Fed bekliyor, piyasalar karar vermeye çalışıyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Finansal piyasalar çoğu zaman bugü­nü değil, geleceği fi­yatlar. Bu nedenle ba­zen en önemli gelişme alınan karar değil, o kararın yatırımcıların zihninde oluşturduğu beklentidir.

ABD Mer­kez Bankası’nın (Fed) temmuz ayı toplantısı da bunun son örneklerinden biri oldu. Fed, politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda de­ğiştirmedi. İlk bakışta bu karar sürpriz değildi. Ancak toplantı sonrasında yaşanan fiyat hare­ketleri, yatırımcıların faiz kara­rından çok Fed’in bundan sonra ne yapacağına odaklandığını bir kez daha gösterdi.

Aslında son birkaç yıldır küresel piyasalarda alıştığımız tablo tam da bu. Mer­kez bankalarının attığı adım­lar kadar, atabilecekleri adımlar da fiyatlanıyor. Yatırımcılar ar­tık sadece bugünkü faiz oranına bakmıyor; altı ay sonra faizlerin nerede olacağını, Fed’in hangi verileri daha yakından izleyece­ğini ve karar metninde kullanı­lan tek bir kelimenin bile ne an­lama geldiğini analiz ediyor.

Eskiden para politikası daha öngörülebilirdi. Enflasyon yük­selirse faiz artırılır, ekonomik büyüme yavaşlarsa faiz indirilir­di. Bugün ise denkleme çok daha fazla değişken girmiş durumda. Jeopolitik riskler, enerji fiyat­ları, küresel ticaret politikaları, kamu borçları ve yapay zekâ ya­tırımlarının ekonomiye etkileri artık Fed’in karar alma sürecinin ayrılmaz parçaları hâline geldi.

Bu nedenle son toplantıda de­ğişmeyen faiz oranından çok, de­ğişmeyen belirsizlik dikkat çeki­yor.

Fed’in temel ikilemi oldukça açık. Bir tarafta tam anlamıyla kontrol altına alınmamış enflas­yon var. Diğer tarafta ise gereğin­den uzun süre yüksek tutulan fa­izlerin ekonomik büyümeyi ya­vaşlatma riski bulunuyor. Bu iki hedef arasındaki dengeyi kurmak her geçen toplantıda daha da zor­laşıyor.

Üstelik bu yalnızca ABD’nin sorunu da değil. Dünyanın en bü­yük ekonomisinin para politika­sı, küresel sermaye hareketleri­nin yönünü belirlemeye devam ediyor. Washington’da alınan bir kararın etkisi, birkaç saat için­de İstanbul’dan Singapur’a kadar birçok piyasada hissedilebiliyor.

Fed bundan sonra ne yapacak?

İşte bu yüzden Fed toplantıları yalnızca Amerikan ekonomisini takip edenlerin gündemi olmak­tan çoktan çıktı. Bugün gelişmek­te olan ülkelerdeki yatırımcılar da, ihracatçılar da, şirket yöne­ticileri de aynı sorunun cevabını arıyor: Fed bundan sonra ne ya­pacak?

Bu sorunun cevabını kesin ola­rak bilen kimse yok. Belki de pi­yasalardaki dalgalanmanın temel nedeni de bu.

Son yıllarda merkez bankala­rının kullandığı “veriye bağlı ha­reket edeceğiz” yaklaşımı ilk ba­kışta son derece rasyonel görü­nüyor.

Gerçekten de ekonomik veriler değiştikçe para politikasının da değişmesi doğal. Ancak bu yak­laşımın önemli bir yan etkisi bu­lunuyor. Piyasalar her açıklanan veriyi, bir sonraki faiz kararının habercisi olarak yorumlamaya başlıyor.

Bir gün açıklanan güçlü istih­dam verisi faiz indirimi beklen­tilerini zayıflatıyor, ertesi gün gelen düşük enflasyon rakamı tamamen farklı bir fiyatlama­ya neden olabiliyor. Böyle bir or­tamda yatırımcıların işi hiç ol­madığı kadar zor.

Artık yatırım kararları sade­ce şirket bilançolarına ya da eko­nomik büyüme rakamlarına gö­re alınmıyor. Fed üyelerinin ko­nuşmaları, toplantı tutanakları ve hatta basın toplantılarındaki ifadeler bile küresel piyasalar­da önemli fiyat hareketlerine yol açabiliyor.

Türkiye açısından bakıldığın­da ise Fed’in izleyeceği yol ayrı bir önem taşıyor. Çünkü küresel sermaye, risk ve getiri dengesini yeniden değerlendirirken ABD faizleri hâlâ temel referans nok­tası olmayı sürdürüyor.

Faizlerin uzun süre yüksek kalması, doların küresel ölçek­te güçlü seyrini destekleyebilir. Bu durum gelişmekte olan ülke­lere yönelik sermaye akımlarını yavaşlatabileceği gibi dış finans­man maliyetlerini de artırabi­lir. Buna karşılık Fed’in faiz indi­rim sürecine başlaması, küresel risk iştahını artırarak gelişmekte olan piyasalara yeniden kaynak girişini hızlandırabilir.

Önümüzdeki haftalarda açıkla­nacak enflasyon ve istihdam ve­rileri bu nedenle her zamankin­den daha yakından takip edile­cek. Fed’in eylül ayında nasıl bir adım atacağı büyük ölçüde bu ve­rilerin ortaya koyacağı tabloya bağlı olacak.

Asıl sorun belirsizlik

Ancak belki de asıl dikkat edil­mesi gereken nokta farklı.

Bugün piyasaların en büyük sorunu faiz seviyesinden çok be­lirsizliktir. Çünkü belirsizlik art­tığında yatırım kararları ertele­niyor, şirketler yeni yatırımlar konusunda daha temkinli davra­nıyor ve sermaye güvenli liman arayışına yöneliyor. Ekonomik büyümenin en önemli düşmanla­rından biri de tam olarak bu bek­lenti bozulmasıdır. Fed’in son toplantısı bize bir kez daha gös­terdi ki, modern merkez banka­cılığı artık sadece faiz artırıp in­dirmekten ibaret değil. Para po­litikasının başarısı, piyasalara verilen mesajın ne kadar doğru anlaşıldığıyla da ölçülüyor.

1994 yılında Fed’in sürpriz fa­iz artırımları gelişmekte olan ül­kelerde ciddi dalgalanmalara yol açmıştı. 2008 küresel krizinde ise faiz kararlarından çok piya­saya verilen güven mesajları fi­nansal sistemin ayakta kalmasını sağlamıştı. Pandemi sonrasında başlayan yüksek enflasyon döne­minde ise merkez bankalarının en önemli sınavı, fiyat istikrarını yeniden tesis ederken ekonomiyi sert bir durgunluğa sürükleme­mek oldu. Bugün gelinen noktada Fed, bu üç dönemin özelliklerini aynı anda taşıyan farklı bir sınav­la karşı karşıya.

Bir yanda yüksek kamu borcu, diğer yanda hâlâ tamamen çözü­lememiş enflasyon baskıları, kü­resel ticaretin yeniden şekillen­mesi ve yapay zekâ yatırımları­nın ekonomide oluşturduğu yeni dinamikler…

Bütün bunlar para politikasını geçmişe göre çok daha karmaşık hâle getiriyor. Bu nedenle yatı­rımcıların önümüzdeki dönemde yalnızca “Fed faiz indirecek mi?” sorusuna odaklanmaları yeterli olmayacaktır. Daha önemli olan soru, Fed’in ekonomik yavaşla­mayı önlerken enflasyonla mü­cadeleyi nasıl sürdüreceğidir.

Sonuç olarak temmuz toplan­tısının ardından akılda kalan en önemli mesaj, Fed’in bekleme­yi tercih ettiği; buna karşılık pi­yasaların beklemeye pek niyet­li olmadığıdır. Her yeni veri, her açıklama ve her ekonomik gös­terge, yatırımcıların bir sonra­ki Fed adımını bugünden tahmin etme çabasını daha da artıracak­tır. Belki de içinde bulunduğu­muz dönemin en belirgin özel­liği budur. Artık piyasalar ger­çekleşen kararları değil, henüz alınmamış kararların olasılığını fiyatlıyor. Fed ise bu süreçte sa­dece faiz oranlarını değil, beklen­tileri de yönetmeye çalışıyor.

Önümüzdeki aylarda açıkla­nacak veriler elbette yeni fiyat­lamalara neden olacaktır. An­cak değişmeyecek tek gerçek şu görünüyor: Küresel piyasalar, Fed’in attığı adımdan çok, ataca­ğı bir sonraki adımı anlamaya ça­lışmaya devam edecek.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.235,83 0,00 %
Dolar 48,6315 0,03 %
Euro 56,1579 0,02 %
Euro/Dolar 1,1538 -0,10 %
Altın (GR) 6.677,23 -1,42 %
Altın (ONS) 4.308,36 0,22 %
Brent 103,63 0,41 %