Gıdada dışa bağımlı mıyız, memlekette tarım bitti mi?

Sadi Özdemir
Sadi Özdemir EKONOMİDE SAĞDUYU sadi.ozdemir@dunya.com

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde savaşın sebep olduğu ölüm ve yıkımdan hemen sonra dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde iki konu çok önemli yer tutuyor; enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı yükseliş. Türkiye’nin 3 aylık enerji ithalat faturası 25 milyar doları aşınca cari açık da tekrar istenmeyen uçuk seviyelere yükseldi. Ancak, tarım ve gıda ürünleri başlığında ne yazık ki doğrular yanlışlar birbirine karıştı. Çünkü Türkiye’nin ‘tarım ve gıda hikâyesi enerji hikâyesi’ gibi değil. Enerjide tüketimimizin yüzde 90’ını ithal ediyoruz. Tarım ve gıdada ise Türkiye, büyük ölçüde kendine yetmeye devam ediyor. 2021 yılında tarım ve gıda ürünleri ihracatımız 25,1 milyar dolar (bu yıl 30 milyar doları aşacak), ithalatımız ise 19,5 milyar dolar oldu. Bu konudaki dış ticaret fazlamız 2021’de 5,6 milyar dolar. Tabi ki tarımda dış ticaret fazlası veriyoruz diye ithalatın büyüklüğünü görmezden gelemeyiz ya da bazı ürünlerde dışa bağımlılığın önemsiz olduğunu savunamayız. Ancak, “Ülkemizde tarım bitti, kendi kendimize yetemiyoruz” da diyemeyiz.

Çünkü, Mart 2022 itibariyle Türkiye’nin 12 aylık Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri ihracatı yüzde 32,8 artışla 9,7 milyar dolara, Yaş Sebze ve Meyve İhracatı yüzde 7 artışla 3 milyar dolara, Meyve Sebze Mamulleri ihracatı yüzde 29 artışla 2,2 milyar dolara, Su Ürünleri ve Hayvancılık Ürünleri ihracatı da yüzde 47,6 artışla 3,7 milyar dolara yükseldi. Buna ilave olarak, içeride ne kadar büyük bir tüketimi karşıladığımızı anlatmak için de nüfusumuzun 85 milyon, sığınmacı sayımızın 5 milyon olduğunu unutmayalım. Bir de normal dönemlerde yılda 46 milyon turistimiz var ki ortalama 2 hafta konaklamayla bu turist hareketinden yıllık nüfusa yayılmış hali 5 milyon kişi olabilir, toplamda yaklaşık 95 milyon kişi 365 gün, günde 3 öğün ağırlıklı olarak bu ülkenin ürettiği tarım ve gıda ürünleriyle karnını doyuruyor. Öyleyse tarım ve gıda üretiminde enseyi karartmadan konuşabilmeliyiz. Mesela bence doğru bazı sorular şunlar olabilir: “Yem ithalatımız neden 4 milyar dolar? Ekilebilir tarım alanlarımızın yüzde 10’u neden ekilmez olmuş? Dünyanın en büyük makarna ihracatçıları arasındaki Türkiye, makarnalık buğdayını neden ithal etmek zorunda? Daha çok ayçiçek ekimi yapılamaz mı ki bu konudaki dış ticaret açığı azalsın, ortadan kalksın ya da dünyanın en büyük tekstil ve hazır giyim ihracatçılarından Türkiye neden kendine yetecek kadar pamuk üretimi yapamıyor?”

50 yıllık tarım politikalarına ihtiyacımız var

İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçı Birliği Başkanlığına yeni seçilen Sayın Kâzım Taycı ile sohbet ediyoruz. Özellikle Rusya Ukrayna savaşının, Türkiye’nin tarım ve gıda politikalarına etkilerini soruyorum. Başkan Taycı, “Rusya Ukrayna savaşı gıda ve tarımın önemini çok iyi anlattı. Devletimiz de doğru kararlar alıyor ve tarıma bakış olumlu yönde çok net değişti. Daha yeni Sayın Cumhurbaşkanı çiftçi için tarımsal ekipman ve aletlerle ilgili hibe programı açıkladı. Tarım Bakanlığı boş alanların ithalatı yoğun ürünlerle ekilmesi için yeni destekler verecek. Ancak esas olan çok sık değişen değil Avrupa ve ABD gibi 50 yıllık tarım planları yapmamız lazım” diyor. Kazım Taycı, tarımsal üretimin güçlenmesi için çiftçinin para kazanabilmesinin de çok önemli olduğunu vurguluyor. İşin sanayi kısmıyla ilgili de “Paketli işlenmiş gıdalarda (şekerli, kakaolu, unlu mamullerde) ihracatımız çok iyi gidiyor. Hububat tarafında ihracat kısmen kısıtlandı. Makarna sanayimiz muhteşem ve makarna üretimi için durum buğdayı gerekiyor. O ithalatın çok eleştirilmesi bence yersiz. Zaten ithal ettiğimiz tarım ürünlerinin çoğunu katma değer ekleyerek ihraç ediyoruz” diyor.

Sorunları çözümleriyle birlikte anlatmalıyız

İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçı Birliği Başkanı Kâzım Taycı, bakanlıkların kapısını sadece dert anlatmak için aşındırmayacaklarını söylüyor. Taycı, “Bayram sonrası büyük katılımlı bir çalıştay yapacağız. Bürokrasiye, siyasetçiye sadece laf söylemek yerine çözümü de ortaya koymalıyız. Otoritenin şu anda ihracatın sorunlarını çözmek için çok ilgili ve hassas olduğu bir dönemdeyiz” diyor. Üretim tarafında hemen her sektörde sanayinin çarklarının çok iyi döndüğünü belirten Kazım Taycı, “Neredeyse tüm sektörlerde tarihimizin rekor seviyesinde taleple karşı karşıyayız. Ancak, emtia fiyatları aşırı yükselmiş durumda. Bu da işletme sermayesini 1,5 yıl öncesine göre üç misli artırdı. Bu noktada destek lazım, bir taraftan da dünya genelinde tedarik bozulmasının en çok yaradığı ülke Türkiye oldu. Kapasite kullanım oranlarımız yükseliyor. İhracat bu yıl da rahatlıkla yüzde 30 artabilir.”

KOBİ’lerimizi ihracata alıştırmak çok önemli

Kâzım Taycı, ihracatı artırmak için Küçük ve Orta Boy İşletmelere (KOBİ) odaklanacaklarını söylüyor. Taycı şöyle konuşuyor: “KOBİ’lerimizin kollarından tutup yurt dışına götürmeliyiz. Onlara pazar bulmamız ve 5-10 palet de olsa ürün yükletebilmemiz, 50-100 bin dolarlık ihracat yaptırmamız lazım. KOBİ’lerin dişine kan değdirmemiz lazım, tadını alınca ihracatın peşini bırakmazlar. Şimdi ‘gel seni fuara götüreyim’ diyorsun masraflar onun için büyük. 10 bin dolar tutsa 150 bin lira yapıyor. Bakanlığımızla konuşup var olan yüzde 50 teşvik için mevzuatı da düzenleyerek birliğimizin kefaletiyle önden ödenmesini isteyeceğiz. Şu anda teşvikler fuardan sonra veriliyor ve bürokrasisi çok yoğun.”

Dizilerimize ürün yerleştirmeliyiz

Kazım Taycı, Türkiye’nin dünya genelinde ilgiyle izlenen TV dizilerinin de ihracata katkı sağlayabileceğini uzun süredir dile getirdiklerini hatırlatıyor. Taycı bu konudaki önerisini şöyle özetliyor: “Ülkemizin değerleri var. Baklavamız, künefemiz, lokumumuz, helvamız, pişmaniyemiz, kestane şekerimiz, Türk kahvemiz var. Bu topraklara ait çok kıymetli lezzetlerimizi Türk dizileri ile dünyaya tanıtmalıyız. Yapımcılarla, senaristlerle oturup konuşmak istiyoruz. Bunun için birlik kaynaklarını kullanabilmek önemli. Ticaret Bakanlığımız ile bu konuda karar verelim.”

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar