10 °C
Osman Ata ATAÇ
Osman Ata ATAÇ İŞLETMECİLİK SOHBETLERİ oaatac@gmail.com

Hafif yazı

Bu hafta işletmecilik hasbıhali köşemde yazacak çok şey vardı ama geçen üç hafta oldukça kuru yazılar yazdığımdan sizlere gazetelik bir yazı vaat etmiştim. Yoksa işletmecileri ilgilendiren vergiler, kıdem tazminatları, faizler, maalesef yine döviz (bu konuda yazı yazmayacağımı daha önce yazmıştım), dış politikadaki gelişmeler ve bunun iş hayatına etkileri gibi sıcak ve önemli konular vardı. Onlar ortadan kalkmayacağına göre sonra yazarım deyip vaadimi tutarak size hafif bir yazı sunuyorum.

Biliyorsunuz benim kırk yıllık işletmecilik hocası, işletmeci, işletme eğitmeni ve danışmanı olarak edindiğim deneyimlerimi toparladığım bir kitabım var. Hala alıp okumadınızsa kalbimi kırıyorsunuz derim. Yöneterek Yönetilerek Yaşamak başlıklı bu kitabım uzun emekler sonucu oluştu. Okuyanlar beğenilerini sunuyorlar. Okursanız sizin de beğeneceğinizi sanıyorum.
Gelgelelim Yöneterek Yönetilerek Yaşamak benim ilk işletmecilik kitabım değil. Bundan otuz sekiz sene önce bir işletmecilik kitabı yazmıştım. Yukarıdakiler Aşağıdakiler başlıklı bu kitabın ilginç bir hayat hikâyesi vardır. Bugün sizlerle bu hayat hikâyesini paylaşacağım.

Sene 1978. O sıralar ODTÜ İşletmecilik Bölümü öğretim üyesiyim. Çiçeği burnunda doktorasını, askerlik hizmetini tamamlamış öğrencilerime eziyetle karışık elimde avucumda ne varsa vermeye uğraşıyorum. Asistan profesör maaşı ne olacak? Hanım da çalışmasa yandık. Kızım, hanım ve ben üçümüz ay sonunu zor getiriyoruz. Bir oda bir salon bir evimiz var. Hanım da ben de sigara tiryakisi olduğumuzdan evin tek odasını temizce havada uyusun diye kızımıza verdik biz salonda yatıyoruz.

Kiracısı olduğumuz bina bir büyük holdingin genel merkezi. Binanın diğer sakinleri holdingin yöneticileri. En üst katta patron oturuyor. Giriş katı da holdingin genel merkeziydi ve genel sekreter hanım orada otururdu. Ben her sabah okula giderken o bana “Günaydın Sayın Ataç” derdi ben de ona günaydın diyerek cevap verirdim.

ODTÜ İşletmecilik bölümü o sıralar Türkiye’de bir ilk olan, İşletmecilik ve Yönetim Sistemleri Enstitüsü’nün (İYSE) adıyla bir kurum kurmuştu. İYSE danışmanlık hizmetleri sunan bir enstitüydü. Bölüm beni İYSE’ye müdür olarak atamıştı. İYSE özel ve resmî kurumlara işletmecilik konularında danışmanlık hizmeti sunumunda çok güzel işler yaptı, bayağı büyüdü, kendi kendine yeter bir hale geldi. Bu sırada oturduğumuz evdeki Holding de reorganizasyon çalışmaları yapıyormuş. Günaydın Sayın Ataç esenlemeleri sürüp giderken ilişkiler gelişti ben Üniversiteden izin alarak bu holdinge yönetim kurulu danışmanı olarak katıldım. Bir yıl bu kapasitede çalıştıktan sonra da genel koordinatörlüğe getirildim. Bu bağlamda da on bir işletmenin yönetimini üstlendim. Holdingde iki yılımı tamamladıktan sonra ODTÜ’ye ve İYSE’deki görevime geri döndüm.

Oturdum “akıllı adam deneyimlerinden, çok akıllı adam başkalarının deneyimlerinden öğrenir” diyerek iki yıllık özel sektör deneyimlerimden öğrendiklerimi yazmaya başladım. İşletmecilik konusunda ahkâm kesme aşkım daha o zaman başlamış.

O yıllarda Enstitü’nün rapor, araştırma sonuçları falan gibi tüm basım işlerini Ertem Büro ve Yayınevi diye bir küçük işletme yapıyordu. Basılacak şeyler bilgisayar yazılımları, hızlı baskı olanakları falan olmadığından mumlu kağıtlara IBM daktilolarla yazılır, hatalar tırnak ojesiyle düzeltilir ve teksir makinelerinde çoğaltılırdı. Sizin anlayacağınız şimdiki gibi geç bilgisayarın başına kes yapıştır, aklına geleni yaz bas olmadı bir daha bas yapamazdınız. Bu nedenle, şimdinin aksine, o zamanların yazarları lafı kısa keserlerdi. Kısmen o nedenden kısmen de benim lafı uzatmama huyumdan Yukarıdakiler Aşağıdakiler kitabı kapaktan kapağa sadece 89 sayfaydı.

Kitabın özellikle genç veya işe yeni başlayan işletmecilere yarayacağını umuyordum. Kitap olarak bastırmak gibi bir fikrim de yoktu. Derslerimde kullanmak niyetindeydim. İş ortağımız Ertem Büro’nun sahibi bir sohbetimizde teksir bürosu/küçük matbaa olarak çalışmanın yanı sıra yayınevi de olmak istediğini ancak yayınevi olabilmek için bir yayın yapma zorunluluğu olduğunu söyleyince ben de al istersen bunu bas demiştim.

Yukardakiler Aşağıdakiler işte öyle basıldı. 30 Mayıs 2018 tarihli Dünya Gazetesindeki köşemde kitapla ilgili şunları yazmışım: “İlk kitabım olan ve şu anda piyasada mevcudu olmayan 1981 de yazılmaya başlayan ‘Yukardakiler, Aşağıdakiler’ kitabım bundan 38 sene önce 1982 yılında Ertem Büro ve Yayınevinden çıktığında yazar, şair, aktör, direktör sevgili dostum, kardeşim rahmetli Çetin Öner “Cahilin Cesareti” diyerek yapıcı!! Eleştirilerini sunmuştu.”

Kitap güzel bir anı olarak böylece mazimde dururken geçen sene ziyaretime gelen bir genç işletmeci tüm kitaplarımı okuduğunu ancak Yukardakiler Aşağıdakiler kitabını bulamadığını söyleyerek kendisine bir tane verip veremeyeceğimi sordu. Ben de elimde sadece bir iki tane kaldığını söyleyerek bu ricasını yerine getiremeyeceğimi söyledim. Şimdi yurt dışında çalışan genç bir jest yaptı ve nereden bulduysa bulmuş bir kopya edinerek bana hediye etti. “Hocam bu kitap çok güzel neden yeniden bastırmıyorsunuz?” diye de sordu. Kitap işte basımından 38 sene sonra gündemime yakın zamanda böyle girdi.

Bunu da güzel bir anı olarak saklamaya karar vermişken üç ay önce uluslararası bir dev şirketin Moskova’da yerleşik üst düzey yöneticiliğine getirilen çok başarılı bir eski öğrencimden bir telefon aldım. Sohbet esnasında tüm kitaplarımı okuduğunu, bunlar arasında işletmecilik konusunda olan Yöneterek Yönetilerek Yaşamak kitabımı çok beğendiğini ama Yukardakiler Aşağıdakiler kitabımın bir başka olduğunu söyleyerek neden ikinci baskıyı yapmadığımı o da sordu. Ben de o kitapta yazılanların bir kısmının Yöneterek Yönetilerek Yaşamak kitabımda olduğunu, bir kısmına da Dünya Gazetesinde her Çarşamba çıkan İşletmecilik Sohbetleri köşemde değindiğimi söyleyerek önerisine sıcak bakmadım doğrusu. Yukardakiler Aşağıdakiler kitabının konusu burada kapanacakken bir ay önce bir eski dosttan aşağıdaki iletiyi aldım.

25 Kasım 2019
Sevgili Osman hocam,
Sanırım 38 yıl aradan geçti. Sizin ilk kitabınızı ben basmıştım ertem büro olarak. Ertem matbaa olarak bizde oldukça büyüdük ama benim bastığım ilk kitaptı Yukarıdakiler Aşağıdakiler. Benim için o kitap çok değerli. Bir adet sizden temin edebilirsem orijinal baskılı haliyle çok mutlu olurum.
Sevgi ve saygılarımla.
Mustafa Ertem

Yurt dışından bana kendi kitabımı armağan eden genç işletmeci, Moskova’daki üst düzey yönetici dost ve kitabı ilk basan Mustafa Bey’i güzel hatıralar rafına kaldırmak artık olmayacaktı. Ben de Mustafa Bey’in isterseniz kitabın ikinci baskısını yapabiliriz teklifini kabule karar verdim. İşte ikinci baskı fikri böyle ortaya çıktı.

Bir kitabınızın basılması elbette bir başarıdır ama başarıdan öte en büyük faydası o kitabı tekrar tekrar yeniden yazıp düzeltmek zahmetinden sizi kurtarmasıdır. Kitap basılmadığı süre ‘taslak’ önünüzde durur, durdukça burası şöyle yazılsa, şu bölüm öne çekilse, şurası kısalsa, şurası uzasa diye devamlı düzeltmeler yaparsınız. Kitap bir kere basılırsa elinizden çıkar bu ‘yazarlık hastalığı da’ sona erer. Siz de eğer hala tükenmedinizse o kitaptan sonra yazacağınız kitaba odaklanabilirsiniz.

Umuyorum kısa bir süre sonra Ertem Matbaa tarafından dijital olarak yapılacak ikinci baskıda ilk baskının tek kelimesini değiştirmedim. Bir şey eklemedim. Bir şey çıkartmadım. Elbette tekrar okudum.

Rahmetli arkadaşım Çetin haklıymış. Bu kitap hakikaten de cahilin cesareti ile yazılmış. Oturup tekrar yazmak lazım ama işin tılsımı bozulacak. Onun için sadece bulduğum aşikâr yazım ve dizgi hatalarını düzelttim. Hepsi bu. Yoksa kitabın Türkçesini düzeltmeye kalksam ömrüm vefa etmeyecek.

Bu açıdan ilk baskının önsözü de hala geçerli sayılacağından onu da değiştirmedim. O önsözde kitabı yazarak şöhret kazanmak istediğimi, kitabın işletmecilik heveslisi öğrenciler için yazıldığını, kitap dilinin ‘akademik’ olmadığından akademik kariyerimde yükselme konusunda fedakârlık yaptığımı söylemişim. Şöhret bu tür şeyler hem yetmiş yaşı geçtiğimden hem de bir kısmı artık geçerli olmadığından pek alakalı değil. Bazı şeyler olacağı kadar oldu zahir. Akademik kariyerimden ayrılalı da otuz seneyi aşkın bir süre geçti. Oradan da bir beklentim yok. Bu iki hedef artık geçerli değil ama kitabın işletmecilik heveslisi gençlere başkalarının deneyimlerinden yararlanma olanağı sağlayacağına güvenim hala ortada.

Kitabın bazı bölümlerinden Dünya Gazetesindeki köşemde sık sık alıntılar yapmıştım. Zaman içerisinde çeşitli yazılara serpiştirilmiş bu alıntıların tamamını bu kez bir dijital ortamda okuyabileceksiniz. Eğer okursanız unutmayın bu kitap el yazısıyla kaleme alındı, IBM daktiloda mumlu kâğıda yazıldı, ojeyle düzeltildi, sanıyorum Gestetner marka teksir makinalarında çoğaltıldı. İnsaflı okuyun.

Sağlıcakla kalın ve mutlu bir 2020 geçirin.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap