Fiyat denetimleri

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Zafer ÖZCİVAN

Ekonomist

Uzun yıllardan bu yana tartışma konusu olan fiyatların sürekli yükselişine çözüm arayışları devam ediyor. Hükümet, son aldığı kararla fahiş fiyatların önüne geçileceği hakkında kesin kararını açıkladı. Ancak çeşitli sektörlerdeki girdi maliyetleri, üretim ve zirai konularda yaşanan ekonomik zorluklar, satış sürecinde yaşanan olumsuzluklar vd. gibi etkenlerin de konu üzerinde etkili olduğu unutulmamalıdır.

Olaya bu bağlamda baktığımızda; İlk olarak sanayide hammaddeden ürün elde etmek için birçok aşama gerçekleşmektedir. Ülkemizde hammadde fiyatları genellikle döviz bazında uygulanmakta, döviz kurlarının yükselmesiyle birlikte hammadde fiyatları da yükselmektedir. Diğer taraftan sermaye güçlüğü içinde bulunan üretim işletmeleri, kredi kullanmak durumunda kaldıkları için pahalı olan hammadde fiyatlarına bir de kredi maliyetleri eklenmektedir. Tabii ki olay sadece hammadde fiyatları ile tekil değildir. Sürekli artan işçilik ücretleri, akaryakıt zamlarından doğan nakliye bedelleri, lojistik maliyetleri, kira giderleri sanayicinin işini zorlaştırmaktadır.

Bir ülkenin ekonomide güveni ancak üretimin arttırılmasıyla mümkündür. İhracatın artması, işsizliğin önlenmesi, döviz rezervlerinin yükselmesi, devletin vergi gelirlerinin çoğalması, uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzün artması, millî gelirimizin yükselmesi gibi birçok faktör üretim artışı ile sağlanabilir. Dolayısıyla fiyatların düşmesi, ancak girdi maliyetlerinin azaltılmasıyla mümkündür. Girdi maliyetlerini düşürmeden nasıl ve ne şekilde fiyatlar denetlenebilir? Yaklaşık iki yıldır yaşadığımız pandemi nedeniyle sanayici para kazanmaktan ziyade çarkını döndürmek, işçi çıkarmamak ve vergisini ödeyebilmek için çabalamaktadır.

Üretimde hammadde veya ara malların yaklaşık %40 ı ithal girdileri ile sağlanmaktadır. Dolayısıyla kısmen de olsa döviz kurları ile yakından ilgilidir.

Bir diğer konu, ‘tapusuz sanayi’nin önemidir. Bugün fabrikalar yüksek kira bedelleri veya yüksek gayrimenkul fiyatları yüzünden istedikleri şekilde büyüyememekte bu da üretim artışına engel olmaktadır. Devlet organize sanayi bölgeleri kurulum aşamasında sanayiciye ücretsiz arsa tahsis etmeli, mevcut destekleri biraz daha güçlendirmelidir. Ayrıca sanayide haksız rekabet koşulları kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır.

Gıda fiyatları konusu oldukça önemli duruma gelen fiyat artışları sonucu özellikle dar gelirlilerin geçimini oldukça zorlaştırmıştır. Öncelikle sebze ve meyve üreticileri, bakliyat üreticileri oldukça problemli ve hatta bu yıl yaklaşık 300 bin çiftçinin işlerinden vazgeçtiği yazılıyor.

Çiftçinin esas giderleri olan gübre, ilaç, mazot gibi harcamaları düşürülmeden fiyatların düşmesi beklenemez. Öte yandan ekonomi yönetimi bazı sanayi ürünlerinde haklı olarak (yerli sanayi geliştirmek için) uyguladığı ithal ürünlerde gümrük vergisinin sıfırlanmasını bakliyat ürünlerinde de uygulama kararı almış bulunuyor. Tarım ülkesi olan ülkemize uygun bir tarım politikası uygulamadığımızdan olmalı ki buğdayı çiftçiden daha yüksek bedel ödeyerek ithal ediyoruz. Neden böyledir anlam veremiyorum. Üreticiler sadece gübre, mazot gibi maliyetlerle kalmıyor. Toptancı halde ürünlerini satabilmek için komisyon ödemek durumundalar. Nasıl ki emlak veya menkul kıymetler borsası varsa sebze meyvenin de borsası hallerdir. Başka bir ifade ile hallerden vazgeçilmesi mümkün değildir. Nakliye, ambalaj, mazot fiyatlarının yüksekliği de ister istemez fiyatları yükseltmektedir. Bugün İzmir’den İstanbul’a gelen bir kamyon yaklaşık 1,000 TL otoyol geçiş ücreti ödemek zorunda kalmaktadır.

Çözüm olarak iyi, uygulanabilir bir tarım politikası izlenmeli, çiftçinin girdi maliyetleri düşürülmelidir. Marketleri kontrol etmekten ziyade fiyat yüksekliğinin sebepleri araştırılarak çözüm aranmalıdır. Esnaf bu kadar yoğun rekabet ortamında fahiş fiyat uygulayamaz ve uygulamamalıdır.

Elektrik, su, doğalgaz fiyatlarına gelen zamlar da tüketiciler tarafından eleştirilmekte, hatta ödeyemeyen ailelerin de olduğu bilgisi gelmektedir. Elektrik faturasında yer alan bu kalemler tüketim bedelinin yaklaşık %20 sine tekabül etmektedir.

TÜİK in açıkladığı büyüme oranı son üç ayda %21 civarında ifade edildi. Ekonomik büyüme milli gelirin artması, üretim hacminin genişlemesi ve en önemlisi kişi başına düşen milli gelirin artması anlamına gelir. Fakat vatandaş olarak baktığımızda inandırıcı gelmiyor. Özellikle dar gelirlilerin aldıkları emekli maaşları veya asgari ücretliler için hayat koşulları her geçen gün zorlaşmakta, bu grup vatandaşlar geçim zorluğundan kurtulamamaktadır.

Sonuç olarak fiyat denetimlerinden sonuç almak, girdi maliyetlerinin azaltılması ile mümkündür.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
İktisadi yaşamak 20 Ekim 2021