Hindistan demokrasisi ve ekonomisi düşüşte

Ömer Faruk ÇOLAK
Ömer Faruk ÇOLAK EKONOMİ ATLASI dunyaweb@dunya.com

Ekim ayının sonunda gündeme Hindistan ekonomisi oturdu. Türkiye kendi iç sorunlarına boğulduğundan olsa gerek, Hint ekonomisindeki gelişmelere duyarsız kaldı. Hindistan dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi (1 milyar 353 milyon). Ülke ekonomik büyüklük olarak da satınalma gücü paritesine göre 2018 yılı itibari ile dünyanın üçüncü büyük ekonomisi (10.4 trilyon dolar, IMF verisi. Türkiye 2.3 trilyon dolar ile 13. sırada). Ülkeyi şimdilerde gündeme taşıyan bu büyüklükler değil, yaşanan iktisadi gelişmeler, bunların başında da büyüme oranındaki yavaşlama ve sorunlu krediler gelmekte.

Hindistan’ın gelişmekte olan (yükselen) ülkeler içerisinde bir ayrıcalığı var. Bağımsızlığını kazandığı 1947 yılından bu yana demokrasi ile idare ediliyor. Başbakanları öldürülse de askeri darbe yüzü görmemişler. 2014 yılında yapılan genel seçimlerde Narendra Modi başkanlığındaki “Bharatiya Janata Party” (Hindistan Halk Partisi-BJP) 282 milletvekili çıkararak tek başına iktidar oldu. Böylece otuz yıl sonra bir parti tek başına hükümeti kurdu. Modi 2019 yılı mayıs ayında yapılan seçimlerde de 299 milletvekili çıkararak yine tek başına iktidara geldi.

Keşmir adeta Hindistan’ın Batı Şeria’sı

Modi, iktidara gelirken yolsuzluklarla, gelir eşitsizliği ile mücadele edeceği vaadinde bulunmuştu. Muhafazakar ve Hint milliyetçi kimliği nedeni ile uluslararası kamu oyunda aşırı sağcı olarak görülen Modi, kısa süre içerisinde bu kimliğini öne çıkardı. Modi yönetimindeki BJP, ülkede etnik ve dinsel kimlikleri kaşımaya başladı. Son olarak da ülkedeki Müslüman azınlıkların üstüne gitti. Bununla da yetinmedi Pakistan ile tartışma konusu olan Keşmir bölgesindeki Müslümanlara baskı uygulamaya başladı. Modi, Parlamentoda Keşmir’e ayrıcalık tanıyan 370’inci maddeyi de iptal ettirdi. Ülke demokrasiden uzaklaştıkça, yolsuzluklar daha da artmaya başladı. Modi kamu kaynaklarını yandaş şirketlere kullandırmaya başlayınca bütçe açığının GSYH’ya oranı yüzde 3.8’e ulaştı. Hindistan Merkez Bankası’nın (HMB) arka arkaya beş defa faiz indirmesine rağmen ticari bankalar bu faiz indirimi ile uyumlu bir faiz düşüşü yarışına girmediler. Bankaların faiz indiriminde HMB’ye eşlik etmemelerinin altında yatan etken yaklaşık 200 milyar doları bulan sorunlu kredi büyüklüğü oldu.

Tüm bu gelişmelerin neticesinde Modi iktidara geldiği 2014 yılında yüzde 7.4 olan GSYH büyüme oranı 2019 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 5’e geriledi. Bu oran yüksek gibi görünse de, ülke nüfusu düşünüldüğünde önümüzdeki aylarda halen yüzde 8.8 (Ekim 2019) düzeyinde seyreden işsizlik oranının artmasını engelleyemez. Ülkede gelir dağılımı da ciddi olarak bozuk olduğu için, düşen büyüme oranı refah düzeyinin daha da azalmasına neden olacak. Bu durumun yaratacağı siyasi etki önümüzdeki aylarda Hindistan’ı takip edilmesi gereken ülkeler konumuna getiriyor.

Hindistan örneği bize gelişmekte olan ülke de olsa demokrasi olmadan istikrarlı ekonomik gelişme olmayacağını bir kere daha gösterdi. Buradan yola çıkarak ülkemizde son dönemde gündeme gelen İslam, Türkiye ve İslam ülkeleri tartışmalarının bu zeminde ele alınması anlamlı olur diye düşünmekteyim. Zira İslam ülkelerinin geri kalmışlığının gerisinde de “demokrasiden” yoksun olmaları yatıyor. Laiklik olmadan demokrasini olmadığını da bildiğimize göre, hafta sonu ölüm yıldönümü nedeniyle bir kere daha andığımız kurucu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’e yine, yeniden teşekkür etmeliyiz.

Okuma önerisi: Timur Kuran, İslam ve Ekonomik Azgelişmişlik-Tarihsel ve Çağdaş Bağlantılar.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Altınla dans 13 Kasım 2020
AB ile kavga... 06 Kasım 2020
Döviz kuru sahipsiz 30 Ekim 2020
The Status Quo Ante 16 Ekim 2020
YEP ve eğreti iktisat 02 Ekim 2020
Şirketler ve devlet 18 Eylül 2020
Salgın ve normalin sonu 11 Eylül 2020
Türkiye vs Yunanistan 04 Eylül 2020