Finansal dengenin anatomisi ve yeni ayın piyasa rotası
TCMB’nin 2025 yılına ait ikinci Finansal İstikrar Raporu, küresel dalgalanmaların ve yerel tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye finansal sisteminin röntgenini yeniden çekti. Raporun genel tonu, tüm belirsizliklere rağmen Türkiye’ye özgü finansal risklerin hem görece düşük hem de yönetilebilir seviyede kaldığı yönünde. Kredi dinamiklerinden bankacılık bilanço kalitesine, reel sektörün döviz pozisyonundan hanehalkı borçluluğuna kadar uzanan çerçeve, kırılganlık alanları olmakla birlikte sistemik bir stres işareti vermiyor.
Kredi tarafında tabloyu iki eksende okumak mümkün. Ticari kredilerde büyüme neredeyse yatay bir hatta ilerlerken, düzenlemelerle birlikte TL’nin payının artması, kur şoklarına karşı korunma kalkanını güçlendiriyor. Bireysel kredilerde ise özellikle kredi kartı ve ihtiyaç kredilerindeki canlılık, toplam kredi hacmini yukarı taşıyan ana unsur. Varlık kalitesi cephesinde genel bir bozulmadan ziyade “segment ayrışması” söz konusu: Bireysel kredilerde gecikmeler daha belirginleşirken ticari tarafta özellikle KOBİ kredilerinde sorunlu görünüm ön plana çıkıyor. Öte yandan reel sektör borcunun millî gelire oranının düşük seyretmesi ve döviz borcunun büyük bölümünün döviz geliri üreten firmalarda yoğunlaşması, finansal istikrar açısından önemli bir güvenlik supabı niteliğinde.
Hanehalkı tarafında Türkiye’nin hâlâ uluslararası kıyasla düşük borçluluk seviyelerine sahip olması önemli bir avantaj. Rapor, hane varlık kompozisyonunda TL cinsi enstrümanların payının güçlü seyrini koruduğuna dikkat çekerken, yatırım ve emeklilik fonlarındaki büyümeye de özel bir parantez açıyor. Bankacılık sisteminde ise likidite göstergelerinin ve dış finansman kanallarının sağlıklı görünümü, olası dış şoklara karşı dayanıklılığı artırıyor. Üçüncü çeyrekten itibaren faizlerdeki gerilemenin de yardımıyla sektör kârlılığında toparlanma gözlenirken, bu eğilim sermaye yeterliliği rasyolarına da destek veriyor.
Küresel piyasalarda geçen hafta yaşanan fiyatlama, risk iştahının yeniden canlandığını teyit etti. FED’in önümüzdeki dönemde faiz indirimlerine başlayacağına yönelik beklentiler, MSCI Dünya Endeksi’ni dip seviyelerinden itibaren %5’in üzerinde yukarı çekti. Yapay zekâ destekli e-ticaret trafiğinin bir yılda %805 sıçraması, tüketim ekonomisinin teknolojiyle nasıl yeniden şekillendiğini gösteriyor. Öte yandan Trump’ın 28 maddelik Rusya–Ukrayna planında somut ilerleme kaydedilememesi ve Ukrayna’nın kışı askerî açıdan zor tamamlayabileceğine yönelik değerlendirmeler, jeopolitik risk primini canlı tutuyor.
Yurtiçinde ise takvim, Kasım ayı TÜFE verisine odaklanmış durumda. İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı İstanbul enflasyonu, aylık %1,19; yıllık %38,28 ile beklentilere yakın bir patikaya işaret ediyor. Gıda fiyatlarındaki %1,28’lik artış, daha önce Türk-İş’in Ankara çalışmasının yarattığı kaygıları kısmen yatıştırmış durumda. Bu tablo, Çarşamba günü açıklanacak resmî TÜFE verisinin de aylık bazda yaklaşık %1,2 civarında gelme olasılığını güçlendiriyor. İstanbul’un fiyat seviyesinin ülke ortalamasının biraz üzerinde olduğu gerçeği hesaba katıldığında, enflasyonda piyasa beklentilerinden bir miktar daha olumlu bir sürpriz ihtimalini stratejimle uyumlu buluyor ve Kasım ayı TÜFE enflasyonunun %1,15 olmasını bekliyorum. Böyle bir senaryo, hâlihazırda güçlü talep gören TL tahvil piyasasındaki iyimserliği tetikleyebilir.
İSO imalat sanayi PMI endeksi Kasım ayında 48,0’a yükselerek son dokuz ayın en iyi değerini verse de 50 eşiğinin altında kalmaya devam ediyor; yani tablo hâlâ teknik olarak “daralma bölgesi”. On alt sektörden yalnızca üçünde –elektrikli-elektronik, metalik olmayan mineral ürünler ve ağaç/kağıt– büyüme kaydedilmesi, sanayide yapısal dönüşümün emek yoğun alanlar aleyhine hızlandığını gösteriyor. Tekstil sektörünün 39,4 gibi tarihsel olarak çok zayıf bir seviyeye gerilemiş olması da bu hikâyenin en çarpıcı verilerinden biri. Bu tablonun bize söylediği, düşük katma değerli ve emek yoğun sektörlerin Türkiye’de rekabet gücünü kalıcı biçimde kaybetmeye devam ettiği ve katma değeri yüksek teknolojik ürünlere doğru stratejik hamlelerin gerekliliğinin arttığıdır.
GSYH’nin üçüncü çeyrek performansı, bu karmaşık resim içinde orta karar bir büyüme patikasına işaret ediyor: Yıllık %3,7; çeyreklik %1,1. İnşaatta %13,9; sanayide %6,5; finans ve sigortacılıkta %10,8; bilgi ve iletişimde %10,1’lik büyümeler ilk bakışta “sahadaki algıyla” çelişkili görünse de bunların 2024’ün aynı dönemiyle fiyat deflatörleri kullanılarak hesaplandığını unutmamak gerekiyor. Asıl üzerinde durmamız gereken kalem ise işletmelerin gelirden aldığı payı temsil eden net işletme artığı/karma gelir serisi. Burada son birkaç çeyrekte dipten kısmi bir toparlanma görülse de tarihsel karşılaştırmada hâlâ dibe yakın seviyelerdeyiz; yani “kârsızlık sorunu” sürdürülebilir büyümenin en kritik handikapı olmaya devam ediyor. Bu veri setleri çerçevesinde, Kasım ayı TÜFE gerçekleşmesine dair beklentimin %1,15 seviyesinde olduğunu belirtmiştim. Aynı zamanda gelen ılımlı 3Ç büyüme rakamları, soğumanın yavaş da olsa devam ettiğine işaret etti. Bu nedenlerle 11 Aralık tarihli TCMB Para Politikası Kurulu toplantısında 200 baz puanlık bir faiz indirimi olasılığını daha güçlü bulduğumu vurgulamak isterim. Enflasyon patikasına yönelik iyimserliğin korunması ve faiz indirimi sürecinin ölçülü bir çerçevede ilerlemesi durumunda TL tahvil cephesindeki pozitif eğilimin sürmesini beklerim. BIST100 tarafında da bu kombinasyonun, teknik anlamda 11.600 zirvesinin yeniden test edilmesi için zemin hazırladığı kanaatindeyim. Yılın son ayına girerken hem küresel faiz döngüsünün hem de Türkiye’nin enflasyon ve büyüme rotasının kesiştiği bu dar koridorda, veri odaklı ve seçici bir pozisyonlanma yatırımcılar açısından en makul strateji olmaya devam edecektir.