Hızlı normalleşme
Merkez Bankası beklediğimiz normalleşme adımını bu hafta başında attı. Beklentimiz ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti’nin (AOFM) kademeli olarak %37’ye çekilmesiydi. Kademeli geçiş dönemi beklentimizin nedeni enflasyon görünümü ve jeopolitik belirsizliklerdi.
2026 yıl sonu enflasyon görünümü ne durumda?
2026 yılının başında enflasyon, büyüme ve cari açık açısından tahmin belirsizliği oldukça düşüktü. Fakat İran-ABD savaşı durumu tersine çevirdi. Artan petrol fiyatları, girdi maliyetleri enflasyon görünümünü bozdu. Tarımsal hasıla açısından geçen seneye göre daha olumlu bir yıl olmasına rağmen gıda fiyatlarında beklenen mevsimsel gerileme gerçekleşmedi.
Ağustos ayı ile birlikte önümüzde beş aylık enflasyon verisi var. Web-TÜFE ağustos ayı ölçümü %2,04. TÜİK enflasyon verisinin bu rakama yakın, zayıf bir ihtimal de olsa %2’nin bir miktar altında kalabileceğini düşünüyoruz. Geriye kalan dört ayda nasıl bir enflasyon görünümü bizi bekliyor?
Eylül ve ekim ayları mevsimsel olarak fiyat artışlarının yüksek seyrettiği aylardır. 1983 yılından günümüze eylül ayı enflasyon ortalaması %3,36. Son dört yılın ve son iki yılın ortalamaları sırası ile %3,51 ve %3,10. Ekim ayı için bu rakamlar %4,01, %3,10 ve %2,72. Kasım ayı: %2,90, %2,32 ve %1,56. Aralık ayı: %2,32, %1,51 ve %0,96. Bu verilerin ima ettiği en iyi yıl sonu enflasyon oranı TCMB’nin yıl sonu tahmini olan %28’in üzerinde. Dolayısıyla aylık enflasyon gelişmelerinin geçtiğimiz yıllardan iyi olması gerekiyor. Petrol fiyatları son bir hafta içerisinde gerileme eğiliminde.
İç talepteki zayıflık da fiyatlar üzerinde baskı yaratıyor. Tüketici kredi arzının da geçtiğimiz seneye göre düşük seyretmesi dezenflasyon sürecine destek veriyor. Bu gelişmeler yıl sonunda %30’un altında bir enflasyon oranı ima ediyor mu? Bizce bunun için kamu maliyesinin desteğine ihtiyaç var. 2026 yılı içinde oluşturulan mali alan ve düşük kamu borcu dayanak olarak kullanılabilir ve dezenflasyon sürecine destek oluşturulabilir.
Finansal piyasalar bardağın dolu tarafına bakıyor…
Jeopolitik gelişmelerin piyasalar üzerindeki olumsuz etkisi zaman içerisinde sönümleniyor. ABD-İran savaşı henüz sonlanmadı. Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Fakat piyasalar, yeni bir gelişme olmadığı sürece, savaşların varlığını görmezden gelmeye başlıyor. Bir anlamda, savaşlar devam ediyor ama herkes kendi işine bakmaya başlıyor. TCMB’nin normalleşme adımını da bu çerçevede okumak gerekir.
Nitekim Türkiye’nin beş yıllık CDS primi tekrar 220’nin altına indi. Tahvil piyasasında yerli ve yabancı ilgisi devam ediyor. Getiri eğrisinde orta vadede 100 baz puan, uzun vadede 70 baz puanlık gerilemeler gözlendi. Yurt dışı kaynaklı bir jeopolitik şok gerçekleşmezse TL varlıklara olan yerli ve yabancı ilgisinin devam etmesini bekliyoruz.
Faiz indirimleri reel sektöre ne zaman yansır?
TCMB fonlama maliyetindeki değişimin kredi faizleri üzerinde etkisi önümüzdeki bir kaç hafta içerisinde görülecektir. Bu durum şirketlerin yurt içi kısa vadeli borçlanma maliyetlerini aşağı çekecektir. Fakat reel sektörde kayda değer bir hareketlenme sağlaması beklenmemeli. Çünkü finansal koşulları sadece kredinin maliyeti değil kredinin bulunabilirliği de etkiliyor. Bankalara uygulanan sıkı kredi büyüme sınırları devam ettiği sürece faiz indirimlerinin reel sektöre yansımasının sınırlı olmasını bekleriz.
TCMB kalan üç toplantıda faiz indirimi ya da indirimlerine gider mi?
Mevcut enflasyon tahminlerimiz yıl sonuna kadar TCMB’nin 100 baz puanlık bir indirime gidebileceğine işaret ediyor. Bu indirimi 50’şer baz puanlık iki toplantıda gerçekleştirebilir. Alternatif olarak tek bir toplantıda (örneğin Ekim PKK) 100 baz puanlık indirim yapabilir. Enflasyon görünümünde beklenmedik olumlu bir gelişme olursa Aralık PPK toplantısında da 100 baz puanlık faiz indirimi masaya gelebilir.