Fed’in faiz artışları nasıl bir etki yaratır?

Tuğrul BELLİ
Tuğrul BELLİ GÜNDEM tugrulbelli@gmail.com

Artık ABD’de mart ayından itibaren faiz artışlarına gidilmesi kesinleşmiş durumda. Hem de 6 ay önceki beklentilere göre çok daha sık aralıklarla ve önceden tahmin edilenden daha yüksek seviyelere doğru. ABD’de ocak ayı enflasyon beklentileri yüzde 7,3’e çıkmış vaziyette. Bu aynı zamanda son 40 yılın enyüksek enflasyon oranı olacak.

Tarihsel olarak bakıldığında ABD’de ne zaman enflasyon yüzde 5’i geçse, faiz artışlarıyla ekonomi durgunluğa sokulmak suretiyle denge sağlanabilmiş. Bu sefer de farklı olması için bir neden yok. Ancak, piyasalar son 20 yıldır başta Fed olmak üzere merkez bankalarının her fırsatta piyasa dostu olmasına o kadar alışmış vaziyetteler ki, durumu idrak etmekte zorlanıyorlar. Tabii ki bu defa enflasyon öncelikle tedarik zincirlerindeki kopmalar ve enerji fiyatlarındaki keskin artışların etkisiyle artmakta. Böyle bakıldığında ise, Fed’in faiz politikasının enflasyon üzerindeki direkt etkisinin fazla olamayacağı iddia edilebilir ki, bu büyük ölçüde doğru bir yargı. Ancak, enflasyonun devamlılığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olan enflasyon beklentilerinin kırılması açısından ne olursa olsun politika faizinin artırılması gerekiyor. Ayrıca ABD’nin kovid ve sonrasında son derece genişlemeci bir maliye politikası uygulamaya başlamış olmasının yarattığı fazla talebin de dengelenmesi gerekiyor. (ABD geçen sene yüzde 5,7 gibi bir gelişmiş ülke için çok yüksek bir hızda büyüdü.) Son olarak da Fed bugünkü konjonktürü neredeyse 13 senedir sürdürülen ve finansal piyasaları rehavet içine sokan ve gelir dağılımını net bir şekilde bozan “sıfır” faiz politikasının normalize edilmesi açısından iyi bir fırsat olarak görüyor olabilir. (Unutmayalım ki, neticede nominal faizler artsa bile, reel faizler hâlâ negatif seviyelerde kalmaya devam edecek.)

Bugünlerde izlenmesi gereken önemli bir gösterge ABD faizlerinin getiri eğrisi. Özellikle de uzun vadeli tahvillerle (10 yıl) kısa vadelilerin (2 yıl) faiz oranı arasındaki fark. Bu 'eğri' son dönemde düzleşiyor. Tarihsel olarak, eğri tamamen düzleştiğinde ve hatta “terse döndüğünde” yani uzun vadeli tahvillerdeki faiz oranı kısa vadeli tahvillerdekinden daha düşük olduğunda, ekonomide bir durgunluk oluşur. Eğri şimdi düzleşiyor çünkü yatırımcılar Fed'in bu yıl faiz oranlarını keskin bir şekilde artırmasını bekliyor. Eğer durgunluk beklentileri daha da artarsa yatırımcılar daha güvenli gördükleri 10 yıllık tahvilleri de almaya başlayacaklar. Böylece getiri eğrisi tersine dönecek ve durgunluk (ve hatta kısa dönemli bir resesyon) bir beklenti olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşecek.

Peki, ABD ve diğer gelişmiş piyasalardaki faiz artırımları ve durgunluk bize nasıl yansıyabilir? 2013 yılında olduğu gibi hızlı sıcak para çıkışları olmayacağı kesin. Sebebi ise çıkacak paranın kalmamış olması. Ekonomimizin en kötü dönemlerinde bile dış borçları döndürme (roll-over) rasyolarının 100’ün çok altına düşmediğini dikkate alırsak, buradan da ödemeler dengesi üzerinde büyük bir etki görmeyebiliriz. Öte yandan, son yıllarda güven kaybı yaratan para politikaları ve bunun yarattığı yüksek enflasyon sayesinde gereksiz bir şekilde yükselmiş olan dış borçlanma maliyetlerinin daha da yükselmesi kaçınılmaz. Ekonomilerde meydana gelecek yavaşlama bizim ürünlerimize olan ihracat talebini de azaltacaktır. Bu durumun cari dengeyi etkileyecek boyutlara gelip gelmeyeceğini zaman gösterecek. Ancak Dünya ekonomilerinde beklenenin üzerinde bir daralma olması durumunda, ithalatımızda en yüklü yeri tutan enerji fiyatlarında da bir gerileme olması kaçınılmaz. Bu nedenle şimdiden dış ticaret dengemiz üzerindeki net etkiyi hesaplamak oldukça zor.

Son yıllarda özellikle kur hareketlerinde en önemli paya sahip olan yurtiçi tasarruf sahiplerinin döviz talebi getirilen KKM enstrumanı sayesinde durulmuş gözüküyor. KKM hesabı açan şirketler için kur kârlarının vergi matrahından düşülmesi avantajı ile birlikte en az 6 ay daha bu kulvardan bir kur baskısı görme ihtimali oldukça zayıf. Öte yandan, MB’nın tahminlerinde bile uzun sürmesi beklenen enflasyona karşın kurların bugünkü seviyelerde kalması bir süre sonra TL’nin yeniden hızla değer kazanmasına da sebep olabilir. Bu da hem dış ticaret dengesinde bozulmaya, hem de Hazinenin KKM’ler nedeniyle üstlendiği risklerin su üstüne çıkmasına sebep olabilir.

Şu an için gerçekleşme olasılığı düşük olmakla birlikte, söz konusu risklerin gerçekleşmesi durumunda, kamunun son dönemde üstlendiği aleni ve zımni döviz yükümlülüklerindeki artışın da etkisiyle, sonuçları -başta enflasyonun iyice kontrolden çıkması olmak üzere- oldukça acıtıcı olabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar