GES, Hoca’nın “karanlıkta kaybettiğini aydınlıkta aramak” fıkrası gibi…

Nevzat SAYGILIOĞLU
Nevzat SAYGILIOĞLU EKO ANKARA nevzatsaygilioglu@atilim.edu.tr

Fıkra bu ya!...

Nasrettin Hoca kaybettiği yüzüğünü çarşıda arar. Ahali hocaya yardımcı olur; hep birlikte yüzüğü ararlar. Bir süre sonra içlerinden biri sorar:

-Hocam sen bu yüzüğü nerede kaybettin?
-Evin önünde kaybettim.
-Evin önünde kaybettiğin yüzüğü neden çarşıda arıyorsun?

-Evin önü karanlık burası aydınlık da o yüzden burada arıyorum.

Nasrettin Hoca fıkralarının bireyin ve toplumun aksak yönlerine ayna tuttuğunu biliyoruz. Bu fıkrada da metaforlar üzerinden yine bir eleştiri söz konusu. Onlardan farkı ise toplum tarafından daha az bilinmesi ve mizahi yönünün olmaması. Hocanın güldürürken düşündüren fıkraları, güldürmeden düşündüren fıkralarına nispeten daha çok bilinir. Bu fıkrayı okuyan ya da dinleyen birinin gülmesini beklemeyiz; eleştiri mizah kullanılmadan yapılmıştır ve eleştiriyi anlayabilmek metaforlar üzerinde bir süre düşünmeyi gerektirir.

Şimdi Nasrettin Hocanın bu fıkrasını bir tarafa bırakarak konumuza dönelim.

Sürekli ve ilginç söylem ve düzenlemelerle gündeme gelen Hazine ve Maliye Bakanlığı yeni bir finansal enstrüman daha getirdi. Bu enstrümanın adı “Gelire Endeksli Senet (GES)”.

Sadece gerçek kişilere yönelik bu enstrüman, KİT niteliğindeki iki kamu kuruluşunun gelirlerine endeksli kamu kağıdı. Vadesi 1 yıldan daha az vadeli olduğu için Hazine Bonosu niteliğinde. Her ne kadar gelire endeksli denilse de aslında sabit gelirli bir enstrüman.

Yıllık getirisi de yüzde 24-25 aralığında.

Akla şöyle bir soru geliyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı, klasik ve alışılmış borçlanmaları zaten yapıyor iken niye böyle bir enstrüman ortaya attı? Daha iki gün önce Hazine, bono ihraç ederek kamu kurumlarından ve bankalardan toplamda 1 milyar 541 milyon lira borçlandı ve bononun yıllık ortalama bileşik faizi de yüzde 24.51 oldu.

Hazine, hemen her hafta veya ayda çok sayıda hazine bonosu ve devlet tahvili ihracı yapıyor ve piyasalar da bunu çok iyi biliyor.

O halde niye böyle garip (!) bir enstrüman deneniyor? 1994 kararları sırasında gelir ortaklığı senetleri, kamu ortaklığı senetleri uygulaması ve sonuçları bilinmiyor mu?

Aslında böyle zor zamanlarda mümkün olduğu ölçüde öngörülebilir ve güven veren normal uygulamalara ağırlık verilmesi gerekirken niçin böyle nish alanlara veya marjinal uygulamalara yönelme oluyor?...

Gerçekten anlamak mümkün değil.

Gelelim fıkramız ile konumuzun ilintisine…

Sağır sultan da biliyor ki bu ülkenin çok ciddi tutarlarda dövize ihtiyacı var. Şöyle ki;

  • Öncelikle şirketlerin, bankaların ve devletin yıllık yaklaşık 180 milyar dolara ulaşan çok ciddi dış borç ödemeleri söz konusu,
  • Varili 125 dolara yükselen ve sürekli artan yıllık enerji faturaları ortada,
  • Dış ticaret açığı bu yıl en az 50-60 milyar dolar,
  • Turizm ve hizmet ticaretinden beklenen döviz girdisi yetersiz…

Dolayısıyla önemli bir döviz ihtiyacı ortada. Kesinlikle döviz girişine ihtiyaç var. Topu dolaştırarak bu ihtiyacı gidermek mümkün olmadığı gibi giderek de artan bir yük söz konusu.   

Asıl ve ilk sıradaki en önemli ihtiyaç bu iken şimdi yeni bir iç borçlanma enstrümanı çıkarmanın anlamı nedir? Onun için GES konusunu, Nasrettin hocanın karanlıkta kaybettiği yüzüğünü aydınlıkta arama benzetmesini yaptık.

Yani dövize ihtiyacımız var, başka bir şekilde Türk Lirası toplamaya çalışıyoruz.

Ne yaparsan yap, ne söylersen söyle; iktisadın acımasız kanunları çalışır ve gerçekler hiç değişmez.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar