Hasar aynı, faturalar neden katlanıyor?
Yangın aynı, kaza aynı, sorumluluk davası da temelde aynı. Peki, neden aynı riskler her geçen yıl daha pahalı hale geliyor?
Munich Re ve Insurance Information Institute (Triple-I) tarafından yayımlanan RiskScan 2026 raporunda da dikkat çekilen, sosyal enflasyon kavramı, toplumun, mahkemelerin ve hukuk sistemlerinin değişen yaklaşımı nedeniyle tazminat maliyetlerinin ekonomik enflasyonun ötesinde büyümesini ifade ediyor.
RiskScan 2026’da yer alan diğer kavram ise “legal system abuse”. İlk bakışta “yasal süreç suistimali” ifadesi haksız veya kötü niyetli davaları çağrıştırsa da bireylerin meşru hak arama özgürlüğünü değil, hasar ve tazminat süreçlerinin zaman içinde daha karmaşık, daha maliyetli ve daha az öngörülebilir hale geldiğini anlatıyor.
Bugün ABD’de milyarlarca dolarlık “Nükleer Kararlar” dikkat çekiyor. ABD’de hukuk sistemi, jüri, yüksek tazminatlar, toplu davalar, üçüncü taraf dava finansmanı, sosyal medya ve toplumsal beklentiler birlikte hareket ederken; mahkemeler olayla birlikte, şirket kültürünü, geçmiş kararları, iç yazışmaları ve risk yönetimi uygulamalarını da değerlendiriyor.
Ford’un ABD’de yaklaşık 1,7 milyar dolarlık tazminat kararıyla karşı karşıya kaldığı dava veya Bayer’in Monsanto satın almasının ardından Roundup davalarındaki milyarlarca dolarlık yükümlülükler bunun en bilinen örnekleri arasında yer alıyor.
Türkiye’de jüri sistemi, cezalandırıcı tazminat uygulamaları yok, toplu dava kültürü gelişmiş değil. Manevi tazminatlar da görece sınırlı seviyelerde. Ancak bu, Türkiye’nin kendine özgü bir tazminat enflasyonu yaşamadığı anlamına gelmiyor.
Türkiye’de maliyetler zaman ve ekonomik değişkenlerle büyüyebiliyor.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri değer kaybı süreçlerinde yaşandı. Mağduriyetlerin giderilmesine yönelik tasarlanan sistem, zaman içinde hasar takip şirketleri, uzmanlaşmış hukuk büroları ve aracı yapıların da dâhil olduğu daha karmaşık ve maliyetli bir yapıya dönüştü. 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girecek yeni uygulamalar bu sürtünmeleri azaltmayı amaçlıyor.
Türkiye’de asıl risk bedeni zararlar. Bir trafik kazası düşünelim. Kaza 2021 yılında meydana geliyor, ancak dava 2026 yılında sonuçlanıyor. Bu süreçte asgari ücret, faiz oranları, sağlık maliyetleri, ekonomik parametreler ve yargılama giderleri artıyor. Sigortacı geçmişte topladığı primlerle bugünün sonuçlarını finanse etmek zorunda kalıyor. Bu da Türkiye›ye özgü bir tazminat enflasyonu yaratabiliyor.
RiskScan 2026, makroekonomik koşulların artık yalnızca bir risk değil, aynı zamanda bir risk çarpanı haline geldiğine dikkat çekiyor. Maliyet tahminleri çoğu zaman parça fiyatları, işçilik, sağlık giderleri ve enflasyona odaklanırken, yargı süreçleri, değişen içtihatlar, toplumsal beklentiler ve zaman gibi görünmeyen katmanlar, sigorta sektörünü hasarın gelecekteki maliyetini de fiyatlamaya zorluyor.
Bu yalnızca sigortacılar için değil, risk yöneticileri, CFO’lar, hukuk ekipleri ve özellikle ABD veya Avrupa’da faaliyet gösteren şirketler için de önemli bir gündem maddesi. Ürün sorumluluk, yönetici sorumluluk, mesleki sorumluluk, siber sorumluluk, çalışan davaları (EPL) ve motorlu taşıt sorumluluk branşları bu değişimden en fazla etkilenen arasında yer alıyor
Sigorta sektörü deprem, yangın, sel ve fırtına gibi fiziksel riskleri modellerken, sonrasında siber riskler, jeopolitik gelişmeler, iklim değişikliği ve yapay zekâ gündeme geldi. Ancak toplumun adalet algısının nasıl değişeceğini, mahkemelerin hangi yönde içtihat geliştireceğini, sosyal medyanın kamuoyu üzerindeki etkisini veya gelecekteki tazminat beklentilerini aynı hassasiyetle hesaplamak mümkün değil.
Yargısal risk, ölçülmesi zor ancak etkisi büyüyen risklerden biri haline geliyor.
Kurumlar için soru artık “Bir hasar meydana gelirse ne kadar zarar oluşur?” yerine, “O hasarın maliyeti yıllar içinde ne kadar büyüyebilir?” olmalı.
Hasarlar aynı. Ama faturalar artık aynı kalmıyor.
Bu fark, yalnızca sigortacıların değil, tüm şirketlerin bilançosuna yansıyor.