Geleceğin sahibi sürdürülebilir ekonomiler olacak
Dünya Bankası Eski Genel Müdürü BERTRAND BADRÉ
COVID-19 pandemisinin yanı sıra Ukrayna ve İran’daki savaşlar, sürdürülebilirlik meselesini yeniden çerçeveledi. Bu konu artık; egemenlik, ekonomik güvenlik ve gezegen sağlığıyla ilintili. Bunu fark etmeyen ülkeler ve şirketler önümüzdeki yıllarda kaybedecek her şeye sahip. Çevre ve iklim endişeleri dünya genelinde geri çekiliyor gibi görünüyor.
Sürdürülebilirlik kelimesi siyasi olarak anlamlı hale geldi, Trump yönetimi açıkça kurumsal ESG (çevre, sosyal, yönetişim) kriterlerini alay ediyor ve birçok şirket net sıfır emisyon taahhütlerini rafa kaldırıyor. Ama yüzeyin altına bakarsanız, başka bir şey göreceksiniz. "Sürdürülebilirlik"e karşı siyasi ve kültürel tepki gerçek olsa da küresel ekonomik geçiş de daha temiz enerji teknolojilerine ve elektrifikasyona doğru eğiliyor.
Sonuçta kurumsal sürdürülebilirlik standartlarının oluşturulması çalışmaları devam ediyor. Giderek daha fazla yargı alanı Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu'nun açıklama çerçevesini benimsemekte, Avrupa'da Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları hâlâ yürürlükte. Farklılıklarına rağmen bu tür girişimler tek bir küresel mimariye birleşiyor. Emeklilik fonları, egemen varlık fonları, sigorta bilançoları ve kalkınma finansmanı kurumları giderek net sıfır taahhütler, taksonomi uyumlu raporlama ve geçiş riski çerçeveleriyle bağlı. Bu geçici bir eğilim değil. Temelli bir yeniden fiyatlandırmaya tanık oluyoruz; bu yeniden fiyatlandırma ve vekil kararlar yoluyla yavaş yavaş uygulanıyor.
Ekonominin rekabetçi sınırı temiz teknoloji
Fosil yakıtlara bağımlılıkları azaltmak, enerji güvenliğine giden en doğrudan yol. Tıpkı kısa tedarik zincirlerinin endüstriyel dayanıklılığı artırması ve döngüsel malzeme akışlarının stratejik özerklik sağlaması gibi. Sanayi liderleri ve ulusal güvenlik stratejistleri giderek aynı oyun kitabından okumaya başladı. Batı bu farkındalığa yavaş vardı, oysa Çin yıllar önce dünyanın önde gelen sürdürülebilir gücü olmak için bilinçli bir stratejik seçim yaptı. Çin şu anda dünyanın toplam güneş panellerinin yaklaşık yüzde 80’ini üretiyor. Batarya tedarik zincirlerine hakim; yeşil hidrojen, açık deniz rüzgarı ve elektrikli mobilite teknolojilerini hızla geliştiriyor. Temiz teknoloji, küresel ekonominin rekabetçi sınırı ve Çin bunu sahiplenmeyi planlıyor.
Avrupalı ve Amerikan üreticiler, devlet destekli güçlü bir rakiple karşı karşıya. Ancak küresel enerji geçişi, tanım gereği, devasa ölçekli bir girişimdir. Soru o hikayenin yazılıp yazılmayacağı değil, kaç başrol yazarı olacağıyla ilgili. Avrupa burada iyi bir konumda. Avrupa Yeşil Anlaşması, Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi ve dijital ürün pasaportu sadece uyum rejimlerinden fazlası anlamına geliyor. Dolayısıyla Avrupa dünyanın en talepkâr pazarıdır. Avrupa standartlarını karşılayan herhangi bir üretici, fiilen herhangi bir yerde tanınması gereken bir yetkiye sahip olur. Avrupa bu mimariyi savunma çevresi olarak görebilir ya da açık bir platform olarak kullanabilir.
Avrupa endüstrisi, 1990'larda yeni kalite sertifikasyon süreçleri, 2010'larda sürdürülebilirlik derecelendirmeleri ve 2025'e kadar ürün düzeyinde düzenlemelerin sıkılaştırılmasını yönetti. Şimdi ise dijital ürün pasaportları, taksonomi uyumlu finansman ve tedarikte karbon muhasebesinin yayımlanmasıyla dördüncü perde geliyor. Avrupa standartlarının meşruiyeti tam olarak ayrımcı olmamalarına dayanır. Bundan 10 yıl sonra endüstriyel rekabetçiliği tanımlayacak şirketler; dijital izlenebilirliği sağlamak, karbon muhasebesini benimsemek, taksonomi kriterleriyle uyum sağlamak ve uyumu ticari bir avantaja dönüştürmeyi tamamlamış olacak.
Sonuç olarak sürdürülebilirlik ve rekabetçilik, öncelikler değildir. Aynı proje, iki açıdan bakıldığında geçici bir moda yerine yapısal bir değişimin yaşandığı küresel ticareti kökünden değiştirecek bir sürecin kalbinde yer alıyoruz.