Hükümet, KOBİ’lerin dijital dönüşümünün önünü açtı... mı?

Kerem Özdemir
Kerem Özdemir KEREM İLE İŞİN ASLI elfkerem@gmail.com

Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB), Türkiye’de büyük dijital dönüşüm projelerinin ortaya çıkmasını sağlayan önemli bir kurumumuz. Kurumun adını yıllar önce kurduğu bir SAP sistemi vesilesiyle duymuştum. Ankara’daki bir toplantıda GİB’in bir projesini ağzım açık dinlerken, içimde bir merak uyanmıştı. Merakım, bir yetkilinin bu projeyi çok önemsediklerini çünkü o zamanki başbakanımızın şirketlerin gelirleri ve gelecekteki gelirleri üzerinden vergi gelirlerinin tahminlenmesine büyük önem verdiğini söylemesiyle giderilmişti. Kamu, etkili bir dijital dönüşüm zemini yaratmıştı.

Aradan yıllar geçip GİB’in 1 Temmuz itibariyle e-fatura zorunluluğunu brüt satış hasılatı 4 milyon lira olan şirketlere kadar indirdiğini duyunca, bunu KOBİ tarafını etkileyecek daha büyük bir dijital dönüşüm olarak algıladım.

Ben mevzuatı yakından takip eden biri değilim. Hatta bu konuda engelliyim. Hayatım boyunca bu nedenle sürekli para ve zaman kaybına uğradım. Bana konuyu anlatan eLogo Genel Müdürü Başak Kural’a teşekkür etmem gerekiyor. Kendisi İTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu. İş yemeği için buluşmuşken, kendisi birçok boyutu bana üniversite kantininde ders çalışıyormuşuz gibi anlatma sabrını gösterdi. Daha açık söylemem gerekirse, benim mühendis olarak yaptığım kurgu ile gerçek dünyadaki uygulama arasında köprü kurmamı sağladı.

İkinci bir konu, ben hâlâ iki kamplı Türkiye’ye adapte olamadım ve olmayı da düşünmüyorum. Bu konudaki bakışım, Ziya Paşa’nın “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” dizeleri doğrultusundadır. Google’da çevirisi var. Konunun önemine işaret ederken sonuç almadaki başarısı için bir şey söylemiyorum. Onu zamanla göreceğiz. Bu notları düştükten sonra analize başlayalım.

Neden önemli?

Şirketlerin vizyonlarını, inovasyon güçlerini, yönetimde ve sahada çalışan kadın sayısını veya gelecekteki kazanç beklentilerini bilmek ve yazmak her zaman heyecan verici oluyor. Bunlar güzel ancak bir şirketin varlığını sürdürmesini sağlayan temel etken, nakit akışı. Nakit akışı bozulan şirketlerin nasıl ortadan kaybolduklarını ya da başka bir patron veya kamu otoritesinin yönetimine girdiklerini çok defa gördüm. 1994, 1997, 2001 krizlerinde ve sonrasında senaryo hiç değişmedi. Bu dönemler aynı zamanda dijital dönüşümün çok yoğun yaşandığı dönemler oldu. O zaman için elektronik dönüşüm ya da sayısallaşma kullanıyorduk. Bilgisayarcılık yaptığım 1996’da dönüşümün nedeni, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in ekonomi konusundaki “dehasının” şirketlerin geleceklerinden endişe duymasını sağlamış olmasıydı. Girdilerden mamullere kadar her şeyin fiyatı ve kur sürekli değişirken oluşan volatilite şirket yöneticilerini bilgisayar sistemlerine yatırım yapmaya zorluyordu.

Deli gibi bilgisayar satıyorduk. Link ve Logo kurduğumuz bilgisayarların dört-beş tanesini tek bir şirkete kurmak işten değildi. O zaman, 256K RAM (sistem belleği) ve 80 MB (giga değil megabayt) diski olan bilgisayarı 2 bin dolar civarında fiyatla satıyorduk. Veriyi görmek kadar girmek de gerektiği için bu sayılara ulaşabiliyorduk. Dört bilgisayarı verileri yazmaları için muhasebe, satış, pazarlama gibi konuları takip eden çalışanlara kuruyorsak, sonuncuyu konfigürasyonunu geliştirip patronun ya da müdürün önüne koyuyorduk. Bu yönetici, şirketin ne halde olduğunu anlamak için kesenin ağzını açmak zorunda olduğunun farkındaydı.

Yeni dönüşüm, ERP ve buluta taşıyacak

Patronun önüne koyduğumuz ve diğer bilgisayarların bağlı olduğu güçlendirilmiş bilgisayar, sunucu (server) dediğimiz üründü ve benim çalıştığım gibi küçük şirketlerin konfigürasyon yapmasını ya da yerli/milli ürün geliştirmesini sağlıyordu. Novell adlı bir işletim sistemi üzerine yaptığımız kurulum çok karmaşıktı. Her sipariş, ekibin ofiste sabahlaması anlamına geliyordu ama gençtik ve bundan zevk alıyorduk.

O zaman farkında olmadığım ama bugün mutlulukla anladığım şekilde –iki üç ay da olsa- bir bilgisayarlaşma devriminin neferi olarak çalışmıştım. Sonrasında çıkan tak-çalıştır (plug&play) bu dönemi kapatırken deneyimin değerini azaltmadı ancak bilgisayarcılığı o şekliyle ekonomik değeri olmayan bir işe çevirdi. Daha anlaşılır tabirle, o işte ekmek kalmamıştı.

O zamandan beri teknolojinin büyüsüne değil, yarattığı sonuçları öngörmenin gücüne tapıyorum.

Şu anda çok daha büyük bir dalga geliyor. Brüt satış hasılatı sınırı olan 4 milyon lira, yaklaşık olarak Türk vatandaşlığı satın alabillmeyi sağlayan 250 bin dolara karşılık geliyor. Neti ile vatandaşlığı getirecek konutu bile alamazsınız.

Dönüşümün kapsamını siz düşünün. Ümmi yani herkesi kapsayan bir sistem kuruluyor ve bu servis modeli bankacılığından kredi notunu belirleme aracına kadar birçok konunun altyapısını oluşturacak. Tabii, kurumsal kaynak planlaması (ERP) ve sistemin sürekli çalışır tutulması için bulutta kullanımı gündeme getirecek. Hepsi birden KOBİ’lerin zorunlu da olsa dijital dönüşümü demek.

Bu bana umut veriyor çünkü değer zincirini ileri taşıyacak parçalar oluşuyor. Ancak bu noktada Ziya Paşa gibi Nasreddin Hoca’yı da unutmamak lazım. Yolun kenarına dikenli tel çeken Nasreddin Hoca’nın alacaklısına, oradan geçen tellere takılan koyun tüylerinden yün eğirip satarak borcunu ödeme planını zekice bulsam da fıkra, alacaklının ya da sorununun asla çözülmeyeceğini gösteriyor. Gelecek yazıda bu soruna odaklanacağım.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Teknolojinin liderleri 19 Eylül 2022