24 °C
Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Her şey eskisi gibi olacak

Ben hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyenlerin aksine görüş taşıyanlardan birisi olarak başlığı da iddialı bir şekilde attım. Hani şaşırıp aynı fikirde olmayanlara saygı duyarım; ama bu kişilerin benim tezimi tam anlayabilmeleri için yazımı sonuna kadar okumalarını tavsiye ederim.

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını iddia edenlerin, COVID-19 sürecinde yaşamımıza giren pek çok yeniliğin hemen benimseneceği ve yaşamımızın bir parçası olacağına inandıklarını görünce biraz şaşırıyorum. Elbette bazı yenilikler yaşamımıza girecek ve kalacak. Online yaşam gibi, dijital dünyanın hızlanması gibi, bazı işlerin artık evden yürütülmesi gibi. Hepimiz biliyoruz ki bu süreç yeni kavramları veya yaşamımızda olmayan yenilikleri doğurmadı. Aslında zaten kısmen uygulanan bazı süreçlerin kısalıp daha hızlı bir şekilde yaşamımızda yer edinmesine neden oldu. Sorgulamaları arttırdı mı, muhakkak. Örneğin bu kadar çok metrekare kullanmaya gerek var mı, çalışanlarımız pekâla homeoffice de çalışabilirmiş gibi iş dünyasını düşündüren; bir ucunda zaman bir ucunda ise maliyetten tasarruf bulunduran, İngilizce’de challenge dediğimiz türde sorgulama ve tartışmaya açtı bazı şeyleri. Hepsini kabul ederim ama, bizlerin insan olduğunu ve alıştığımız konfordan kolay kolay vazgeçmeyeceğimiz realitesini ve eski alışkanlıklarımıza çok çabuk dönmek isteyeceğimiz gerçeğini de herkesin kabul etmesi şartıyla.

Aslında gelmek istediğim nokta, ancak her şeyin yeniden eski haline dönmesi halinde tam anlamı ile eski günlerimize kavuşacağımız gerçeği. Ha çok mu isteriz bundan sonra bazı şeylerin yeniden tekrarlanmasını, o da başka. Örneğin daha önceki yazılarımda da sıkça bahsettiğim kapitalizmin yarattığı gelir adaletsizliğinin acısını böyle dönemlerde daha çok çeken halk, sosyal devletçiliğe daha sıkı bağlanarak bazı kavramları sorgulamayı tercih eder. Ancak baskın sermaye gücü ve serbest ekonomi anlayışları, markaların piyasadaki güçleri, yeni nesillerin ne olursa olsun markalara ve alışkanlıklara yönelik güçlü bağları; yalnızca sorgulama ve ah-vah ile sınırlı tutar bahse konu serzenişleri. Bir süre sonra, yine eski sistem hakim olur, olacaktır da. Çünkü 21.yüzyıl insanı borca ve takside alışkındır; 21.yüzyıl insanı geleceğini ipotek altına çoktan aldırmıştır; bu da mevcut sistemin dışına çıkılmasına kolay kolay izin vermeyecektir.

Diyeceğim o ki, piyasa ekonomisi yerine harcama ekonomisi diyeceğim ekonomide, insanlar yine borçlanmaya yine harcamaya ve yine kısır döngü içinde hareket etmeye devam ederler, edecekler. Gelinen noktada durağanlık yerine tüketim ve harcama olmak durumundadır; zira şişkin arz ve talep ilişkisi eskisi gibi çalışmalı, çarklar dönmelidir. Finans piyasası ve bankaların da sistemdeki rolleri eskisi gibi olacağı için; kişiler yine borçlanarak da olsa üç yılda bir arabalarını değiştirmeyi sürdürecek, yine mortgage ile evler alınmaya veya yenilenmeye devam edilecek, bol bol kıyafetler alınacak, özel günlerde pahalı hediyeler, elektronik eşyalara ilişkin harcamalar, turistik amaçlı ve işe yönelik seyahatler, online olmayan hakiki fuarlar ve iş gezileri, eğlence yaşamı; yani asıl ekonominin ihtiyaç duyduğu ve insan için olan tüm harcamalar yeniden yaşamımızdaki yerini alacak. Ben bunu 130 kilograma ulaşmış bir insan vücudunun yaşamını sürdürebilmesi için her gün alması gereken besin gereksinimine benzetiyorum. Asla bir anda ağır bir diyet uygulayamazsınız; yapmaya kalkarsanız mekanizma error verir ve fonksiyonlar durma noktasına gelir.

Varsın ofislerin alanları küçülsün, bir miktar insan evden çalışsın, varsın bazı toplantılar fiziki yerine online yapılsın; emin olun bunların hiçbirisi hayatı ve ekonomiyi büyük oranda etkilemeyecek. Geçtiğimiz gün sosyal medya hesaplarımdan sordum; toplantılarımızda dijital mi yoksa eski sistemi mi tercih etmeliyiz diye; genel kanaat, eski sistemin daha çok tercih edileceğine dair oldu.

Ekonomi ne olur, dış ticaret ne olur diye düşünenlere de birkaç cümle ile fikrimi özetlemek isterim. Geçtiğimiz gün başkanlığını sürdürdüğüm Dış Ticarete Yön Verenler Derneği olarak Türkiye Bilişim Vakfı ve Blockchain Platformu Başkanı kıymetli ağabeyim Faruk Eczacıbaşı’nı davet ettik. Kendisi de blockchain ve kripto paralardaki sürecin hızlanacağına ancak çok da mucizeler beklememek gerektiğine değindi. Tümü ile aynı görüşteyim. Temassız ihracattaki yeteneklerimizi gördük, Ticaret Bakanlığımız süreci gayet güzel yönetti. Ancak normalleşme sürecinde bu kolaylıkların ithalatımıza da uygulanabilirliği anlaşılınca kolaylıklar muhtemeldir ki yeniden sorgulanmaya başlanacak. Ne döviz ne altın yaşamımızdan kısa vadede çıkmayacak veya değerini yitirmeyecek.

Bugünlerde sıkça duyduğumuz normalleşme süreci ile firmalar ticaretlerine yine hız vermeye devam eder, alışverişler hızlanır ve ekonomiler eski düzeyine gelir. Sadece bu süreci borçlu ve öz sermaye sıkıntısı çeken firmalar dikkatlice yönetip ve tedbirli davranmak zorundalar. Daha önce de söylediğim gibi, bugünleri iyi geçirecek bir Türkiye, AB’ye ihracatlarını 2021’den itibaren önemli ölçüde arttırır. Neyse ki maskede sesimiz duyuldu ve hibe zorunluluğu, dokuma ve örme kumaşlardan üretilen ürünlerde kalktı; burada da bir ihracat patlamasını beklemek sürpriz olmaz. Tüm bunlar ne zaman mı olur; önce şu 2020’yi daha çok evimizde, daha hijyen, daha sabırlı, daha sakin geçirmeyi başaralım; 2020’nin hiç değilse Eylül’üne kadar tedbirli olalım işte o zaman olur. Yokuşta geriye doğru kayan aracın sonuçta önce düzlüğü bulması lazım ki yeniden gaza bassın ve hız kazanabilsin.

Yani hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyenlere ben derim ki, ne zamana kadar? Bu ancak bir süre için doğru bir yaklaşım olabilir. Tüm bu saydığım, insan olmamızın doğal sonuçları olan sebeplerden ötürü, her ne kadar süreyi kestiremesek de her şey yine eskisi gibi olacak. Er ya da geç.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap