Gayrimenkulde belirsizlik içinde yol alma (Navigating the Fog)
Gayrimenkul piyasasında bazen öyle anlar olur ki, bütün modeller, bütün ezberler, hatta yıllardır kullandığınız bütün “okuma biçimleri” sisin içinde kalır. PwC-ULI’nin Gayrimenkulde Gelişen Trendler Avrupa 2026 Raporu’nda kullandığı o ifade “Navigating the Fog” aslında son birkaç yıldır hepimizin hissettiği duyguyu tarif ediyor.
Ne tam bir durgunluk var, ne de net bir toparlanma. Ne fiyatlama davranışları rasyonel zemine oturmuş durumda, ne de yatırımcı risk iştahı tamamen kaybolmuş. Arada bir yerdeyiz, gidip geliyoruz…
Geçtiğimiz hafta içerisinde sektörün üç önemli isminin Ersun Bayraktaroğlu, Neşecan Çekici ve Firuz Soyuer’in raporu birlikte el aldıkları bir etkinlik gerçekleştirildi. Üzülerek de olsa katılamadım; ancak raporu inceleme şansım oldu. Görüşlerimi aktarmaya gayret edeceğim… Öncelikle, raporda öne çıkan yeni tema başlıkları bizim coğrafyada da yeni bir yol arayışını kaçınılmaz kılıyor…
Diğer taraftan, raporun altını çizdiği önemli bir gerçek var: klasik konut piyasası dünyada da kendi ağırlığını artık tek başına taşıyamıyor. Yüksek faiz ortamı, maliyet baskısı, demografideki kaymalar ve değişen yaşam tarzları; yatırımcıyı da, geliştiriciyi de farklı segmentlere yönlendiriyor. Türkiye’de ise çoğu zaman “konut fiyatı ne olacak?” sorusuna sıkışıp kalıyoruz. Oysa tabloyu genişlettiğimizde, tıpkı raporda olduğu gibi, çok daha farklı bir resim çıkıyor karşımıza…
Örneğin datacenter yatırımları… Bundan 10 yıl önce gayrimenkulün konusu bile değildi. Şimdi PwC raporunda “essential infrastructure investment” kategorisinde, büyümenin ana eksenlerinden biri olarak geçiyor. Enerji altyapısı, veri güvenliği, cloud kapasitesi… Bizde hala bu alanı konuşan çok az ama işte o sessizlik bazen fırsatın kendisidir. Bu tür altyapı yatırımlarının bölgesel kalkınma üzerindeki etkisini birkaç yıl sonra çok daha somut göreceğiz…
Dünyada da talep güçlü, üretim yok
Öğrenci konutları da aynı şekilde raporda “demographics will define demand” başlığının altına yerleşmiş durumda. Yani talep artık nüfustan, göçten, mobilite tercihlerinden geliyor. Türkiye’de yıllardır söylediğimiz, “talep güçlü, üretim yok” cümlesi küresel ölçekte de teyit edilmiş durumda. Son yıllarda uluslararası fonların bu alana ilgisi, bizdeki arz açığının aslında ne kadar büyük ve kronik olduğunu dışarıdan gösteren bir ayna işlevi görüyor…
Serviced apartments tarafı da yine PwC– ULI’nin trend setinde öne çıkan segmentlerden biri. Turizmin niteliği değiştikçe, iş seyahatleri uzadıkça, hibrit yaşam biçimi yaygınlaştıkça bu segment klasik otel-konut ayrımının tam ortasında kendine özgü bir yer açıyor. Türkiye’de özellikle İstanbul ve Antalya bu konuda potansiyeli yüksek şehirler…
Ve sağlık altyapısı… Raporun “niche to essential real estate” başlığında geçen en kritik alanlardan biri. Yaşlanan nüfus, kronik hastalık yükü, bakım ihtiyacının artması… Bunlar yalnızca sağlık politikası konusu değil; aynı zamanda gayrimenkulün yeni ölçeği. Türkiye’de bence en az konuştuğumuz ama en çok ihtiyaç duyacağımız segmentlerden biri. Benzer şekilde retirement (emeklilik odaklı yaşam) projeleri de orta vadede kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir.
Co-living ise genç kuşağın konuta erişim krizinin bir yan ürünü olarak tüm dünyada hızla yayılıyor. Rapor bu alanı “affordability-driven models” içinde değerlendiriyor. Türkiye’de henüz ölçeği sınırlı ama 25-40 yaş aralığının gelir-kira makası açıldıkça, paylaşım temelli bu modeller kaçınılmaz şekilde görünür hale gelecektir.
Affordable housing (erişilebilir konut) ise tüm başlıkları birbirine bağlayan o temel soruyu tekrar önümüze getiriyor: Biz hangi gelir grubu için, hangi finansman modeliyle, hangi arazi politikasını uyguluyoruz? PwC-ULI çalışmasında bu segment, “critical but structurally under-supplied” olarak geçiyor. Yani ihtiyaç büyük ama modeller eksik. Türkiye için bu ifade neredeyse birebir geçerli. Talep güçlü, arz pahalı; finansman kısıtlı, maliyet yüksek; genç kuşak sıkışmış; üretici temkinli. Dolayısıyla belirsizliğin içinde “yol alma” arayışı tam da burada düğümleniyor.
Kısacası PwC’nin 2026 raporu bize “dünya artık konutu merkeze koyup diğer segmentleri onun etrafında sıralamaktan ziyade; gayrimenkulün bütün segmentleri, teknoloji ve demografi tarafından yeniden tanımlanıyor” ifadelerini söylüyor…