Her şey eskisi gibi olacak, ama….

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Elbette bazı şeyler de farklı olacak, hatta olmaya başladı bile. Hatırlarsanız bir süre önce her şeyin eninde sonunda eskisi gibi olacağını söylerken, dayanağımın insanın kolay kolay alıştığı konfordan ödün vermeyecek olmasına dayandırmıştım. Eh zaten daha şimdiden haklı çıkmadım mı? Tatil yerleri hınca hınç dolu, kafeteryalar dolup taşıyor, AVM’ler yine eskisi gibi kalabalık, seyahatler eskisi kadar olmasa da her geçen gün daha da artıyor. Ben demiştim demeyi sevmem ama daha konuşmalarımızın üzerinden iki ay geçmeden eski düzene döndük bile. Ne demişler, gün gelir her şey aslına rücu eder.

Peki değişim gösterecek unsurlar ne, bizleri neler bekliyor kısmına da biraz bakalım. Tabi ben mümkün olduğunca asıl alanım olan ticaret ve dış ticaret tarafındaki tabloya daha fazla değinmek istiyorum. Aslında zaten bu iki konu da yaşamımızın ta kendisi halini almadı mı? Düne kadar kuryelerin önemini fark etmeyen evindeki Ayşe Teyze, şimdi siparişi gecikince kuryenin yahut kargocuların farkına vardı ve önemini anladı. Dün Çin’den kişisel eşyaları bol bol getirenler, şimdi bunun pek de kolay olmayışından yakınmıyorlar mı?

COVID’in ilk baş gösterip hepimizi allak bullak etmeye başladığı dönemlerde, ülkelerin tüketim alışkanlıklarının ve tedarik anlayışının değişeceğine; özellikle Avrupa Birliği ile olan yakın münasebetimizde, bunun bizim için bir avantaja dönüşebileceğine değinmiştim yazılarımda ve katıldığım tüm programlarda. Zaman beni her geçen gün daha fazla haklı çıkartıyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's de COVID-19 salgınının tedarik zinciri değişikliklerini hızlandıracağını belirtmiş. Tedarik zincirlerinin daha sağlam, parçalı ve bölgesel odaklı hale geleceğini ve küresel ticaret ilişkilerindeki temel değişikliklerin özellikle Asya'da etkili olacağını belirtmiş. Tedarik zincirlerinin gücü artırarak arz güvenliğini sağlamanın maliyet ve verimlilik konularını geride bırakan bir hedef haline geleceğine işaret ederken, şirketlerin güçlü tedarik zincirleri oluşturmasının, hem çeşitlendirme hem de bölgeselleşme stratejilerini kullanmalarının ve yanı sıra, tek bir tedarikçiye olan bağımlılığın azaltılacağına da işaret etmiş. Ayrıca raporunda üretimlerin pazara yakın noktalara taşınmasının söz konusu olacağına dair de bir beklentiden söz edilmiş.

Birçoğuna katılmakla birlikte, Asya üzerindeki etkisinin daha çok üretimin yine ucuz iş gücü arayışı ile ancak avantaja dönüşebileceğini düşünüyorum. Elimizdeki tüm enstrümanları iyi kullanabilirsek bu fırsatı ülkemize çekmemiz söz konusu olabilir. Daha önce de söylediğim gibi; COVID’in yaratacağı en büyük değişimi; konforundan vazgeçmeyecek olan insanın, yine tüketmeyi sürdüreceği, ancak bu kez tüketim ve satın alma miktarlarını daha küçük hale dönüştürecek olması olarak görüyorum. Yani daha az, daha sık ve daha kaliteli alışveriş yaparak; tasarrufu daha çok benimseyecek bir hale dönüşecek Batılı ülkeler. Sağlığa ve turizme de daha fazla zaman ayırır hale gelecek, parasını daha dikkatli harcayacak. Kısmen de olsa tüketim de elbette bir parça da olsa gerileyecek. Bu durumu elbette ülkemiz için, üstelik Batı’ya olan yakınlığımız ve lojistik avantajımız ile fırsata dönüştürebiliriz. Asya ile kıyaslandığında daha az adedi onlara göre daha yüksek fiyatlar ile üreten bir ülke olduğumuzun, ama kalitemizin yüksekliğinin de farkındayız. Tabi bunun için firmaların üretim güçlerini bu dönemde kaybetmemeleri ve firmalarının çalışma sistemlerinden ödün vermemeleri de önemli.

Tabii bir de ne olursa olsun eskisi gibi olmayacak noktalara da kısa başlıklar atmak gerekir. Örneğin kurlar hiçbir zaman geri gelmeyecek, altın hiçbir zaman eski fiyatlara gerilemeyecek, iş yerleri insanlarla dolup taşmayacak ve evden çalışma alışkanlıkları hep sürecek, toplantı ve eğitimler online platformlara daha çok kayacak, konut piyasası daralacak ve bir yatırım aracı olmaktan yavaş da olsa çıkacak, ithalata gelen ilave vergiler sürekli hale gelecek ve ithalat pahalı olmaya devam edecek; COVID-19 sürecindeki fakirleşme öğrenilmiş çaresizlik olarak yaşamımızdaki yerini alacak.

Öte yandan yine makro bazlı baktığımızda, üretimlerin pazara yakın yerlere doğru kaymasına ilişkin trendi, Türkiye için bir fırsat haline dönüştürmeyi başarmak zorundayız. Dünya Bankası, Türkiye Ekonomik İzleme Raporu'nun Ağustos 2020 sayısında COVID-19 vakalarında başlangıçta yaşanan ani yükselişe rağmen Türkiye'nin, ülkeler arasındaki karşılaştırmalar ışığında, virüsün yayılmasını ve olumsuz sağlık etkilerini nispeten daha hızlı kontrol altına aldığı görülmekte derken, Türkiye'nin küresel ekonomilerin çoğu gibi 2020 yılında zorlu bir süreçten geçtiğine dikkat çekmiş. Raporda, Türkiye ekonomisinin 2020’de yüzde 3,8 oranında daralacağının öngörüldüğünden, 2021 yılında ise nasıl bir toparlanma yaşanacağının belirsizliğini koruduğundan söz edilmiş.

İşte tam bu noktada, ekonomimizi doğru bir şekilde toparlar, para piyasalarını doğru yönlendirir, iç dengeleri sağlamlaştırır ve yeniden ülkemize olan güveni sağlamayı başarırsak; bu süreçten diğer ülkelere göre daha karlı çıkabiliriz. Elbette bunun için siyasi iradelerin tüm bu hedefleri birinden dahi ödün vermeden başarması kaydı ile. Hani kurdun puslu havayı sevmesi gibi, krizleri seven ve iyi yöneten bir millet olduğumuzu iddia ederiz ya sık sık; işte bu dönem tam da bunun için önemli bir fırsat.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Hangi ambargo daha iyi? 12 Şubat 2021
Aldık mı mesajı? 08 Ocak 2021
Esnaf deyip geçmeyin 18 Aralık 2020