Herman Miller, liyakatle 116 yıldır ayakta

KERİM ÜLKER
KERİM ÜLKER Perde Arkası kerim.ulker@dunya.com

Ofis mobilyaları denilince akla ilk gelen markalardan biri Herman Miller. 1905’te Star Furniture Co adıyla kurulan şirkette, basit bir çalışan olarak işe başlayan Dirk Jan De Pree’nin kayınpederi Herman Miller ile tanışması da işte bu yıllarda oldu. Şirketin sahibi olan Herman Miller, paylarının yüzde 51’ini damadına sattığında Dirk Jan De Pree, kayınbabasının adını bir asırdır yaşayan bu şirkete verdi: Herman Miller Furniture Company.                   

1930’lu yıllarda Büyük Buhran ile zor günler yaşayan şirketin asıl hikayesi ise oğlu Max De Pree ile başladı. Yenilikçi ve yüksek kaliteli mobilyalar üreterek Herman Miller’ı dünyanın en büyük ikinci ofis mobilyası markası haline getiren Max De Pree’nin sırrı oldukça basitti aslında: Çalışanlar şirketin ortağı gibi görülmeli…                    

20’nci Yüzyılda Ekonomiye Yön Verenler kitabının en dikkat çeken isimlerinden biri olan Max De Pree, tamahkarlığı ve açgözlülüğü reddeden patrondu. 1989 yılında kaleme aldığı Leadership is an art (Liderlik Bir Sanattı) adlı kitapta başarıyı çalışanlarının ve müşterinin memnuniyeti ile ölçtüğünü dile getiriyordu Max De Pree. 7 çocuklu bir aileden gelen ve çocukluğunda babasının yönettiği şirkette kapıcılık, döşemecilik gibi görevlerde bulunan Max De Pree’nin hayali doktorluk olsa da 2’nci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla bu hayal yok oldu. Lise aşkıyla evlenen Max De Pree, 1947’de Herman Miller’a katıldı ve burada neredeyse 50 yıl çalıştı.

Gezici liderlik sistemini kurdu            

1950’li yıllarda ağabeyi ile birlikte yönetimi üstlenen Max De Pree, şirketin Avrupa pazarına adım atmasını sağladı ve ilk küresel yolcuğuna çıkarttı. Kendisi de bir tasarımcı olan Max De Pree, bu yeteneğini mobilyalara verdi. Hem ağabeyi hem de babasının yaptığı gibi Herman Miller’da çalışanların şirkete olan fikir ve önerilerinin teşvik edilmesi sistemini genişleten Max De Pree, “Gezici Liderlik” adını verdiği uygulamayla çalışanların katılımcı yönetim anlayışına girmesini sağladı. Böylece çalışanlar, şirket yönetimini tesis eder hale geldi. Max De Pree, bu sistemi, “Olmamız gereken şeyi, olduğumuz gibi kalarak olamayız” diyerek açıklıyordu. Yani özetle işe aldığı her adayın karakterine ve kimyasına bakarak liyakat düzenini öne çıkarıyordu Max De Pree.

Şirketteki son aile üyesi oldu

Aylık bilgi toplantıları düzenledi ve fikir havuzu oluşturdu. Çalışanların ikramiye ve kâr paylaşımı programını genişleten Max De Pree, “paraşüt” adını verdiği sistemle de onların zirveye ulaşmasının yolunu açtı. O dönem 3 bin 500 çalışanın hepsine cömert emeklilik hakkı tanıdı. CEO’nun alacağı ücreti, çalışan maaşlarının artışıyla sınırlandırdı. Yaptığı bu açılımlarla işçilerin devamsızlık oranını yüzde 1 seviyesine indirmişti. Zira sektöründeki ortalama yüzde 6 civarındaydı. Onun için en önemlisi kaliteydi. Ancak insan kalitesi. Onu da “Ürün ve hizmet kalitesinden bahsediyoruz. Peki ya ilişkilerimizin kalitesinden, iletişim kalitesinden, birbirimize karşı verdiğimiz sözlerin kalitesinden ne haber?” sözleriyle anlatıyordu.

Çalışanlarının hak ederek ve liyakatle yükselmesinin önünü açan Max De Pree, yıllarca Fortune listesinden ayrılmayan Herman Miller’ın CEO’luk koltuğunu bıraktığında şirketin cirosu 230 milyon dolardan 800 milyon dolara ulaştı. 65 yaşında emekli olan ve bunu bir sınır olarak belirleyen Max De Pree’nin “adam kayırmacılığı sıfırlayan” sistemi, kendisinden sonra da devam etti. Onun ardından çocukları veya ailesinden herhangi biri CEO’luk koltuğuna bir daha oturamadı. De Pree ailesinin amacı Herman Miller’da insan potansiyelinin tam manasıyla kullanılmasıydı. Ve bunu başararak şirketteki yönetimden çekildiler. Şu anda Herman Miller, 8 binden fazla çalışan ve 2.1 milyar dolarlık cirosuyla küresel mobilya pazarında liderliğini sürdürüyor. 116 yıldır devam eden bir kültürle hem de. De Pree’nin “Rüzgârın yönünü değiştiremiyorsanız, yelkenlerinizi değiştirin” sözü şirketin yenilikçi tavrını yönetiyor hala…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar