16 °C
Osman ULAGAY
Osman ULAGAY DÜNYA GÖZÜ

Futboldan ekonomiye masallar ve gerçekler

Futbolda kaygılı taraftarlar masallarla avutuluyor. Ekonomide de benzer bir durum var aslında. Geçen yılki derin krize “büyümede dünya şampiyon olma” hevesi yüzünden girmiştik. Seçimlere odaklanmış olan iktidarın attığı adımlar ve özellikle faiz politikası konusunda dış dünyaya verilen mesajlar Türkiye’yi derin bir döviz krizine sürükledi.

Futbolda Avrupa kupalarına katılan takımlarımızın birer birer elimine olmasından sonra Hürriyet gazetesinin spor sayfasındaki iri puntolu manşete takıldı gözüm: “TAM BİR FELAKET”. Alt başlıkta da Türk futbol takımlarının Avrupa’da son 7 yılın en kötü performansını sergilediği belirtiliyordu. Aynı haberi “DİBİ GÖRDÜK” manşetiyle veren Sözcü gazetesi ise futbol milli takımımızın da dibe vurduğunu ve dünya klasmanında 39.sıraya kadar düştüğünü hatırlatıyordu.
2002 yılında dünya üçüncüsü olan Türkiye’nin futbolda nereden nereye geldiği meydanda. Arada bir televizyondan yayınlanan maçlara göz atıyorum, Almanya’da, İspanya’da, İngiltere’de yoğun ilgi var lig maçlarına, bizde ise pek çok maç neredeyse boş tribünlere oynanıyor. Türkiye süper liginde iddialı olan ve ülkemizi Avrupa’da temsil eden takımların kadrolarında “yerli ve milli” futbolcu bulmak iyice zorlaştı. İyi futbolcu yetiştiremiyoruz, nadiren yetişeni de başkalarına kaptırıyoruz. Önde gelen kulüplerimizin ekonomik durumu da evlere şenlik bir görünüm arz ediyor.

Futbolumuzda hal böyleyken kaygılı taraftarlar masallarla avutuluyor. Bu yıl da öyle oldu. Büyük vaatlerle göreve gelen kulüp başkanlarının ve yılların eskitemediği, şişkin egolu futbol hocalarımızın anlattıkları masallar, Avrupa’da final oynama rüyaları şimdiden birer hayal oldu ve sezon ortasında acı gerçekle baş başa kaldık.

Ekonomideki masal dünyası

Ekonomide de benzer bir durum var aslında. Geçen yılki derin krize “büyümede dünya şampiyon olma” hevesi yüzünden girdik. Ekonomimizin bir kur krizine doğru sürüklendiği çok açıktı, finans dünyasının önemli kuruluşları da bunu görüyor ve bizi uyarıyordu ama bu uyarılar tepkiyle karşılandı ve piyasalarla inatlaşmaya girildi. Geçen hafta açıklanan 2019 Yılına Girerken Türkiye ve Dünya Ekonomisi başlıklı TÜSİAD raporunda da belirtildiği gibi, geçen yıl haziranda yapılacak olan seçimlere odaklanmış olan iktidarın attığı yanlış adımlar ve özellikle faiz politikası konusunda dış dünyaya verilen mesajlar Türkiye’yi derin bir döviz krizine sürükledi. Trump gibi bir tuhaf kişi tarafından yönetilen ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilim de bu krizi ağırlaştırdı.

Güzel günlerin yakın olduğu masalı anlatılıyor

Şimdi gene önümüzde bir seçim var ve bir kez daha ekonomide her şeyin yolunda gittiği, güzel günlerin yakın olduğu masalı anlatılıyor. Yandaş medya bu amaçla kullanılıyor, kamu bankalarının tepe yöneticileri parlak tablolar çiziyor. Bugüne kadar bu konuda hiçbir şey yazmadım, krizden çıkma çabalarının nasıl gelişeceğini görmeden yorum yapmak istemedim. Şimdi gelinen noktada, ekonominin gerçekleriyle yüzleşerek gerekli önlemleri alma çabasının bir kez daha ikinci plana düştüğünü ve halkı masallarla avutma çabasının yeniden öne çıktığını gördüğüm için bazı noktalara değinmek ihtiyacını duyuyorum.

Ekonominin gerçekleri

Türkiye ekonomisi geçen yıl yaşanan derin döviz krizi nedeniyle halen derin bir
küçülme yaşamakta ve krizden çıkış için ciddi boyutta dış finansmana ihtiyaç duymaktadır. IMF ile anlaşma yoluna gidilmediği için bu finansmanın öncelikle uluslararası piyasalardan sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle uluslararası finans piyasalarının Türkiye ile ilgili değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin piyasalardan kötü bir dayak yedikten sonra enflasyonu dikkate alan bir faiz politikasına yönelmesi kurun belli bir bant içinde istikrara kavuşmuş görünmesini sağlamıştır ama piyasalar mali disiplinin ve kurdaki istikrarın korunacağına fazla güvenmemektedir.
Türkiye ekonomisi kriz nedeniyle hızla küçülmeye zorlanınca cari açık da hızla azalmaya başlamıştır. Ancak finans piyasaları ve IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü) gibi ciddiye alınması gereken kuruluşlar, bu düzeltmenin tamamen ekonomideki küçülmeden kaynaklandığını ve kalıcı olmadığını düşünmektedir.

Küresel piyasalarda paranın bol olduğu dönemde yüksek miktarda döviz kredisi kullanan ve çarpıcı kur şokuyla birlikte iç piyasadaki hızlı daralmadan da darbe yiyen özel sektörün borçlarının nasıl yeniden yapılandırılacağı konusunda kapsamlı bir planın bulunmaması da finans piyasalarını tedirgin etmektedir.

Hızla değer kaybeden Türk lirasının Türkiye’deki varlıkları ucuzlatması ve Türkiye’nin dünyadaki düşük faiz ortamında cazip görünen bir faiz getirisi sağlaması bizim borsalara ve tahvil piyasalarına ilginin artmasına yol açmıştır ama bunun kalıcı bir çözüm olmadığı açıktır.
Kalıcı çözümlere masallar yerine gerçeklere odaklanarak varabiliriz.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap