Fed raconu kesti, şimdi neler olacak

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Geçtiğimiz akşam, Fed’in beklenen kararı geldi ve 50 baz puanlık faiz artırımını devreye aldı. 22 yıl sonra ilk kez böylesine bir oranla artış yapan ABD’de halen kafalarda epeyce soru işaretleri dolaşıyor. Bundan sonra daha iyi bir gelecek mi bekliyor, yoksa daha zor günler mi, bunu birçok vatandaş anlamakta zorlanıyor. Bilenler bilir, ABD halkı dünyadaki olup bitenle çok ilgilenmediği gibi, ülkesindeki gelişmeleri dahi çok yakından takip etmez. Elindeki imkânlara, devletin verdiği sosyal haklara bakar; çok daha önemli bir işi yoksa oyunu vermeye gider, yaşamın keyfini çıkartır. Ancak pandemiden bu yana bu durum biraz değişmeye başladı ve halk da gelişmeleri daha yakından takip eder, olanı biteni anlamaya çalışır oldu.

Herkes Fed Başkanı Jerome Powell’ın açıklamasını merakla beklerken, Powell’dan "Gelecek iki toplantı için 50 baz puan faiz artırımı masada" açıklaması geldi. 75 baz puanlık faiz artırımının ise tartışılmadığını belirtti. Powell "Yumuşak bir iniş için şansımız var" deyince de dolar zayıflamaya, altın ise yükselmeye başladı. Yani bu gelecekte yeniden faizi indirebiliriz mesajı idi ve bir nebze de olsa sert hareketlerin önüne geçmiş oldu.

Pandemi sonrası dünyadaki arz talep dengesi ve tedarik problemleri aşılmaya çalışılırken, iki çok önemli gelişmenin etkisini yok saymak mümkün değil. Bir tanesi elbette Rusya’nın Ukrayna'yı işgali, diğeri ise Çin’de yeniden başlayan COVID vakaları ve yavaş seyreden üretim. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve devam eden savaş, özellikle enerji konusundaki belirsizlik ve fiyatların artması ile gerek ABD’de, gerekse tüm dünyada enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskıya neden oluyor. Dolayısı ile alınacak tedbirlere bundan sonra da devam edileceğini şimdiden görebilmek mümkün. Çin'deki kapanmalar ise, şüphesiz tedarik zincirindeki aksamaların artarak devam etmesine neden olacak. Bu konuda Fed yetkililerinin de görüşlerinin aynı yönde olduğunu satır aralarından anlamak mümkün. Aslında günün özeti, enflasyon devam edecek, risklere karşı mücadele de yine ekonomik tedbirler ile sürdürülecek. Aslında bu senaryo yalnızca ABD’nin değil, dünyadaki pek çok ülkenin de politikalarında aynı şekilde seyrediyor. ABD enflasyonda yüzde 2 hedefini satın almış durumda. Bu oranın korunmasının iş dünyasına olumsuz etki etmeyeceği ve stabilitenin korunacağı görüşü ağır basıyor. Zira artan faiz oranı para politikalarının sıkılaştırılması anlamına gelmekte. Hatırlayacağınız üzere ABD'de enflasyon, Mart ayında yıllık yüzde 8,5 ile 40 yılın zirvesine yükselmişti. Faiz kararının arkasındaki tek gerekçenin enflasyon ile mücadele olduğunu belirtmek gerekiyor. Ekonomik faaliyetler gerilemesine rağmen, harcamaların ve işletme sabit yatırımlarının azalmaması enflasyonun yukarı doğru seyredeceğini açıkça ortaya koyuyor. Faiz oranlarının en önemli etkisinin talebi yavaşlatmak olduğunu düşündüğümüzde, borçlanmayı azaltacak etkisi ile işletmeler yatırımlarını, tüketiciler ise harcamalarını kısıtlamaya başlayacaklar.

Faiz artırımı kararı doların değerinin artmasına ve büyümenin yavaşlamasına sebebiyet verdiği için, gelişen ve gelişmekte olan piyasalar üzerinde sermaye akışını yavaşlatmak suretiyle olumsuz etki yaratabilir. Özellikle yüksek oranda dolarize olmuş bankalardaki kredi riskini tetiklemesinin yanı sıra, sermaye kaçışının hızlanması ve borçlanma maliyetlerinin artması da yaşanabilecek olası riskler arasında.

Ülkemizde uluslararası doğrudan yatırımcı girişleri 2015’e kadar kademeli olarak artarken Fed’in faiz artırmaya başladığı 2015 yılı sonrasında bu rakam düşüşe geçti. TCMB verilerine göre, 2015'te 12,2 milyar dolar olarak gerçekleşen yabancı yatırımlar 2020 yılına gelindiğinde 6 milyar doların da altına indi. 2021 yılında ise yeniden 7,5 milyar doların üzerinde gerçekleşti. Bu duruma rağmen ben, bu faiz artırım kararının ülkemiz piyasaları üzerinde çok önemli bir etki yaratacağını düşünmediğimi belirtebilirim. Ancak bu söylediğimin gerçekleşmesinin, ülkemizde bundan sonra alınacak ekonomik kararların etkisiyle mümkün olacağına da şerh düşmeliyim. Zira ne olursa olsun borçlanma maliyetlerimizin yukarı doğru seyredeceğini göz ardı edemeyiz. Ve artık, ne olursa olsun, bizim de faiz faktörünü çok daha iyi yönetmemiz gerektiğini de hesaba katmalıyız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Buyrun BDDK’dan yakın 01 Temmuz 2022
Enerjide kriz var 03 Haziran 2022
Ey halkım, arz ederim 20 Mayıs 2022