16 °C
Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Hukukta reform nasıl yapılmalı?

BEŞİR ACAR - Emekli Banka Yöneticisi

Araştırmacı yazar merhum Uğur Mumcu, bir konferansında, Türk ne demektir, Türk vatandaşı kimdir şeklinde esprili bir ifadeyle, Türkiye’deki Hukuk Sistemi’nin tarifini yapmıştır. Konuşmasında, Türk vatandaşı, İsviçre Medeni Kanunu’na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası’na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’na göre yargılanan, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen ve İslam Hukukuna göre gömülen kişidir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, Mumcu’nun isimlerini belirttiği Avrupa ülkelerinden, hukuk sistemimiz tercüme edilerek oluşturulmuştur. Adı geçen ülkeler, yaklaşık altmış milyon insanın öldüğü ve ülkelerinin yerle bir edildiği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ekonomileriyle birlikte Hukuk Sistemlerinde gerekli reformları yaparak, toplum şartlarına göre geliştirmiş ve değiştirmişlerdir. Avrupa ülkelerinden alıp uyguladığımız Hukuk Sistemi, ölçülerinin toplumların yapıları açısından farklı olduğu, en başında vücut yapımıza uymadığı, daha doğrusu bol geldiği için, yıllardır yapılan birçok değişikliklere rağmen, bugün Avrupa ülkelerinde uygulanan caydırıcı, birleştirici, toplum huzurunu sağlayan, demokrasiyi yaşatan, güvenilir bir hukuk sistemine ulaşılamamıştır. Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak için, Avrupa hukuk sisteminden uyarlanarak, 2002 den beri parça parça yapılmaya çalışılan değişiklikler, hukuk sistemimizi arzu edilen seviyeye getirememiştir. Kopyalayarak, ülkemize taşıdığımız Avrupa hukuk sisteminde, ülkemizdeki gibi otuz beş yıl süren bir icra davası ve on yıllarca devam edip karara bağlanamayan, milyonlarca sayıda dava dosyalarının olduğu bir hukuk sistemi yoktur.

İngiltere’de bulunduğum süreçte takip ettiğim, İngiliz Hukuk Sistemi’nden bazı örnekler vererek, ülkemizdeki hukuk sistemini yüzeysel olarak karşılaştırmaya çalışacağım. 2012 yılında, bir İngiliz banka müşterisi mahkemeye başvurarak, bankaların Hayat Sigorta Poliçesi yaptırmadan kredi, kredi kartı, vermediklerini iddia ederek dava açtı. Mahkeme üç ay içinde bankaların yaptığı bu uygulamayı haksız bularak, 10 yıl geriye dönük tahsil edilmiş bütün poliçe bedellerinin, müşterilere iadesine karar verdi ve kararı bütün bankalara gönderdi. Bankalar aracı şirketler vasıtasıyla veya bizzat başvuran müşterilere, aldıkları bütün poliçe ücretlerini hesaplayıp iade ettiler. Son ödemeler geçen yılsonunda bitti. İngiliz bankalarının, bu işlemlerden müşterilerine iade ettikleri meblağ yaklaşık 36 milyar (otuz altı milyar) Sterlindir.

Ülkemizde de benzer bir hadiseden örnek vererek, ülkemizde Hukukun nasıl işlediğini görelim. 2013 yılında Rekabet Kurumu, kamu ve özel olmak üzere, 12 bankanın aralarında anlaşarak, yüksek faiz uyguladığını tespit edip bankalara ceza vererek, bankaların aldıkları yüksek faiz farkını, müşterilere iade edilmesi gerektiğine karar verdi. Bu karar sonrası uygulama şöyle gelişti. Kredi kullanan yaklaşık yirmibeş milyon kişi, fazla ödedikleri faizi geri almak için, mahkemelere kişisel dava açmak zorundadır. Mağdurlar yıllarca mahkemelerle uğraşmak istemediği için, önemli sayıda başvuru olmadı, başvuranların davaları da bankaların yaptıkları itirazlar nedeniyle yıllardır hala sonuçlanamamıştır. Kredi kullanan herkesin başvurduklarını varsayalım. Bir anda 25 milyon mahkeme dosyası oluşacak ve davalar, mahkemeler ile Yargıtay, İstinaf mahkemeleri arasında, itiraz sistemi devreye girerek, yıllarca sürüp gidecek ve yıllarca sonuçlanamayacaktır. 2013 yılından beri açılan davaların hala sonuçlandırılmaması bunun açık örneğidir. Rekabet Kurumu, İngiltere’deki gibi mahkemeye başvurup, aldığı nihai kararı uygulayıcı bankalara gönderecek olsaydı, sorun bir tek mahkeme dosyası ile çözülmüş olacak. 25 milyon dosya açılmayacak ve hukuk gereksiz yere meşgul edilmeyecektir.

Zaman zaman, bazı suçlulara eylemleri sonucu cezalar verildiği medyaya yansımaktadır. Verilen karar, vicdanı yaralayan bir karar ise, sosyal medyada tepki görerek, kısa sürede bir kamuoyu oluşturulunca, suçlu hakkında verilmiş kararın, bu defa tam aksi karar verilmektedir. Eğer ilk verilen karar doğru idiyse, ikinci kararın tersi verilmemesi gerekirdi. Eğer ilk karar yanlış idiyse, sosyal medya baskısı olmasaydı o yanlış karar uygulanarak, telafisi olmayan, büyük bir haksızlıkla kişi mahkum edilmiş olacaktı.

Konuyu başka bir örnekle biraz daha açalım. Geçen yıl, içinde hamile bir kadının bulunduğu araca yapılan fiziki saldırı olmuş ve günlerce medyada gösterilmişti. Fail şikayet üzerine tutuklandı, Savcı yürürlükteki kanunlara göre, 25 yıl hapis cezası istemiyle dosya hazırlayıp dava açıldı. Fakat bu eylemi için yirmi beş yıl ceza istenen kişi, yaklaşık 25 gün sonra serbest bırakıldı. Savcı ve hakim, mevcut olayda, yazılmış kanun metnine göre karar vermektedirler. Savcı önündeki yazılı kanun maddesine göre, bu suça 25 yıl ceza verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Hakim ve savcının önündeki kanunun maddesi aynıdır. Peki nasıl oluyorda aynı eylem için savcının 25 yıl ceza verilmesi gerektiğine hükmettiği bir davada hakim suçluyu 25 gün sonra suçsuz buluyor. Aynı kanun maddesi üzerinde bu kadar farklı kararlar verilmesi ülkemizdeki hukuk sisteminin yanlış olduğunu göstermekte ve Adalete olan güveni azaltmaktadır. Kanun düzenleyicinin çıkardığı kanunlar, tarifi yapılarak şöyle karar verilecektir denilen bir olay için, Hakkari’deki, Edirne’deki, Giresun’daki, İzmir’deki Ankara’daki İstanbul’daki binlerce hakim aynı kararı vermek zorundadır. Eğer aynı olayda aynı kanun maddesi üzerinde hakimler birbirinin aksi kararları veriyorlarsa. Kanun maddesinin yazılışında ve dolayısıyla Hukuk sisteminde bir hata vardır. İngiltere’den bir anektodla yazımı bitireceğiz. John Walker adında bir hakim 80 yıl önce bir davada karar vermiş, sonra gelen hakimler aynı olayda hep, John Walker’ın verdiği kararı vermişlerdir.

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap