Gelişen piyasaların 2026 yılı
Yeni yıla sayılı günler kaldı. Geride bırakacağımız yıl, sadece Türkiye için değil küresel piyasalar açısından da siyasetin, jeopolitiğin ve ekonomi politikalarının birbirini tetikleyerek risk iştahında belirsizlik yarattığı bir dönem olarak hatırlanacak. Neredeyse tüm yıl enflasyonun yönünü konuştuk. Buna yönelik beklentiler hem Merkez Bankaları’nın (MB) para politikasının ana eksenini oluşturdu hem de MB’lerin piyasa iletişim tonunu belirledi. Dünya’da seyircisi olduğumuz jeopolitik riskler küresel belirsizlik ortamına bir katman daha ekledi.
Rusya-Ukrayna savaşının enerji arzı ve lojistik hatlar üzerindeki etkileri tam olarak ortadan kalkmazken, Orta Doğu’da dönem dönem artan gerilim petrol fiyatlarında dalgalanmalara ve küresel risk primlerinde ani yükselişlere neden oldu. Kızıldeniz ve Süveyş hattındaki güvenlik sorunları küresel ticaret maliyetlerini artırarak enflasyonla mücadeleye yönelik beklentileri olumsuza çekti. Piyasalardaki belirsizlik emtia fiyatlarını adeta uçurdu. Altın bu yıl için yüzde 68 prim yaptı. Hep altın konuşuyoruz ama gümüş yüzde 132 ve platinum yüzde 120 değer kazandı.
Trump ve Powell geriliminin sonuna gelirken . . .
ABD’de Trump ile Powell arasındaki gerilimde, siyasi otorite ile ekonomi yönetimi arasındaki restleşmeyi seyrettik. Trump, MAGA’sı için daha gevşek faiz politikası ihtiyacını ve Amerikan şirketleri için büyüme öncelikli söylemlerini tekrarlarken; Powell, Fed’in bağımsızlığı ve temkinli duruş vurgusunu gündeme taşıdı. Neredeyse tüm yıl her Fed toplantısı öncesi piyasalar ekonomik verilerden çok bu söylem ayrışmasını fiyatladı. Fakat burada asıl kritik eşik artık takvim. 2026 yılı Mayıs ayında Powell’ın görev süresi son buluyor. Hem Trump’ın büyüme odaklı vurgusu hem de ABD’nin yüksek borcu nedenli bu koltuğa gelecek kişinin de büyüme ve istihdam odaklı, faiz indirimlerine daha hızlı yaklaşabilecek bir isim olacağını Trump geçtiğimiz günlerde duyurmuştu. Trump’a bağlı bir yol arkadaşı olacağı kesin.
Powell sonrası güvercin Fed . . .
ABD ve küresel piyasalar için Powell sonrası dönem, sadece bir isim değişikliği değil, bağımsız ve enflasyon odaklı Fed modelinin, büyüme ve siyasi uyum odaklı bir MB şekline dönmesine yönelik bir evrilmeyi işaret ediyor. Bu dönüşüm de ister istemez 2026 yılı için hem gelişmiş hem de gelişen piyasalar için de bazı beklentiler barındırıyor. Örneğin, ABD’de yüksek olasılıkla daha düşük faiz ortamına geçilmesi, kısa vadede finansman maliyetlerini dengeleyerek şirket karlılıklarını arttıran dolayısıyla ABD hisse senedi piyasaları için destekleyici bir unsur olarak okunsa da, enflasyon görünümünü bozacak bir senaryo olasılığı da unutulmamalı.
Zayıf dolar ve gelişen piyasalar
Gelişen piyasaların Dünya ekonomik üretimine katkısı ve finansal piyasalardaki ağırlığı arasında büyük bir uçurum var. IMF’nin Ekim-2025 raporuna göre (IMF World Economic Outlook) gelişen ekonomiler, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 61’ni elinde tutuyor. Buna karşın MSCI endeks verilerine göre gelişen piyasaların küresel borsalardaki ağırlığı yüzde 10,8 seviyesinde.
ABD borsaların ekonomik büyüklüğünün tek başına yaklaşık yüzde 65’ni domine ediyor. MSCI verilerine göre ileri F/K oranı gelişen ekonomilerde 13.46. Dünya borsaları ortalaması yaklaşık 20, ABD için 23. Öte yandan büyüme hızını da dikkate alarak piyasanın pahalı/ucuz analizine destek veren PEG rasyosunun da gelişen ekonomiler için 1 seviyelerinde olması bu piyasalar için önemli bir kazanç potansiyelini temsil ediyor. MSCI verisi piyasa değerinde gelişmekte olan ekonomiler için özellikle enformasyon teknolojileri ve finans kurumlarının artan değerine işaret ediyor.
MSCI gelişen ekonomilerin borsa ağırlıklarında Çin (%29), Tayvan (%20) ve Hindistan (%16) rekabeti verilere yansıyor. Yeni Fed yönetimi ile daha zayıf bir dolar ve düşük faiz ortamı yakalanacaksa, 2026 yılı gelişen ekonomileri aşırı ısınmış ABD borsaları karşısında rasyonel bir alternatif haline getirebilir. Sermayenin yer değiştirmesi de, özellikle finans ve teknoloji ağırlıklı yükselen pazarlar için önemli bir büyüme fırsatı sunabilir.