Hiç bana sordun mu?
Yazı günümüz yine bir tatil ile çakışıyor, Emek ve Dayanışma Bayramımız kutlu olsun diyerek yazıya başlayalım. Gelecek haftaya nisan ayı enflasyonu ile giriyoruz, tahminler %3 üzerinde şekillenirken, enerji fiyatlarındaki yükselişin etkilerini gelen öncü verilerde görmeye başladık.
Türk-İş tarafından Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin masraflarını ölçmeyi hedefleyen açlık sınırı %5 üzerinde artışla 35.000 TL sınırına yaklaştı. İki şehir arasındaki ortalama fiyat farkını gözetirsek İstanbul için 40.000 TL civarında bir seviyeye işaret ettiğini söyleyebiliriz.
Ülkemizde asgari ücret şehir ya da bölge gözetmeksizin her yerde 28.075 TL olarak belirlenmiş durumda ve gelecek yılın başına kadar yani 8-9 ay daha değişmeyecek. Açlık sınırı malum sadece gıda masraflarını kapsamakta, dört kişilik bir ailenin başta barınma olmak üzere minimum harcamalarını gözeterek hesaplanan yoksulluk sınırı ise 112.661 TL. Ne kadar acıdır ki dört kişilik bir ailede herkes asgari ücret ödeyen bir işte çalışsa bile yoksulluk sınırının altında kalınıyor.
Ekonominin büyümesinden, gayri safi yurt içi hasılanın artmasından vb. bahsederken esas hedefi ıskalıyoruz sanki. Refah yaratmayan, toplumun geneline yansımayan büyüme kalkınma değildir. Dünya genelinde asgari ücret hesaplanırken, tek başına bir çalışanın hayatını idame ettirebileceği en düşük tutar baz alınır. Bu noktada yapılan hesap ise 45.000 TL baremine yakın.
Tüketim devam edecek
Nisan ayı enflasyonunu gördükten sonra, mayıs ayı içinde TCMB Enflasyon Raporu sunumunu takip edeceğiz, şubat ayında savaşın başlamasından iki hafta önce 2026 yılı ortalama brent petrol tahminini 60 dolar varil seviyesine düşüren TCMB, 120 dolar varil düzeyine gelen fiyatların ardından nasıl bir güncelleme gerçekleştirecek merak ediyoruz.
Enerjide dışa olan bağımlılık ve nakliye-lojistik üzerinden genele yayılma potansiyeli ile beraber değerlendirdiğimizde bu yıl için %30 düzeyi altında bir enflasyon görme ihtimalimiz kalmamış durumda. Yükselen enflasyonun tüketim iştahını aşağı çekerek talebi dizginleyeceği varsayımı bana göre doğru değil.
Bunu geçerli olan iki dinamik üzerinde açıklamam gerekirse, öncelikle yüksek gelire sahip olan kesim harcamalarını kesme eğiliminde değil, bunu önceki döngülerde de net biçimde gördük. İkinci olarak düşük gelire sahip daha geniş kesim zaten çok düşük bir profilde hayatını sürdürmeye çalışıyor. Yani fiyatlar artsa da, minimum tüketimi belki borçlarını artırarak da olsa gerçekleştirmek durumunda. Yani net etkiye baktığımızda, yüksek enflasyon ve düşük büyüme kompozisyonuna işaret eden stagflasyon riski ülkemiz için giderek artıyor.
Faizlerin yılın başında öngörülenden daha uzun süre yukarıda kalacak olmasının yarattığı faiz harcamaları artışı ve eşel mobil sisteminin yeniden devreye alınması ile yaşanan özel tüketim vergisi kaybının bütçe üzerinde etkilerini önümüzdeki aylarda görmeye başlayacağız. Bu hafta açıklanan istihdam verilerinde de geniş tanımlı işsizlikte %31.5 ile son ayların en yüksek seviyesine çıktığımızı görüyoruz, yılın geri kalanında bütçe gelişmeleri ve işgücü piyasasına dair dinamikler ön planda kalmayı sürdürecektir.