmediği ortada.

Bu nedenle büyüme verilerinin ayrıntılarına bakmak her zamankinden daha büyük bir ihtiyaç. Farklı yönleriyle büyüme verilerinin ayrıntılarını incelediğimizde öne çıkan noktaları şöyle sıralayabiliriz:

• Dolar bazında yıllık gayrı safi yurtiçi hasıla (GSYH) 736.1 milyar dolar ile 10 yıl önceki düzeylerinde.

• Kişi başına GSYH ise 8 bin 850 dolar ile 2009 krizinde düştüğü düzeyin bile altına indi. Suriyeli sığınmacılarla diğer göçmenleri de hesaba katarsak kişi başına gelir, aslında 8 bin 400 doların da altında.

• 3. çeyrekte cari açığın GSYH’ya oranı yüzde 4.26 ile yüksek bir düzeyde kaldı. Yüksek kurlara rağmen cari açık oranının bu düzeylerde olması, dış dengeler açısından olumsuz bir sonuç.

• Harcamalar penceresinden GSYH verilerine baktığımızda oldukça sorunlu bir kompozisyon var. Bunların başında yüksek kurlara rağmen ithalat yüzde 9.68 büyürken ihracatın yüzde 20.15 daralmış olması geliyor. Net dış ticaretin büyümeye katkısı eksi 11.76’yı buluyor. Bu 1998’e kadar giden yeni GSYH serisine göre bir rekor.

• Sonuç olarak sadece iç talebe dayalı bir büyüme ile karşı karşıyayız. İç talebin büyümeye katkısı 18.46 puan gibi olağan dışı bir boyutta. Yani iç talebin büyümeye katkısı, neredeyse manşet büyümenin üç katı.

• İç talep kalemleri arasında büyümeye en fazla katkı yapan kalemin 7.76 puanla stok artışı olması, bir diğer garip ve sorunlu durum. Yatırımların büyümeye katkısı 5.32 puan, özel tüketimin katkısı 5.23 puan, devletin nihai tüketim harcamalarının katkısı ise 0.15 puan.

• İç talep kalemleri arasında büyüme hızı en yüksek kalem, yüzde 22.54 ile yatırımlar. Bu sonuçta geçen yılın 3. çeyreğindeki yüzde 14’lük küçülmenin baz etkisi de olmakla birlikte 2011’den beri görülen en yüksek büyüme hızı olması önemli.

• Devletin nihai tüketim harcamalarındaki büyüme yüzde 1.06 ile iç talep kalemleri arasında en düşük düzeyde. Geçen yılın aynı döneminde bu kalemin yüzde 6.35 büyüdüğü dikkate alındığında ciddi bir yavaşlama var.

• Özel tüketimdeki büyüme ise yüzde 9.21 düzeyinde. Geçen yılın 3. çeyreğindeki yüzde 1.88’lik büyümeye göre 7.32 puan daha yüksek bir büyüme hızı var.

• Özel tüketimde en hızlı büyüyen kalemin yüzde 61.23 ile otomobil, beyaz eşya gibi tüketim kalemlerini kapsayan dayanıklı mallar olması dikkat çekici. Bu ekonominin çift haneli büyüdüğü yıllarda bile görülmemiş bir durum.

• Yüzde 4.52 küçülen mesleki, idari ve destek hizmetleri hariç tüm sektörlerde büyüme var. En düşük büyüme yüzde 0.75 ile ticaret, ulaştırma, depolama, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde. En yüksek büyüme hızının yüzde 41.07 gibi açık ara çok yüksek bir oranla finans sektöründe olması dikkat çekici.

• Ekonomi yüzde 6.7 büyürken emeğin GSYH’dan aldığı payın 3.12 puan gibi hatırı sayılır bir azalma ile yüzde 29.68’den yüzde 26.56’ya gerilemiş olması da bir diğer önemli nokta. Bu arada istihdamın geçen yılın aynı dönemine göre 975 bin kişi, işbaşında fiili çalışan sayısının 1.47 milyon kişi, haftalık ortalama çalışma süresinin 97 milyon saat ve yüzde 5.52 azalmış olmasını da not etmek gerekiyor.

Sonuç olarak:

• Yüzde 6.7’lik büyüme, temelde kamunun zorlamasıyla yaratılan hızlı kredi büyümesine dayanan hormonlu bir büyümedir ve sürdürülemez.

• Kredi patlaması, ihracata değil ithalatın artmasına yol açarak, dış kırılganlıkları ve döviz sıkıntısını artırmıştır.

• Bu yolun duvara dayanmasıyla içine girdiğimiz faiz artış sürecinde, yaratılan bu borç balonu ciddi sıkıntı yaratacak ve yılın son çeyreğinde büyümeyi ve finansal dengeleri olumsuz etkileyecektir.

- Bütçedeki bozulma sonucu kamunun da büyümeyi destekleme gücü kalmamış gözüküyor.

- Tüm bunlara gelir ve servet dağılımındaki bozulmanın da eklenmesi, sosyal sıkıntıları artıracaktır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar