Gayrimenkulde veriyi ararken, aslında kendimizi arıyoruz
Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği’nin Mayıs 2026’daki 20nci Gayrimenkul Zirvesi için başlattığı Zihin Atölyeleri serisi geçtiğimiz günlerde ilk toplantısını yaptı. “Veriyi Anlamak, Veriyi Doğru Anlamlandırmak” başlığıyla İstanbul’da düzenlenen bu buluşmada, kamu ve özel sektörün içinden gelen çok sayıda isim aynı masaya oturdu. Sektörde uzun süredir dile getirilen veri tartışması bu kez daha farklı bir derinlikte ele alındı; konuşmalar ilerledikçe hem mevcut fotoğrafın hem de eksiklerin daha net göründüğü bir çerçeve oluştu.
Dünya 2000’lerden itibaren bambaşka bir ivmeye girdi. Dijitalleşme, otomasyon, akıllı şehirler derken her gün, dünkü toplamdan daha fazla veri üretmeye başladık. Bu hız, kendi başına bile sektörleri geride bırakabilecek kadar büyük. Gayrimenkul de bu dalganın dışında değil tabi ki. Uzun süredir herkes veriden söz ediyor; fakat masaya oturup detaylara indiğinizde konu veri bolluğu olmuyor, verinin kendi içinde nasıl anlam kazandığı oluyor.
GYODER’in çalıştayında bu tablo daha görünür hale geldi diye düşünüyorum. Sohbet ilerledikçe, “çok veri”nin tek başına bir şey ifade etmediğini; aynı bilgiye bakan insanların bile farklı manzaralar gördüğünü fark ettik. Sorun verinin azlığı değil, verinin tutarlı bir dil kuramaması sanki.
Aslında, Türkiye’de veriye ulaşmak kolay. TÜİK’ten Tapu Kadastro’ya, değerleme raporlarından belediye kayıtlarına, hatta ulusal coğrafi bilgi platformuna kadar geniş bir alan var. Ama bunların çoğu aynı cümlenin içinde yan yana duramıyor. Bir kısmı geç geliyor, bir kısmı eksik kalıyor, bir kısmı başka bir kategoriye göre sınıflandırılmış. Böyle olunca, sektörü takip eden herkes başka bir harita üzerinden okuma yapmak zorunda kalıyor.
Değişen dünya bakışı…
Dünyadaki eğilim daha farklı. Veri merkezleri, akıllı şehir yaklaşımları, enerji performansı yüksek yapılar… Bunların hepsi bilgiyi taşıyan varlıklar artık. Gayrimenkulde “taşın değeri” yıllardır konuşulur; fakat bugünün dünyasında değeri belirleyen şey daha çok bilgi akışı. Bu tabloyu en iyi, GYO’ların değişen yapısında görmek mümkün. Beş–altı yıl önce dünyanın en büyük piyasa değerine sahip GYO’su alışveriş merkezleri yatırımıyla bilinen Simon Property Group’tu. Bugün ilk beşin içinde ise ağırlıklı olarak veri aktarımı ve veri depolaması üzerine çalışan GYO’lar (WellTower, American Tower, Equinix) yer alıyor.
Dünyadaki kaymanın en çarpıcı tarafı, gayrimenkulün değerini belirleyen unsurların sessizce değişmesi. Bir dönem alışveriş merkezleri ölçeği belirliyordu; şimdi veri akışı ve dijital altyapı yatırımları merkeze yerleşti. İlk beş büyük GYO’nun bu alana yönelmiş olması boşuna değil. Yatırımcı, fiziksel büyüklükten çok, o yapının ne kadar veriye, ne kadar teknolojiye hizmet ettiğine bakıyor. Bu dönüşümün gerisinde kaldığınız anda, piyasanın ritmini de kaçırmaya başlıyorsunuz. İşte bu yüzden doğru veri önemli, veriyi anlamlandırmak önemli, veriye yatırım önemli, veriyi aktarmak önemli…
GYODER’in DataLab kararı…
Çalıştayda gündeme gelen bir diğer önemli başlık ise GYODER’in DataLab’i hayata geçirme kararıydı. Zira, bu alan sadece kamunun omuzlayacağı bir alan değil. Akademinin, araştırma şirketlerinin, teknoloji firmalarının ve kamunun bir arada olması gerekiyor. DataLab, bu parçalı yapıyı bir araya getirebilir; en azından konuşulan verilerin aynı dile sahip olmasını sağlayabilir. Veriyi değere dönüştürmede kıymetli bir adım bence.
Özetle, çalıştay katılımcılar özelinde ve dışarıya yarattığı etki anlamında önemliydi; yıllardır ayrı ayrı konuşulan konular aynı masada buluşabilme ihtimali kazandı. Bu ihtimal bile başlı başına yeni bir kapı açıyor. Veriyi düzenlemek teknik bir iş gibi görünse de, değişim için ortak bir bakış yaratabilmemiz, bunu da veri odaklı şekilde kurgulamamız gerekiyor. Bunu da hep birlikte başarabiliriz diye düşünüyorum…