GYO’larda karlılık arayışı: Making Money Is The End Game

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Geçtiğimiz aylarda Aswath Damodaran’ın “Data Update 6 for 2026: In Search of Pro­fitability!” başlıklı yazısını okudum. Bir cümlesi özellikle dikkat çekiciydi: “Making money is the end game.” Damodaran burada ideolojik bir tar­tışmaya girmiyor. Şirket amaçlarını genişletme eğilimine karşı da polemik yapmıyor. Sadece te­mel bir ekonomik çerçeve hatırlatıyor. Karlılık bir tercih değil, devam edebilmenin şartı.

2025 yılı GYO bilançoları tamamlandığına göre, Damadoran’ın yazısından ilham alarak ko­nuyu GYO tarafı ile özdeşleştirmek iyi olabilir diye düşündüm. Enflasyonun da etkisiyle son iki yılda portföyler büyüdü, net aktif değerler arttı. Ancak Damodaran’ın asıl vurgusu muha­sebe karının ötesinde. Getirinin sermaye mali­yetini aşması gerektiğini söylüyor.

Muhasebe karı ile ekonomik kar arasındaki farkı hatırla­tıyor. GYO’larda tam da bu ayrımın üzerine git­mek gerekir. Bir şirket kar açıklayabilir. Portfö­yü değerlenmiş olabilir. Ama yatırılan sermaye, alternatif maliyetinin üzerinde bir getiri üret­miyorsa ortada ekonomik değer yoktur. Bu fark özellikle enflasyonist dönemlerde görünmez hale geliyor. Defter değerleri şişerken sermaye verimliliği arka planda kalıyor.

Damodaran’ın değerlendirmesinde bir başka nokta daha var. Ortalama şirket ile medyan şir­ket arasındaki fark açılıyor. Büyük oyuncular ortalamayı yukarı çekiyor. Çoğunluk ise o ka­dar güçlü değil. Hele ki ülkemizde GYO sektö­ründe yer alan şirketlerin aktif büyüklüklerine baktığımızda da benzer bir ayrışma gözlendiği­ni rahatlıkla söyleyebiliriz. Ölçek avantajı olan­lar finansmana daha düşük maliyetle erişebili­yor. Daha küçük ya da borçluluğu yüksek olanlar için ise marj baskısı daha belirgin oluyor.

Yeniden değerleme meselesi ayrıca önem­li. Gayrimenkul sektörü değer artışı yazabildi­ği için bilanço güçlü görünebiliyor. Ancak borç ve faiz ödemeleri nakit ister. Bu nedenle eko­nomik getiri ile değerleme artışını birbirinden ayırmak gerekiyor. Damodaran’ın bizlere yeni­den hatırlattığı konu aslında bu; gerçek değer yaratımı, “sermaye maliyetinin üzerinde kalı­cı getiri üretmektir”. Buradan da 2026-2027 fi­nansman görünümüne bakmak gerekiyor.

2026 özellikle Ortadoğu eksenli jeopolitik riskin yük­sekliği nedeniyle beklentileri değiştirdi. Piya­sada genel beklenti, faizlerin kademeli olarak gerileyeceği yönündeydi, bu 2027 yılına kaldı. Ancak gerileme, eski dönemin ucuz para orta­mına dönüş anlamına gelmiyor. Finansman ma­liyetleri düşse bile risk primi ve seçicilik yük­sek kalacak. Bankalar daha temkinli olacak. Sermaye piyasası daha ayrıştırıcı davranacak. Bu da GYO’lar açısından yeni bir denge demek.

Yatırımcı artık nakit üretim gücüne de bakacak

Borç çevirme kapasitesi güçlü olanlar ya da seçici alanlara yönelenler rahatlayacak. Vade yapısı dengeli, sabit faizli finansman oranı yük­sek olanlar daha az sarsılacak. Kira kontratla­rını enflasyona ya da dövize endeksleyebilmiş olanlar gelir tarafında daha dayanıklı kalacak. Ama kısa vadeli borçlanma ağırlıklı, nakit tam­ponu zayıf ve kira artış kabiliyeti sınırlı olan ya­pılar için 2026 sonrası dönem daha disiplinli bir sürece işaret ediyor.

Konut tarafındaki olası kredi gevşemesi de GYO’lar için dolaylı bir etki yaratacak. Eğer ko­nut kredilerinde sınırlı da olsa bir rahatlama ya­şanırsa, geliştirme ağırlıklı GYO’lar satış hızın­da toparlanma görebilir.

Ancak burada da aynı soru geçerli olacak: satış hacmi artışı marj ka­litesini gerçekten güçlendiriyor mu, yoksa sa­dece stok eritme işlevi mi görüyor? Ciro artışı ile ekonomik değer yaratımı yine aynı şey olma­yacak. Önümüzdeki iki yılda muhtemelen daha seçici bir sermaye piyasası göreceğiz. Yatırım­cı artık sadece portföy büyüklüğüne değil, na­kit üretim gücüne bakacak. Sadece net aktif de­ğerine değil, borç servis kapasitesine bakacak. Sadece proje getirisine değil, şirket düzeyinde sürdürülebilir sermaye verimliliğine bakacak. Damodaran’ın hatırlattığı çerçeve tam da bu­rada anlam kazanıyor.

Karlılık bir hikaye değil; bir eşik. O eşiğin üzerinde kalanlar büyümeye devam edecek. Altında kalanlar ise bir noktada sermayenin doğal elemesinden geçecek. 2026- 2027 dönemi, GYO’lar açısından belki de büyü­menin değil, bilançonun kalitesinin test edile­ceği bir dönem olacak. Damodaran’ın makale­si yeni bir şey söylemiyor gibi görünebilir. Ama zamanlaması önemli. Çünkü büyümenin kolay olduğu dönemlerde karlılığın niteliği sorgulan­maz. Zor dönemde sorgulanır. Ve piyasa o sor­gulamayı genellikle geç yapar ama sert yapar. Sermaye sabırlıdır ama unutkan değildir; bir süre görmezden gelir, sonra hesap sorar.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.251,29 1,22 %
Dolar 47,0556 0,04 %
Euro 53,9610 0,07 %
Euro/Dolar 1,1442 -0,20 %
Altın (GR) 6.059,11 -1,45 %
Altın (ONS) 3.992,42 -1,68 %
Brent 83,8965 -0,97 %