Fiyatlar hiç artmasa ne olur ki, vatandaşı mevcut fiyatlar eziyor!

Alaattin AKTAŞ
Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ ala.aktas@gmail.com

✔ Vatandaşın enflasyona ezdirildiği ezdirilmediği tartışması yine alevlendi. Bırakın geçmişle olan kıyaslamaları ve bugüne bakın. Bu gelir ve fiyat düzeyiyle vatandaş rahat geçinebiliyor mu, geçinemiyor mu, soru bu.

✔ Vatandaş fiyat artışının değil, mevcut fiyat düzeyinin altında zaten eziliyor. Dolayısıyla bugünden sonra doğru ölçülen enflasyonla paralel bir zam da verilse refah artmayacak demektir.

Siyasetçilerin ve onlara gözü kapalı destek çıkanların klasik atışması son günlerde yine alevlendi. Bir taraf şunu söylüyor:

“Şu kadar zamanda ücretler şu kadar arttı, alım gücü şöyle yükseldi...” Tabii ki karşı görüş de var:

“Zamanında bir asgari ücretle şundan şu kadar almak mümkündü, şimdi onun ancak yarısı alınabiliyor...”

Kendinizi zorlar ve bir tarafta yer almak isterseniz yaklaşımınıza uygun bir doğru mutlaka bulursunuz.

Sevdiğiniz lidere, kendinizi ait hissettiğiniz siyasi partiye göre siz de bir tarafta yer alırsınız. Gerçeği biraz farklı yaşıyor olsanız da...

Vatandaşın alım gücünün nereden nereye geldiğini irdelemek için öyle yıllar öncesine dönmek çok da gerekli değil. Hele hele tüp kuyruklarından söz edenler yalnızca yaşlarını ele vermiş oluyor, o kadar! Köprülerin altından çok sular aktı, koşullar çok değişti.

Boş verin geçen yılı; on yıl, yirmi yıl önceyi... Bugün durum ne, ona bakın!

Dar gelirli vatandaş, küçük esnaf, küçük bir işletme sahibi eline geçen parayla geçimini rahat bir şekilde sağlayabiliyor mu, sağlayamıyor mu, önemli olan bu.

Bu köşede yaklaşık bir yıl önce, geçen yıl 7 Ekim’de yer verdiğimiz yazıda enflasyonun yüzde 100 doğru ölçüldüğü varsayımından yola çıkarak bir görüş dile getirmiştik. İşte son günlerin tartışmaları o yazıyı çağrıştırdı.

Bir yıl önce “Enflasyon hilesiz hurdasız ve kötü niyet olmaksızın eksiksiz bir şekilde tam ölçülüyor olsa, bu enflasyona göre maaş ve ücret artışı verilmesi vatandaşı rahatlatır mı” diye sormuştuk.

Son dönemdeki temel tartışma konusu da aslında bu.

Enflasyona ezilmek ya da ezilmemek...

Tüm tartışmaların odağında bu yaklaşım var.

Enflasyon gelir artışının üstünde mi, değil mi?

Adını başka türlü koysak da temelde tartışılan enflasyon kadar ücret artışı olup olmadığı.

Peki gelirler enflasyon kadar artıyorsa sorun yok mu?

Can alıcı soru bu işte! Gelirler enflasyon kadar artarsa geçim zorluğu geride mi kalıyor yani?

Gelin şimdi geçen yılki yazımıza dönelim, o yazıdan alıntı yapalım. Çünkü bugünlerde bu konuyu çok konuşacak gibiyiz...

HERKES AÇIKLANAN ENFLASYONA İNANSA...

Açıklanan enflasyon oranlarına inanan, bu oranları doğru bulan neredeyse yok. Konu enflasyon oldu mu, parti ayrımı pek kalmıyor ve bu oranların inandırıcı bulunmadığı hemen herkes tarafından dile getiriliyor.

TÜİK’in enflasyon oranlarıyla oynanıyor mu, bir müdahale var mı? Bu soruya evet diyebilmek için elde veri olması gerekir. Çarşıdan pazardan alınan üç beş fiyatla TÜİK’i yalanlayacak bir oran ortaya koymak gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Fiyat endeksleri yüzlerce mal ve hizmetin fiyatı izlenerek oluşturuluyor. Oranlara kuşkuyla bakılması da her mal ve hizmeti herkesin kullanmıyor olmasından kaynaklanıyor.

Siz sigara kullanmıyorsunuz ama endekste sigara da var. Kendi evinizde oturuyorsunuz ama endekste kira da kapsanıyor. Otomobil almanız söz konusu bile değil ama endekste otomobile de yer veriliyor.

İşte belki vatandaşın hiçbir zaman kullanmadığı mal ve hizmetlerin fiyatındaki artış düşük kalınca ve bu durum genel oranı aşağı çekince, öte yandan başta gıda maddeleri olmak üzere sürekli tüketilmek durumunda olunan kalemlere yüklü zamlar gelince ortalamayı gösteren endeks gerçekçi bulunmuyor.

Geçim derdine çare mi?

Varsayalım ki TÜFE’nin ortaya koyduğu oran yüzde 100 doğru. Hesaplama dört dörtlük!

Vatandaş da açıklanan oranlara inanıyor, aklında hiç soru işareti yok; kimse “Pazardaki enflasyon en az yüzde 30-40, ne yüzde 10’u” demiyor.

Ekim ayından itibaren böyle olduğunu, Türkiye’de enflasyon oranlarıyla ilgili tartışmanın bıçak gibi kesildiğini varsayalım.

Bu durum vatandaşın geçim derdine çare olacak mı?

Maaş 3 bin lira, herhangi bir ürünün kilosu 100 lira; maaş 6 bin lira, o ürünün fiyatı 200 lira. Ne anladık ki maaş zammından!

FİYATLARI SABİTLESENİZ NE OLUR Kİ?

Hadi enflasyonu doğru ölçmenin bir adım daha ötesine geçelim ve fiyatların da, ücretlerin de sabitlendiğini varsayalım.

Enflasyon sıfır, maaş ve ücret artışı da.

Toplumun çok büyük bir kesimi bu sayede rahat bir nefes alabilir ve artık geçim zorluğunu yenebilir mi yani?

Bu soruya evet demenin açıklaması olsa olsa şu olur:

“Şu anki fiyatlarla tüm çalışanlar ve emekliler gayet rahat geçiniyor. Yeter ki bundan sonra enflasyon yükselmesin...”

AMAÇ REFAHI ARTIRMAK, BUGÜNKÜ DÜZEYİ KORUMAK DEĞİL

Enflasyonu yok etsek bile geniş kitlelerin bugünkü gelirleriyle rahat bir yaşam sürdürmeleri olanaksız.

Tabii ki ne enflasyonu sıfırlamak mümkün, ne gelir artışını. Ayrıca enflasyon tam ölçülüyor olsa bile bu oranın birkaç puan üstünde artış verildiğinde dahi kayda değer bir refah artışından söz edilemez.

Dolayısıyla vatandaş aslında fiyat artışının değil, bugünkü fiyat düzeyinin altında eziliyor.

Buna bir de fiyatlardaki artış eklendiğinde fiyat düzeyi daha da “ağır”, daha da “ezici” hale geliyor.

Yani bizim temel sorunumuz enflasyonun eksik ya da yanlış ölçülmesi değil, bizim sorunumuz vatandaşın bugünkü fiyat düzeyine yenik düşmüş olmasıdır.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bindik bir alamete... 25 Ekim 2021