21 °C
İlter TURAN
İlter TURAN SİYASET PENCERESİ dunyaweb@dunya.com

Fransız maceraperestliği

Son dönemde Fransa’nın dış politikasındaki davranışları şaşırtıcı, hatta diplomasi dilini tercih etmeyenler açısından, çileden çıkarıcı nitelikte. İster Macron’un Lübnan’da sergilediği emredici tavır, ister Suriye’de hala sömürge döneminden kalan nüfuzunun sürdüğü vehimleri olsun, sömürge imparatorluklarının sömürgecilik sona erdikten sonra sergiledikleri küstahlığı hatırlatıyor. Tabii bir sorun var, Fransız imparatorluğu sona ereli çok zaman oldu. Fransa ne yapmak istiyor, özlemleri ile imkanları arasında bir uyum var mı?

Türkiye açısından bakıldığında, Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki sorunlara müdahil olması Türkiye’yi rahatsız ediyor. Fransa’nın davranışlarını nasıl açıklıyorsunuz?

Fransa’nın izlediği siyasetin ardında farklı saikler bulunuyor. Bunların bir kısmi tarihi nedenler, diğerleri daha güncel. Güncel olarak Doğu Akdeniz’de yeni enerji kaynaklarının bulunması Fransa’yı heyecanlandırmış görünüyor. Kendi şirketlerinin bu kaynakların istismarında faal rol almasını istiyor. Ayrıca, enerji gelirinden pay alacak ülkelere mal ve hizmet satmayı arzuluyor.

İkinci olarak, Fransa AB içinde kendisini Almanya ile eş konumda görüyor. Tabii bu doğru değil, kendisi daha zayıf bir ortak. Bu zaafını telafi etmek için AB’nin askeri gücü olmak istiyor; iktisadi liderlik ise zaten Almanya’da. Almanya, tarihi nedenlerden dolayı büyük bir askeri güç geliştirmekte ve özellikle bu gücü ülke dışında kullanmakta son derece isteksiz. Ancak, ilginç tasavvurlarına rağmen Fransa’nın askeri tarihi Napolyon’dan başlayan, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını ve Hindi-Çin mücadelelerini kapsayan dönemde başarılarıyla temayüz etmiyor. Her defasında Fransa’yı düştüğü dardan başkaları, özellikle İngiltere ve ABD kurtarmış.

Ama yine de bu imparatorluk algısı süregeliyor. Şu sıralarda ABD’nin dünya sahnesinde gerilemeye başlaması bu algıyı nasıl etkiliyor?

Fransa, ABD’nim Avrupa savunmasının bir parçası olmaya ve Almanya’nın da ABD’nin Avrupa’yı savunma taahhüdüne güvenmeye devam ettiği sürece, savunmadaki rolünün üçüncü derecede demesek bile, sadece ikinci derecede kalacağını biliyor. Bu durumda, Fransa’nın “NATO’nun artık faydası kalmadığı, beyin ölümünün gerçekleştiği” şeklindeki yaklaşımı aslında ABD’yi Avrupa savunmasından koparmayı, görevi Fransa’nın kendine biçtiği rolü üstlenmesini öngörüyor.

Ancak, sorunuz Fransa’nın neden kendini hala büyük bir Avrupa gücü olarak gördüğüne atıfta bulunarak, bizi Fransa’nın davranışının üçüncü kaynağına götürüyor: Sömürge imparatorluğu geçmişi. Macron, Lübnan’daki üzücü patlamadan hemen sonra bu ülkeyi ziyaret etti. Daha bir ay geçmeden tekrar gelerek Lübnanlılara eğer yardım almak istiyorlarsa neler yapmaları gerektiğini dikte etti. Fransa’nın sahil ülkelerinde askeri mevcut, Suriye’de de az sayıda askeri var. Şimdi Güney Kıbrıs’ta da üs edinmeye çalışıyor. Sanıyorum “muhteşem” geçmişlerini yeniden inşa etmek peşindeler.

Fransa, benzer bir şekilde, Türkiye ile ilişkilerinde de görüşmek yerine istediklerini dikte etme temayülünde. Bu yaklaşım herhalde müttefiklerin birbiriyle iş görme biçimi olmasa gerek?

Eğer Fransa Türkiye’nin müttefiki ise, kendisinden beklenen, diğer iki müttefik olan Türkiye ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki uzlaşmazlıklarından kaynaklanan gerilimi düşürmeye yardımcı olmaya çalışmaktır. Maalesef, Fransa bir müttefik gibi davranmamış, mücadelenin bir parçası olmuştur. Böylelikle NATO’daki Türk-Yunan sorununa bir de Türk-Fransız sorunu eklenmiştir. Bu durum gerçekten üzücüdür çünkü bu iki ülke 15. yüzyıldan başlayan her iki tarafından da yararlandığı köklü bir ilişkiye sahiptirler ama Macron tabutun son çivilerini çakmaya hazır görünmektedir.

AB şu sıralarda kendi içinde de bölünmüş görünüyor. Fransa’ya frenleyebilir mi?

AB, kendi içinde ortak dış siyaset tutumları oluşturamayacak kadar bölünmüş durumda. Türkiye’ye karşı ortak bir tutum belirlenmesinde de güçlük yaşıyor. Çoğunluk Türkiye’nin müzakerelere çekilmesini tercih ediyor. Fransa-Yunanistan-Güney Kıbrıs üçlüsünden başka herhangi bir ülke Türkiye ile girişilecek bir çatışmanın içinde yer almak istemiyor.

Bu koşullar altında Türkiye’nin benimseyebileceği en iyi yaklaşım nedir: Fransız tahriklerine doğrudan cevap mı vermek, yoksa AB içindeki müttefikleriyle iletişim mi kurmak?

Kanaatimce Fransa’nın icraatına odaklanmak yerine diğer AB üyeleriyle temas ederek Fransa’nın tahrikkar davranışlarının tüm AB için sıkıntı yaratacak sonuçlara yol açacağını etkili biçimde aktarmak daha doğru olacaktır.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap