G-186'yı hazmetmek
Dünya Bankası Başkanı dün Pittsburg'ta G-20 toplantısında yapılan çalışmanın İstanbul'da G-186'da ele alındığını, genel kurulda da somut kararlara bağlanacağını söyledi. Bizse bir yandan dünyadaki gelişmeleri, krizin geleceğini, diğer yandan ülkenin ekonomisinin durumunu ve Türkiye-IMF anlaşmasının gerekip gerekmediğini öğrenmeye çalıştık. Şimdi 8 Ekim'den başlayarak edindiğimiz bilgiler ışığında elde ettiklerimizi hazmetmeye çalışacağız.
Dünya Bankası ve IMF genel kurulu öncesi yapılan ve çok farklı kişilerin, çok farklı değerlendirmelerini ortaya koydukları basın toplantıları, seminerler, özel açıklamalar 1 Ekim'den düne kadar İstanbul Kongre Merkezi'nde gerçekleşti. Dünya Bankası Başkanı'nı Zoellick, Pittsburg'taki G-20 toplantısında alınan kararların şimdi İstanbul'da G-186'da ele alınacağını belirterek bugün ve yarın yapılacak genel kurulun önemine değindi.
Bu toplantılar ile dünyanın en önemli kurumlarının yöneticileri ve ekonomistleri görüşlerini belirtirken, biz de bir yandan dünyadaki yeni gelişmelerin neler olabileceği konularını araştırdık. Krizden nasıl çıkılacağı konularında ipuçları elde etmeye çalıştık. Bir yandan da dünya ekonomisinin önde gelen aktörlerinin Türkiye ekonomisini ve içinde bulunduğumuz durumu nasıl değerlendirdiklerini öğrenmeye çalıştık. Ayrıca, Türkiye IMF ilişkileri konusunda tavrımızın ne olması gerektiği konusundaki düşüncelerini öğrenmeye çalıştık.
Toplantılar öncesinde hem IMF yetkililerinin, hem Türk hükümet temsilcilerinin IMF-Türkiye ilişkilerinin bu dönemde ele alınmayacağını, toplantı sonrasında görüşmelerin süreceğini açıklamalarına karşın, bu konu sürekli olarak gündemde kaldı. Türk medya mensupları hem IMF, hem Türk yetkililerine, hem de Roubini gibi kişilere hep bu konudaki değerlendirmelerini sordular. Ali Babacan'ın bir soru üzerine "IMF'ye güvenmediğimiz için bugüne kadar anlaşmaya imza atmadık" şeklinde yapılan çeviri yankı uyandırınca 24 saat sonra, Babacan, "IMF'ye güvenmediğimiz için anlaşma yapmadık, demedim. Güven kelimesini kullanmadım. IMF'nin önerilerine inanmadığımız için, ikna olmadığımız için anlaşma imzalamadık dedim" açıklamasını yaptı. Temel anlaşmazlık maddelerinden birinin bütçeyi bozacağı için merkezi hükümetten belediyelere aktarılan kaynaklar konusu olduğunu, diğerinin vergi idaresi özerkliği talebi olduğunu söyleyen Babacan, "Türkiye'de özerklik ve bağımsızlık gibi kavramlar yeni. Henüz bu konuda olgunluğa ulaşılmış değil" diyerek bu konudaki çekincelerini tekrarladı.
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz başta olmak üzere bu konuda değerlendirme yapan, sorulara yanıt verenler, Türkiye'nin büyümesi için kaynağa ihtiyacı olduğunu, IMF anlaşmasının da bu açıdan değerlendirilebilecek bir dış kaynak olduğu şeklinde yorumlarda bulundular. Dünya Bankası ve IMF başkanları da (Roubini ve Arnab Das gibi), ekonomistler de Türkiye'nin krizde erken toparlanacak ülkeler arasında yer alabileceği değerlendirmelerini yaptılar. Reformist politikaların sürmesini önerdiler.
Dünya Bankası ve IMF genel kurulları başlarken dünya açısından yapılan değerlendirmelere baktığımızda, bir iyileşmenin başlandığı konusunda birleşildiğini, ancak, yeni dönemin yeni sorunlar ve tuzaklar içerebileceğinden korkulduğunu görüyoruz. Hemen hemen bütün açıklamalarda bu ikilem göze çarpıyor. Amerika'nın tüketimini azaltması, Çin'in tüketimini artırmasının önemi üzerinde duruluyor. Ama hemen ardından bunun tek başına yeterli olamayacağı da belirtiliyor. Denetimlerin artırılması, yoksullara daha çok yardım edebilecek fonların oluşturulması da üzerinde durulan konular arasında.
Sanırım 2 günlük genel kurulu yaşadıktan ve IMF-Dünya Bankası genel kurulunun son değerlendirme metnine ulaştıktan sonra, 1 Ekim-8 Ekim arasında duyduklarımızı, dinlediklerimizi daha iyi değerlendirmek ve hazmetmek için zamana ihtiyacımız olacak. Sanırım bu hazmetme dönemimizde IMF-Türkiye ilişkileri de açıklık kazanacaktır.
Ancak, şimdiden söyleyeceğimiz IMF-Dünya Bankası'nın kalabalık İstanbul buluşmasında Türkiye'nin başarılı bir uluslararası organizasyona imza attığı gerçeğidir. Çünkü, bu konunun altı; IMF-Dünya Bankası yöneticileri ve birçok katılımcı tarafından defalarca vurgulanmıştır…