Gelişmekte olan ekonomilerde kronik bir yapısal problem: Cari açık ve büyüme ikilemi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

UĞUR GÜNDÜZ
Ekonomist - Bankacı

Cari açık sorunu, kısa vadeli kur müdahaleleri veya konjonktürel ithalat kısıtlamaları ile kalıcı olarak çözülebilecek bir alan değildir. Uzun vadeli yapısal reformların kararlılıkla uygulanması, orta ve uzun vadede ödemeler dengesi krizlerinden arındırılmış, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme patikasının önkoşuludur.

Cari işlemler dengesi, bir ülkenin dış dünyayla ger­çekleştirdiği mal ve hiz­met ticareti, birincil ve ikincil ge­lir akımlarının net özetidir. Cari açık ise ülkenin uluslararası eko­nomik ilişkilerinden elde ettiği gelirlerin, dışarıya yaptığı trans­fer ve ödemeleri karşılayamaması durumunu ifade eder.

Gelişmekte olan ekonomiler­de cari açık yalnızca konjonktürel dalgalanmaların bir sonucu değil, aynı zamanda üretim yapısının niteliği ve tasarruf-yatırım açığı ile doğrudan bağlantılı yapısal bir olgudur.

Gelişmekte olan ülkelerde dış bağımlılık ve üretim yapısı

Türkiye'nin de dâhil olduğu yükselen piyasa ekonomilerinde cari açığın temelinde

* üretim yapısının ithal girdiye olan yüksek bağımlılığı,

* enerji ithalatı,

* yetersiz iç tasarruf,

* düşük katma değerli ihracat yatmaktadır.

Sermaye malları, nitelikli tek­noloji ve özellikle ham enerji te­darikinde dışa bağımlı olan bu yapıda, imalat sanayinin ihracat kapasitesi büyük oranda ara malı ithalatına endekslenmiştir.

Türkiye ekonomisinde ihraca­tın ithalatı karşılama oranı tarih­sel ortalamada yüzde 70 civarında seyrini korurken; imalat sanayinin net katma değer yaratma kapasite­si yüksek ithal girdi maliyetleri ne­deniyle baskılanmaktadır.

İthalat bağımlılığının yüksek olduğu bu modelde, döviz kurun­daki artışlar doğrudan girdi mali­yetlerine yansımakta; bu durum döviz-enflasyon-üretim maliyeti sarmalını tetiklemektedir.

Sonuçta, ekonomik büyümenin ivme kazandığı dönemlerde itha­lat artmakta ve cari açık kaçınıl­maz bir şekilde genişlemektedir.

Türkiye'nin yıllık cari işlemler açığı, küresel enerji fiyatlarının tepe noktası oluşturduğu ve iç ta­lebin canlı seyrettiği 2022-2023 döneminde 40–50 milyar dolar bandına ulaşmış; 2024-2025 yıl­larından itibaren uygulanan sıkı para ve maliye politikaları ile iç talepteki dengelenme sonucu yıl­lık bazda 15–25 milyar dolar sevi­yelerine gerileyerek belirgin bir patika değişikliği göstermiştir.

2026 yılı itibariyle ise kurlar­daki stabilitenin de etkisiyle yıl­lık bazda 37 milyar dolara yük­selmiştir.

Cari açık ve yarattığı sonuçlar bakımından iki klasik örnek var.

GÜNEY KORE (1960–1980’LER)

Cari açık vermek her zaman felaket değildir. Eğer aldığınız borç/döviz ile yarın size döviz ka­zandıracak altyapı, teknoloji ve sanayi yatırımları yapıyorsanız bu açık bir "büyüme kaldıracı" haline gelir.

Güney Kore, 1960'lardan 1980'lerin sonuna kadar yüksek oranlarda cari açık verdi.

Ne yaptılar?: Aldıkları dış kaynak ve borçları tüketim mad­delerine veya betona değil; ağır sanayi, çelik, gemi yapımı ve elektroniğe (Samsung, Hyundai gibi devlerin temelini atarak) ya­tırdılar.

Mutlu son: Yatırımlar meyve vermeye başladığında ihracat pat­laması yaşandı. Ülke kısa sürede cari fazla veren, yüksek teknolojili ve dünyanın en zengin ekonomi­lerinden birine dönüştü.

MEKSİKA (1994 –"TEQUILA KRİZİ")

Eğer cari açık borçla, sıcak pa­rayla ya da verimsiz kamu harca­maları/tüketim çılgınlığıyla finan­se ediliyorsa, eninde sonunda "öde­meler dengesi krizi" kaçınılmaz olur. 1990'ların başında Meksika, sabit döviz kuru politikası uygular­ken yüksek cari açık veriyordu.

Ne oldu?: Açık, ABD'den ge­len kısa vadeli sıcak para ile fi­nanse ediliyordu. Fed faiz artır­maya başlayınca ve iç politikada kargaşa çıkınca yabancı sermaye bir gecede ülkeden kaçtı.

Mutsuz Son: Pesos devalüe oldu, merkez bankasının rezerv­leri sıfırlandı, ekonomi çöktü ve ABD ile IMF devasa bir kurtarma paketi açıklamak zorunda kaldı.

Cari açığın makro ekonomik risk yansımaları

Cari açığın sürdürülemez bo­yutlara ulaşması, makroekono­mik dengeler üzerinde üç temel kanalla baskı oluşturur:

1 Döviz kuru ve enflasyon geçişkenliği: Sürekli dış fi­nansman ihtiyacı, döviz piyasa­larında talep yönlü baskı yara­tarak ulusal paranın üzerindeki değer kaybı beklentisini artırır. Ulusal paradaki değer kaybı, ithal ara malları ve enerji vasıtasıyla maliyet enflasyonunu yükselte­rek yerleşiklerin satın alma gü­cünü aşındırır.

2 Dış borç stoku ve finans­man kalitesi: Cari açığın finansmanı; doğrudan yaban­cı yatırımlar (FDI), portföy yatı­rımları (sıcak para) veya dış borç­lanma yoluyla sağlanır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde açı­ğın ağırlıklı olarak kısa vadeli dış borç ve portföy hareketleriyle fi­nanse edilmesi, ülkenin dış şok­lara ve küresel likidite koşullarına karşı duyarlılığını artırır. Finans­man kalitesinin düşmesi, borç çe­virme oranlarını ve ülke risk pri­mini (CDS) olumsuz etkiler.

3 Sermaye kaçışı ve faiz-bü­yüme dengesi: Yüksek cari açık ve bozulan makro dengeler, yabancı yatırımcıların risk algı­sını artırarak sermaye çıkışlarına yol açabilir. Olası bir sermaye ka­çışını engellemek ve kur istikra­rını sağlamak adına politika yapı­cılar gösterge faiz oranlarını yük­seltmek durumunda kalır. Yüksek faiz ortamı ise yerli yatırımları ve iç talebi soğutarak kısa vadeli ekonomik büyümeyi baskılar.

Dış dengeyi sağlamaya yönelik yapısal politika önerileri

Cari açığın sürdürülebilir se­viyelere çekilmesi, geçici fiyat ayarlamaları veya kısa vadeli ta­lep kısıtlayıcı önlemlerle değil; imalat sanayi ve enerji politika­sında köklü dönüşümleri hedef­leyen yapısal reformlarla müm­kündür.

1 Yüksek katma değerli ve nitelikli ihracat rejimi: Fi­yat odaklı rekabet gücü, döviz kurunun oynak olduğu konjonk­türlerde kalıcı bir avantaj sağla­mamaktadır. İhracatta rekabet gücünün yakalanması; Ar-Ge ya­tırımları, yüksek teknoloji odak­lı üretim yapısı ve markalaşma stratejileri ile mümkündür.

Sanayi üretiminde yüksek kat­ma değerli ürünlerin payının ar­tırılması, birim ihracat değerini yükselterek ticaret hadlerini ülke lehine çevirecektir.

2 İthalat bağımlılığının azaltılması ve ikame ya­tırımları: İthalata bağımlı ara malı ve ham madde kalemlerinin tespiti yapılarak, bu alanlarda yerli üretim kapasitesinin teşvik edilmesi elzemdir. Tedarik zinci­rinde stratejik öneme sahip alan­larda (kimya, yarı iletkenler, bi­yoteknoloji vb.) teşvik mekaniz­malarının selektif ve hedef odaklı olarak tasarlanması, ithalatın es­nekliğini azaltacaktır.

3 Enerji politikalarında ya­pısal dönüşüm: Türkiye'nin cari açığının en büyük bileşenle­rinden biri net enerji ithalatıdır. Yenilenebilir enerji (güneş, rüz­gâr, jeotermal) kapasitesinin artı­rılması, enerji verimliliği projeleri ve yerli enerji kaynaklarının payı­nın yükseltilmesi; dış ticaret den­gesindeki kronik açık baskısını hafifletecek en kritik kaldıraçtır.

4 İhracatın selektif kredi mekanizmaları ile des­teklenmesi: Uluslararası pa­zarlarda rekabet eden ihracat­çı firmaların finansmana eri­şim imkânları genişletilmelidir. Türk Eximbank ve reeskont kre­disi gibi mekanizmalar aracılı­ğıyla sağlanan düşük maliyetli, uzun vadeli ve ihracat taahhütlü finansman destekleri; bürokra­tik engellerden arındırılarak reel sektöre aktarılmalıdır.

Dış denge düzeltme sürecinin etkileri

Cari açığı kapatmaya yönelik uygulanan talep kısıtlayıcı ve sı­kılaştırıcı makroekonomik poli­tikaların (devalüasyon, vergi ar­tışları, harcama kısıntıları) kısa vadeli maliyetleri bulunmaktadır:

İç talepte azalma ve ekono­mik yavaşlama: Dezenflasyon ve dış denge sağlama süreçleri, kı­sa vadede büyüme oranlarında ya­vaşlamaya ve atıl kapasite oluşu­muna yol açabilir.

Üretim sancısı ve dönü­şüm maliyeti: Sanayi yapısı­nın dışa bağımlılıktan kurtarıl­ması zaman alan, sermaye yoğun bir süreçtir. Bu geçiş döneminde yüksek faiz ve kısıtlı likidite orta­mı, kârlılıkları ve yatırım iştahını geçici olarak düşürebilir.

Sosyal adalet ve kapsayıcı maliye politikası (Robin Ho­od ilkesi): Dış dengeleme süre­cinde uygulanan kemer sıkma politikalarının oluşturduğu re­fah kaybı, toplumun tüm kesim­lerine adil bir şekilde dağıtılma­lıdır. Dar ve sabit gelirli grupların makroekonomik dengeleme sü­recinden olumsuz etkilenmesi­ni önlemek adına gelir dağılımın­da adaleti sağlayacak artan oranlı vergilendirme ve dolaylı vergile­rin payını azaltan mali reform­lar uygulanmalı, sosyal transfer harcamaları ve hedefli destek mekanizmaları güçlendirilmeli, oluşan ekonomik yükün alt ve or­ta gelir gruplarının üzerine yığıl­ması engellenmelidir.

Sonuç olarak cari açık sorunu, kısa vadeli kur müdahaleleri veya konjonktürel ithalat kısıtlamaları ile kalıcı olarak çözülebilecek bir alan değildir. Türkiye ekonomi­sinin ihtiyacı olan; ithalat bağım­lılığı yüksek imalat modelinden, yüksek katma değerli, enerjide öz kaynak odaklı ve teknoloji yoğun bir üretim mimarisine geçiştir.

Uzun vadeli yapısal reformla­rın kararlılıkla uygulanması, kısa vadede sancılı bir uyum süreci­ni gerektirse de; orta ve uzun va­dede ödemeler dengesi krizlerin­den arındırılmış, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme patikası­nın ön koşuludur .

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.393,85 -0,77 %
Dolar 48,6044 0,13 %
Euro 56,4942 0,21 %
Euro/Dolar 1,1614 0,02 %
Altın (GR) 6.787,54 -0,91 %
Altın (ONS) 4.331,71 0,35 %
Brent 105,60 -0,56 %