Fed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi?
Başkan Trump geçtiğimiz cuma günü Fed’in yeni başkan adayının eski guvernörlerden Kevin Warsh olacağını açıkladı. Son bir yılda yaşananlara bakınca, bunun teknik bir atamadan çok bir siyasi tiyatroya dönüştüğünü görmek zor değil. Fed ile ilgili sert açıklamalar ve mevcut Fed Başkanı Powell’a yöneltilen kişisel eleştiriler sonrasında son dakikada gelen temkinli tercih, Başkan Trump’ın Fed’i ve finansal istikrarı riske atamadığını gösteriyor.
Warsh’ın adaylığını, piyasaların “TACO trade” diye adlandırdığı, yani Trump Always Chickens Out refleksine bir diğer örnek olarak gösterebiliriz. Diğer adaylara bakıldığında Warsh’ın en uygun adaylardan biri olduğu net. Trump’ın açıkça adını andığı, “iki Kevin’den diğeri” olan Kevin Hassett, güçlü bir akademik geçmişe sahip olsa da son yıllarda Beyaz Saray’daki rolü nedeniyle net biçimde partizan bir çizgide duruyordu. Vergi indirimlerinden tarifelere, hatta resmi istatistik kurumlarına yönelik tartışmalı çıkışlara kadar Trump ajandasını savunan bu profil, merkez bankacılığının gerektirdiği mesafeyle örtüşmüyordu. Diğer adaylar ise ya Fed’in karar alma mekanizmalarına ve kurumsal hafızasına yeterince hâkim olmayan ya da piyasalar nezdinde güçlü bir güven oluşturacak geçmişe sahip olmayan isimlerdi. Fed başkanlığı gibi kriz yönetimini, iletişimi ve beklenti yönetimini aynı anda yürütmeyi gerektiren, küresel finansal piyasaları doğrudan etkileyen bir görev için bu ciddi bir riskti.
Burada altı çizilmesi gereken temel nokta şu: Merkez bankacılığında partizan olmamak bir erdem değil, bir zorunluluktur. Para politikası ancak siyasi baskılardan arındırılmış bir çerçevede yürütüldüğünde beklentileri yönetebilir. Bir merkez bankasının siyasi ajandaya göre hareket ettiği algısının güçlendiği bir ortamda, faiz silahı ne kadar sert kullanılırsa kullanılsın kalıcı sonuç almak zorlaşır.
Trump’ın Warsh tercihini bu çerçevede okumak mümkün. Kamuoyuna dönük popülist söylemler sahnede kalırken, perde arkasında finansal istikrarın ekonomik istikrar için ön koşul olduğunun farkında olan daha pragmatik bir refleks devreye girmiş görünüyor.
Warsh’ın satır aralarında söylediklerini Trump fark ediyor mu?
Warsh’ın eski bir guvernör olarak Fed’in kurumsal tecrübesine hâkim olması, çok iyi bir eğitim almış olması ve iş dünyası ile güçlü bağlantıları onu Fed başkanlığı için uygun bir aday yapıyor, şüphesiz. Ancak ona bu kapının açılmasında, son dönemde Fed’i sertçe eleştiren açıklamaları ve düşük faiz politikasını savunan demeçlerinin rolünü de yabana atmamak lazım.
Öte yandan, her ne kadar faizlerin düşmesi gerektiği söylemi Başkan Trump’ın kulağına muhtemelen çok hoş geliyor olsa da Warsh’ın düşük faiz takıntısı olan bir Fed başkanlığı sözü vermediği de oldukça net. Zira Warsh, faiz indirimi ile ilgili düşüncelerini bilanço daralmasını önceliklendiren bir planın parçası olarak sunuyor. Bir yandan politika faizinin düşürülmesini savunurken, diğer yandan küresel finansal krizden bu yana karşı çıktığı bilanço genişlemesinin geri çevrilmesi gerektiğini vurguluyor. Yani faiz indiriminin yaratacağı gevşemenin, bilanço daralması yoluyla dengelenmesini öneriyor.
“Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu”
Warsh’ın kafasındaki bu politika bileşiminin Trump tarafından ne ölçüde içselleştirildiği tartışma konusu. Warsh’ın Trump ile yaptığı birebir görüşmelerde, bilanço daralmasının getireceği sıkılaştırıcı etkiden ve Fed’in sırtındaki hükümet borcundan duyduğu rahatsızlıktan ne kadar bahsettiğini bilemeyiz. Söylemin düşük faiz kısmı öne çıkarken, Fed çalışanlarının bile etkilerini tam olarak hesaplamanın zaman alacağını söylediği bilanço daralması, muğlak ve teknik bir detay olarak arka planda kalmış olabilir. Durum böyle olunca Warsh’ın gerçek yüzünü sonradan göstermesi Başkan Trump için hoş bir sürpriz olmayabilir.
Türkiye’den aşina olduğumuz bir tablo
Siyasetçilerin birincil odağının politika faizi olduğunu biliyoruz. Bu nedenle siyasi baskı altındaki merkez bankalarının bir yandan faiz indirirken, diğer yandan makroihtiyati önlemlerle sıkılaştırmaya giderek siyasi radarın dışına çıkmaya çalıştığını Türkiye örneğinden yakından tanıyoruz. 2010 sonrası dönemde TCMB’nin bir yandan faiz indirirken bir yandan zorunlu karşılıkları yükselterek yaptığı sıkılaştırma, ya da mevcut yönetimin faiz indirim döngüsünde kredi kısıtlamalarına devam etmesi içeriden verilebilecek örnekler olarak karşımıza çıkıyor. TCMB’nin adımlarının arkasında kısmen gelişmekte olan ülkelere özgü finansal istikrar motivasyonu da rol oynuyor şüphesiz. Ancak ben önemli bir sebebin siyasal baskı ile kısıtlanan ve optimal olarak belirlenemeyen para politikası olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, bu tür arka kapı önlemlerinin finansal piyasalar tarafından olumlu algılanmadığını, merkez bankası iletişimini zayıflattığını ve bu nedenle olumsuz etki yarattığını da biliyoruz.
Warsh’ın faiz indirimi ile bilanço daralmasını birlikte savunan yaklaşımı, bu detayları takip edebilen piyasalar tarafından “dengeli” bir çerçeve olarak değerlendiriliyor. Warsh’ın adının öne çıkmasıyla birlikte doların güçlenmesi, altın ve gümüş fiyatlarında sert geri çekilmeler görülmesi, Fed’in enflasyon karşısında gevşek bir çizgiye savrulmayacağına dair bir rahatlamaya işaret ediyor.
Warsh, Trump’ın aradığı güvercin bir başkan olur mu?
Warsh bir yandan faiz indirimlerine başlayarak Trump’ı memnun ederken, diğer yandan Fed bilançosunda planladığı daraltıcı etkiyle enflasyonu kontrol altında tutmayı becerebilir. Ancak bilançodaki bu daralma uzun vadeli faizleri yukarı itebilir. Böyle bir tabloda, politika faizi odaklı düşünen siyasi otoritenin radarından ne ölçüde uzak kalabileceği ise ayrı bir soru. Ben kendi adıma, Warsh’ın 2010–2017 döneminde guvernörlük yaparken benimsediği dengeli çizgiden keskin bir kopuş yaşayacağını düşünmüyorum. Kısmi bir “yumuşama” olsa bile, mevcut FOMC yapısı içinde bunun belirleyici bir kırılma yaratması ya da bir senenin sonunda optimal politika faizinden yarım puanın üzerinde bir sapma yapması bana oldukça zor görünüyor. Sonuçta Fed başkanı da 12 kişilik karar alma komitesinde tek bir oy kullanıyor. Warsh’ın bilanço daraltımı söylemini ikinci plana atıp, tek başına faiz indirimlerine odaklanan bir yaklaşımı savunması halinde bile, FOMC çoğunluğunun enflasyon hedefini riske atacak bir politika değişikliğine onay vermesi olası görünmüyor.