“Fiyat rekabetinin” yerine “eğitim/ teknoloji rekabetini” koyabilseydik…
Konuşup/söylemek yerine, yapsaydık/uygulasaydık:
Bugün kalkınmayı başarmış, refahı yakalamış mıydık?
***
Örneğin…
1980’lerin sonunda başladık söylemeye:
Sanayide/üretimde değişim/dönüşüm zamanı diye…
***
90’lar, 2000’li yıllarda da devam ettik söylemeye…
“Fiyat rekabeti yerine, “teknoloji/eğitim rekabeti” yapmalıyız…” da diyorduk…
***
Cumartesi günkü Dünya Gazetesi haberi:
TÜSIAD tarafından hazırlatılan Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi, 2025 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 3 oranında yükseldi.
Ve 88.7 değerini aldı…
Rapora göre, enerji dışında diğer yurt içi maliyet kalemlerindeki değişim rakip ülkelerin altında gerçekleşti…
***
Bir gerçeği kaçırmamalıyız…
Kalite/teknoloji/eğitim rekabetinin yerine fiyat rekabetini koyunca:
Genelin maliyetlerini (enerji, navlun, işçilik…) düşürsen de, yakaladığın şeyin adı “verimlilik” olmuyor…
Rekabetçi yapıya kavuşmak da hayal oluyor…
VELHASIL
“Kapasite fazlasına rağmen”, düşük teknolojiyle kurulan/açılan fabrikalar/ mağazaların, işgücü/enerji/ navlun/kira maliyetlerinin düşürüldüğünü kabul edelim…
***
Soru şu:
Toplanan vergilerden sağlanacak bu sübvansiyon ile söz konusu tesislerin rekabet edebilirliklerini artırmış mı oluyoruz?
***
Örneğin un üreticileri…
Mevcut ihtiyacın (ihracat dahil) iki katı kapasiteye sahipken;
Gelişmemiş ülkelerde, fiyat rekabeti ile birbirinin pazarını budarken/baltalarken;
Kapasite fazlasına rağmen, yeni yatırıma izin verilirken;
Ve gelişmemiş ülkelerde de un fabrikaları kurulmaya başlamışken, rekabet edebilirlikte maliyetlerin önemi hangi sırayı alır?
***
(Ar-Ge elemanları, mühendisler çalıştırmayı zorunluluktan değil, gereklilik olduğu için seçen ve şuanda gelişmiş ülkelerin talep ettiği ürünleri üretenlerin, “maliyet kalemini” ikinci aşamada değerlendirdiklerini biliyorum…)