Hiçbir şey değişmezse her şey aynı mı kalmış olur?
Haftalardır merakla beklenen PPK Toplantısında bir değişikliğe gidilmedi. Hem politika faizi %37 düzeyinde bırakıldı, hem de fiili piyasa faizi olarak işlev gören gecelik borç verme faizi %40 düzeyinde sabit kaldı. Farklı ülkelerde işlem yapan bir fon yöneticisi için kullandığı terminalde merkez bankalarının politika faizlerini listeleyen bir sayfa vardır. Orada yazan ülkemiz için yazan %37 aslında yaklaşık üç aydan beri piyasada geçerliliği olmayan bir faizi göstermektedir.
Zira şubat ayının sonunda başlayan savaşın birinci haftasında aldıkları bana göre zamanlaması da doğru olan pro aktif bir karar ile artık piyasayı haftalık repo ihalesi ile fonlamayı bırakıyorum, gecelik olarak borç verme faizi olan %40 düzeyinden fonlama gerçekleştireceğim mesajını verdi. Ancak o gün olağan üstü toplantı kararı ile gelen bu açıklamanın ardından artık norm haline gelen bu durum uygulamada da kendine yer bulabilir. Yani piyasada gecelik olarak %40 fonlama faizi gerçeği var ve referans faiz olarak kabul gören TLREF de bu civara yerleşti.
Yalın tercihlerde bulunmalıyız
Bizler bu ülkede yaşayan ve uzmanlığı büyük ölçüde bu ülkenin sermaye piyasalarına yönelik olan analistler bu tür nüansları anlayıp değerlendirebiliyoruz. Ancak yazının başında verdiğim örnekte de olduğu gibi aynı anda 15-20 ülke hakkında fikir sahibi olup, pozisyon alan yatırımcılara mevcut düzeni anlatmak pek kolay değil.
Bu kadar yüksek reel faiz verilmesine karşın yabancı yatırımcının bono piyasasında son aylarda net satıcı olmasının bölgede artan jeopolitik risklerin yanında böyle bir açıklaması da var. Ülkemizin düşük tasarruf oranı ve buna bağlı olarak düşük sermaye birikiminin sonucunda dış finansmana duyduğu ihtiyaç devam ettiği sürece bu konularda olabildiğince yalın tercihlerde bulunmalıyız. Yabancı yatırımcının son aylarda nispeten taktiksel pozisyon artırdığı dönemde de kısa vadeli swap üzerinden gelmesi ve kur ya da vade riskini olabildiğince sınırlama isteği de not edilmeli. TCMB kararının ardından piyasalarda önemli bir değişiklik yaşanmadı, kararın büyük ölçüde tahmin edildiği gibi gelmesi önemliydi.
Diğer yandan düşük gelen mayıs ayı enflasyonuna atıfta bulunulması da dikkat çekiciydi, zira aylardır yüksek gelen enflasyonun ardından tek bir veriye bakarak böyle bir analiz yapılması düşündürücü. Yaz aylarında gıda fiyatlarının imkan tanıması ile yıllık enflasyonun %30 düzeyinde kaldığını takip edeceğiz, ancak okula dönüş ve talebin canlanması dönemi olarak bilinen eylül-ekim döneminde enflasyonun yeniden yükselişe geçeceğini bugün herkes iyi kötü öngörebiliyor. Dolayısıyla belirli ölçüde piyasa görece iyimser olmak normaldir ancak kredibilitenin korunması adına bunun dozunu iyi ayarlamak elzemdir.