Gaz gelecek yerden tavuk esirgenmez

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Sonunda gazı bulduk. Daha doğrusu bulmuşuz. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, açıklanacağı birkaç gün önce dile getirilen müjdeli haber geliyor duyurusu ile Karadeniz’de önemli miktarda doğal gazın bulunduğu haberini aldık. Hiçbir Türk vatandaşı yoktur ki ülkemizin ekonomisine olumlu etki edecek bir habere sevinmesin ve mutlu olmasın. Hele ki şöyle bir dönemde. Konuyu ekonomik gelişmeler ve yansımalar açısından biraz incelerken, neden önemli bir müjde olarak açıklanmasına rağmen, piyasaların halen olumlu bir sinyal vermediğine bakmadan önce, konuyu biraz irdeleyelim.

“Gaz” gelecek yerden tavuk esirgenmemesi operasyonu; aslında Akdeniz ve Karadeniz’de sondaj çalışmaları yapmak üzere satın alınan 5 farklı tam donanımlı araştırma gemisi ile başlamıştı. Önce Fatih, ardından Yavuz, sonra Kanuni, Barbaros Hayreddin Paşa ve son olarak Oruç Reis. Gemilerin her birinin farklı özellikleri var ve yüksek donanımlı olduğu kesin. Elbette maliyetleri de bir hayli yüksek. Dedik ya tavuk esirgenmez. Müjdeli haber açıklaması öncesinde piyasalar, Bloomberg’in kamuoyuna haberi iletmesi sonrasında olumlu reaksiyonlar vermeye başlamışken, açıklama sonrasında durumun aynı yönde seyretmediğini gözlemledik. Peki neden? Yapılan tüm açıklamalar ışığında bulunan doğal gaza ilişkin çok özet bir bilgi vermeye çalışıp, sonra da bir önceki cümlemde sorduğum sorunun yanıtına geleyim.

Yapılan açıklamaya göre Türkiye, Karadeniz’de 320 milyar metreküplük gaz rezervi tespit etti. Uzun yıllar boyunca karada sondaj faaliyetleri yürütülürken, özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde çok sayıda petrol kuyusu açıldı. Deniz sondajlarına ise 1970’de başlandı. Özellikle son 5 yılda kendi topraklarında ve denizlerdeki hidrokarbon arama faaliyetleri arttırıldı.

Yorumlara göre bu rezerv bölgedeki diğer doğal gaz kaynaklarının da habercisi ve elbette Doğu Akdeniz’deki arama çalışmalarını da sağlamlaştıracak bir gelişme. Gelelim matematiğe. Türkiye’nin gaz ihtiyacı yıllık ortalama 45 milyar metreküp. Ancak bulunan 320 milyar metreküplük rezervden her yıl 45 milyar metreküp gaz çekmek ise mümkün değil. Uzmanlara göre bu gaz uzun süre boyunca yıllık olarak ihtiyacın yüzde 5’ini karşılayacak. Ve yine uzmanlara göre Türkiye bu gazı 3 yıl içerisinde piyasaya verebilecek. 2017’de yıllık 53 milyar metreküp doğal gaz tüketirken, 2018’de 49 milyar metreküp, 2019’da ise 45 milyar metreküplük bir tüketim gerçekleştirmişiz. Gaz ithalatına yılık 10 ila 15 milyar dolar arasında bir para ödeyen Türkiye, doğal gaz ihtiyacının yüzde 1’ini kendi üretiminden karşılıyor. Bu matematiğe göre, kendi gazımızı yıllık 20-25 milyar metreküp kullanabildiğimizi düşündüğümüzde 5 ila 7,5 milyar dolar arasında bir dış harcamayı yapmamış olacağız. Bu hali ile Türkiye’nin cari açığını çözmesi mümkün mü, olumlu etkisi kesin, ama cevap elbette hayır. Aslında yukarıda sorduğum sorunun cevabının yüzde ellisini vermiş oldum.

Bu haber elbette bölgede de ilgi uyandırdı. Ülkemiz büyük bir enerji ithalatçısı konumunda. Başta Rusya ile olmak üzere imzaladığımız çok sayıda gaz kontratlarımız var ve bunların bitiş süreleri de yaklaşmakta. Keşif, ülkemizde mutluluk ile karşılanmasına rağmen, şimdilik açıklanan rakamların ölçeği, tüketicilerin ve Türk halkının yaşamını büyük ölçüde rahatlatacak boyutta değil. Bulunan gazın bundan sonraki keşiflerin habercisi olduğu her ne kadar sevindirici olsa da; uzun vadede getiri sağlayacak olması, Covid-19 sürecindeki dünya ekonomisindeki olumsuzlukları da göz önüne aldığımızda, ekonomiye ilaç olamadı.

Türkiye dış ticaretinde açık veren, cari açığı ekside olan, bu yönüyle dünyada da ABD ve İngiltere'den sonra en yüksek dış ticaret açığını veren bir ülke konumunda. Enerjinin bu açıkta oynadığı rol ise bir hayli yüksek. Enerji fazlası veriyor olmakta ülke ekonomilerini kökünden çözen ve gelişmişlik düzeyini yükselten bir durum değil. Öyle olsaydı dünyanın en zengin petrol rezervine sahip Venezuela veya Suudi Arabistan bu durumda olmazlardı. İşte bu etkiler piyasada beklenilen rahatlamayı getirmedi. Covid’in yaralarının sarılması da elbette zaman alacak; şu an içinde bulunulan dönem, ancak kısa süreli çözümlerin reaksiyon verdiği bir dönem. Ve bunun bir süre daha devam edeceği neredeyse kesin.

Doğalgazın bulunmasına elbette hepimiz çok sevindik. Ancak bu yıl turizmden de bekleneni alamadığımız için döviz açığımızı gideremedik. Bu da gösteriyor ki, yine ithalatçıların sırtına yük binmeye devam edecek, yine mevzuatlar dış ticaretçileri zorlamaya devam edecek ve yerlileşmeye hız verilecek. Sorunun cevabı ortaya çıktı sanırım ama yine de bir klişe cümle ile piyasanın, vatandaşın ve tüccarın derdine tercüman olayım: “Bana para lazım, hemen lazım”.

Kalın sağlıcakla.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
İhracat AŞ. 22 Ekim 2021
Bir iki üç çip 08 Ekim 2021
Ortaya karışık program 10 Eylül 2021
Haydi büyüyelim 03 Eylül 2021