Gıdada fiyat istikrarının yapısal reçetesi

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

UĞUR GÜNDÜZ
Ekonomist - Bankacı

Türkiye'de gıda fiyatlarındaki yükselişin artık kronikleşen bir yapısal krize dönüştüğü görülüyor. Uzun yıllar (1940-2001) enflasyonla uğraşan ülkemiz, 2001 yılı sonrası uygulanan politikaların etkisiyle ilk defa tek haneleri (2005-2016) gördü. Ancak 2017 yılından itibaren tekrar çift haneye yükselen enflasyon oranı, dokuz yıldır inişli-çıkışlı devam ediyor.

Yüksek enflasyon dönemlerin­de bile gıda ürünleri ve özel­likle sebze ve meyveler fiyat ve arz konusunda olumlu yönde ay­rışıyor , kendi kendine yeten ülke özelliği çerçevesinde, pazar alış­verişleri rahatça yapılabiliyordu.

Peki ne oldu da sebze- meyve ürünlerinin fiyatı, daha önce tane işi domates aldığı için küçümsedi­ğimiz Avrupa ülkeleriyle aynı hat­ta daha fazla pahalı hale geldi?

Bizce sorunun cevabı, üretimde kullanılan girdilerin ithalat yoluy­la tedarik edilmeye başlanması ve ilk başlarda ucuz geldiği için ma­liyetleri fazla etkilemeyen girdi fi­yatlarının kur artışları sonucunda ise öngörülemeyen yükseliş gös­termesidir. Kura duyarlı, ithalata dayalı bu üretim şekli değişmeden den kısa vadede bu sorunun çözül­mesi zordur.

Dünyada son bir yılda gıda fiyat­ları yüzde 1.7 artarken ülkemizde yüzde 35 artış gösterdi.

Gıda fiyatlarındaki artışın temel nedenleri

Gıda fiyatlarındaki yükseliş, makroekonomik istikrarsızlıklar­dan tarımsal altyapı yetersizlikle­rine kadar çok katmanlı bir sorun yumağıdır.

1 Yüksek üretim maliyetleri ve girdide dışa bağımlılık

Tarımsal üretimin ana omurgası­nı oluşturan gübre, tohum, zirai ilaç, veteriner ilaçları ve yem hammad­deleri büyük ölçüde ithalata bağım­lıdır. Döviz kurunun 2025 sonu ve 2026'nın ilk yarısında gösterdiği yukarı yönlü hareket, Tarımsal Gir­di Fiyat Endeksi'ni (Tarım-GFE) tetiklemekte ve üreticinin maliyeti artarken bu durum doğrudan rafta­ki ürüne yansımaktadır.

* Kırmızı et ve hayvancılık krizi: Yem hammaddelerindeki (soya, mısır küspesi vb.) dışa ba­ğımlılık nedeniyle hayvancılıkta maliyet yönetilemez hale gelmiş­tir. İthal ikame politikalara ve yo­ğun besilik dana ithalatına rağ­men, 2026 ortası itibarıyla kaliteli kırmızı etin (kıyma/kuşbaşı) pe­rakende kilogram fiyatı 1.350 TL - 1.500 TL bandına dayanmıştır.

* Enerji ve lojistik yükü: Ta­rımsal sulamada kullanılan elekt­rik tarifeleri ile tarladan nakliyeye kadar her aşamayı etkileyen akar­yakıt (mazot) fiyatları, lojistik ma­liyetlerini gıda fiyatlarının ayrıl­maz bir parçası haline getirmiştir.

2 Tarım-market zincirinde­ki verimsizlik ve aracılık maliyetleri

Tarladan sofraya uçurum: Üre­ticinin tarlada veya serada 8-10 TL’ye elinden çıkardığı bir yaş sebze-meyvenin, büyükşehirler­deki zincir marketlerde 80-100 TL aralığında satılması (10 kata varan fark) sistemin en büyük aç­mazıdır. Akaryakıt zamları, nakli­ye esnasındaki yüksek fire oranla­rı (yüzde 25-30), soğuk zincir ek­sikliği ve aracıların (komisyoncu, sevkiyatçı, toptancı) kar marjları bu uçurumu beslemektedir.

* Piyasa gücü ve oligopol ya­pı: Perakende sektöründe birkaç büyük zincir marketin piyasayı do­mine etmesi, üreticiye karşı alım fiyatını baskılarken, tüketiciye karşı ise yüksek fiyat belirleme gü­cü (fiyat liderliği) yaratmaktadır.

3 Yapısal tarım sorunları

* İklimsel riskler ve re­kolte kayıpları: 2025 yılı boyun­ca yaşanan bölgesel kuraklıklar ve 2026 bahar aylarındaki düzensiz, aşırı yağışlar/dolu olayları, özel­likle tarla ürünlerinde ve meyve­cilikte ciddi rekolte düşüşlerine yol açmıştır. Arz daralması, fiyat­ları spekülatif biçimde yukarı fır­latmaktadır.

* Planlama ve veri eksikli­ği: Hâlâ üretim planlamasında (hangi havzada, ne kadar, ne za­man ekim yapılacağı) tam dijital­leşme ve veri entegrasyonu sağla­namamıştır. Bir yıl bir üründe arz fazlası oluşup ürün tarlada kalır­ken, ertesi yıl aynı üründe kıtlık yaşanmaktadır.

* Genç nüfusun tarımdan kopması: Tarım nüfusunun yaş ortalamasının 58'in üzerine çık­ması, işgücü maliyetlerini artır­makta ve üretimin sürekliliğini riske atmaktadır.

4 Genel enflasyon ve beklen­ti yönetimi

* Kronik enflasyon sarma­lı: Gıda enflasyonu genel enflas­yonun hem sebebi hem de sonu­cudur. 2025 yıl sonu enflasyon he­deflerinin sapması ve 2026'nın ilk yarısında enflasyon beklentileri­nin tam olarak çıpalanamaması, aktörlerin "gelecekte daha paha­lıya ikame ederim" korkusuyla fi­yatları önden yüklemeli artırma­sına (yapışkan enflasyon) neden olmaktadır.

Yapısal çözüm önerileri

Gıda fiyatlarındaki bu kronik ve "halkı yoksullaştıran" artışı en­gellemek, zabıta denetimleri veya geçici ithalat izinleri gibi palyatif (geçici) çözümlerle mümkün de­ğildir. Köklü yapısal reformlar zo­runludur.

1 Üretim maliyetlerinin dü­şürülmesi ve yerlileşme:

Çiftçinin en büyük gider kalemi olan mazot, gübre ve yemde KDV/ ÖTV yükü tamamen sıfırlanmalı veya bu girdiler "üretim taahhü­dü" karşılığında doğrudan devlet tarafından sübvanse edilmelidir. Özel sektörün girmediği/gireme­diği gübre, yem, tohum ve tarımsal ilaç üretimi konusunda gerekirse devlet yatırımcı olmalıdır.

* Stratejik Yem ve Tohum Hamlesi: İthal yem hammadde­leri yerine yerli kaba ve karma yem üretimi (meraların ıslahı, yem bit­kisi ekenlere ekstra destek) teşvik edilmelidir. Yerel ve iklim krizine dayanıklı tohum bankaları ticari üretime entegre edilmelidir.

2 Tedarik zincirinin kısaltıl­ması ve şeffaflık

* Kooperatifçilik: Üretici ko­operatiflerinin ve birliklerinin lo­jistik, depolama ve pazarlama alt­yapısı fonlanmalıdır. Üreticinin ürünü doğrudan kendi koopera­tifi aracılığıyla, belediyelerin ku­racağı veya destekleyeceği "üreti­ci pazarları" ve dijital platformlar üzerinden tüketiciye ulaştırması sağlanmalıdır.

* Ürün takip sistemi (Kare­kod): Tarladan çıkan her ürünün yolculuğu, ödenen komisyonlar ve nakliye maliyetleri blokzincir veya karekod tabanlı bir sistemle izlenmeli; fahiş kar marjı uygula­yan halkalar tespit edilerek ceza­landırılmalıdır.

* Hal yasası reformu: Ara­cı sayısını azaltacak, şeffaflığı ve kayıt altına almayı artıracak kök­lü bir Hal Yasası reformu şarttır. Üretici birlikleri ve kooperatifler güçlendirilerek, ürünlerin doğru­dan tüketiciye ulaşması için yeni kanallar oluşturulmalıdır.

* Lisanslı depoculuk ve so­ğuk zincir: Gıdada lojistik sıra­sındaki çürüme ve fireyi engelle­mek amacıyla soğuk hava depoları ve frigorifik (soğutuculu) nakliye araçları yatırımlarına vergi mua­fiyeti ve hibe verilmelidir.

3 Makro planlama, su ve ara­zi yönetimi

* Zorunlu havza mode­li: Türkiye genelinde "üretim planlaması" kağıt üstünde kal­maktan çıkarılmalı, havza baz­lı destekleme modeliyle kontrol edilmelidir. Plan dışı ekim yapan­lara destek verilmezken, plan da­hilinde kalanlara alım garantisi sunulmalıdır.

* Vahşi sulamanın yasak­lanması: İklim krizi ve su kıtlı­ğı gerçeği karşısında, tarımsal su­lamada damlama ve kapalı devre yeraltı sulama sistemlerine geçiş yüzde 100 devlet desteğiyle zo­runlu kılınmalıdır. İşlenmeyen tarım arazileri kamusal güçle (ki­raya verme yöntemiyle) üretime kazandırılmalıdır.

4 Makroekonomik istikrar ve fiyat istikrarı komitesi

* Kararlı para ve maliye po­litikası: Döviz kurundaki dalga­lanma durdurulmadan tarımdaki maliyet artışı engellenemez. Mer­kez Bankası ve ekonomi yöneti­minin enflasyonu düşürmeye yö­nelik sıkı ve kararlı adımları, gıda dışı maliyet baskılarını azaltacak­tır.

* Temel gıdada vergi istik­rarı: Dar gelirlinin sepetindeki en temel 20 parça üründe (un, yağ, süt, bebek maması, bakliyat vb.) dolaylı vergiler kalıcı olarak en alt sınırda tutulmalıdır.

Sonuç olarak 2025 yılsonun­dan 2026 ortasına uzanan süreç net bir gerçeği doğrulamıştır: Kır­mızı ette veya buğdayda başvuru­lan geçici ithalat politikaları yerli üreticiyi küstürmekten ve döviz transferi yapmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Gıda enflasyonunu kalıcı olarak düşürmenin tek yolu; toprağı işle­yen çiftçiyi koruyan, girdiyi yer­lileştiren, tarladaki ürünün değe­rini aracıya değil üreticiye veren ve makroekonomik istikrarla des­teklenen "kamucu ve planlı" bir tarım ekonomisi inşa etmektir.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.132,06 -0,28 %
Dolar 47,8997 0,04 %
Euro 55,4601 0,11 %
Euro/Dolar 1,1579 0,07 %
Altın (GR) 6.722,34 0,71 %
Altın (ONS) 4.414,93 0,88 %
Brent 89,5765 2,70 %