Hürmüz kapandı: Önceliklerimiz neler olmalı?

Gıda güvencesinin önemine vurgu ya­parken öne çıkardığımız iki temel ne­den vardı hep: İklim ve jeopolitik krizler.

Bunlardan ilkini 2025’te en ağır şekilde yaşadık. İkincisine ise İran-ABD-İsrail Sa­vaşı ile bu yılın hemen başında şahitlik edi­yoruz. Bu krizler, yeniden silahın, enerjinin ve belki de hepsinin üzerinde gıdanın haya­tiyetini bize yeniden gösterdi.

Sadece Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile petrol fiyatları sadece ilk haftada yüzde 27- 36 artış gösterdi. Savaşın bu şekilde devam edebilmesinin atılan füze stoklarına bağ­lı olduğu hep konuşuldu. Bu esnada tarım­sal üretimin vazgeçilmez unsuru olan güb­renin temininde yaşanabilecek sıkıntılar da gündeme geldi. Çünkü gübrenin üretimi de önemli ölçüde doğalgaza bağımlıydı ve üç­te biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Bu­nun sonucu, tedarik güçlüğü ve gübre fiyat­larının yükselmesi demekti. Nihayetinde tarımsal üretimin olumsuz etkilenmesi ve gıda enflasyonunu körüklemesi anlamına geliyordu. Sadece Hürmüz Boğazı özelin­de, silah, enerji ve gıda üçlüsünün ülkelerin bekası ve refahı açısından ne kadar önem­li olduğu görülebiliyordu. Aslında bu yılın, uluslararası tarım ticareti kaynaklı riskler­le dolu geçmesi beklenirken, neredeyse tüm bölgeyi ateş çemberine alan İran-ABD-İs­rail Savaşı ile birçok ülke açısından varoluş mücadelesine dönüştü.

Stratejik her alanda yeterlilik

Ateş çemberine dönen bölgemizde, şu ana kadar ülke olarak bunun dışında kalabilme­miz ve etkili bir dış politika yürütmemiz hem askeri caydırıcılığımızın ve hem de yu­muşak gücümüzün bir sonucu.

Savunma sanayimizin ulaştığı yüzde 80’i aşan yerlilik ve ihracattaki payının sürekli artması bizi güçlü kılıyor.

Enerjide ülkemiz yerli üretim patlama­sı yaşıyor. Petrol ve doğalgaz üretimi gide­rek artıyor ve ithalat yükü azalıyor. Daha da önemlisi yeşil enerjinin kurulu elektrik gücünden aldığı pay yüzde 62’ye yükselmiş durumda. Savunma ve enerji kadar önemli olan gıda güvencesi konusu her zaman has­sasiyetini koruyor. Geçen yıl zirai don ve kuraklıkla önemli bir dayanıklılık testinden başarıyla geçen ülkemiz tarım ekonomisi, bu yıl iklim açısından daha iyi bir yıl geçi­riyor. TMO’nun Fenolojik Değerlendirme Raporuna göre, ülkemiz bu yılın Ocak ayın­da 2025 Ocak ayına göre 1,9 0C daha az ısın­dı ve üç katından fazla yağış aldı. Ümidimi­zi artıran bu verilerle 22 milyon ton ile buğ­day başta olmak üzere birçok üründe rekor üretim bekleniyor.

Gübrede dışa bağımlılık kırılmalı

Bununla birlikte bu yılın başında ortaya çıkan AB’nin yeni stratejik ortak arayışları uykularımızı kaçırırken, bölgemizdeki sa­vaşın ateşi neredeyse Türkiye hariç tüm ül­keleri yakmaya başladı.

Ülkemiz açısından riskler ve tehditler devam ederken, kısa vadede ticaretimizi ve enerji maliyetimizi olumsuz etkileyebilece­ği anlaşılıyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, bir yandan enerji fiyatlarını tırmandırırken diğer yandan gübre tedari­ğinde endişelere yol açıyor.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumak­lı’nın açıklamaları, en azından bu sezon, kı­sa vadede, gübre temininde bir sorun yaşa­mayacağımız ve stoklarımızın yeterli oldu­ğu yönünde. Savaşın ilk günlerinde gübre fiyatlarının yüzde 50’ye varan oranlarda yükseltilmesi ve satışların bir ölçüde fren­lenmesi, Sayın Yumaklı’nın açıklamala­rıyla, eski seviyesine döndü. Ancak azot­lu gübrelerin doğalgaza olan bağımlılığı ve gübre hammaddesinde dışa bağımlı olma­mız önemli bir risk. İthalata bağımlı bir ül­ke olarak yeşil amonyak alternatifleri ile dı­şa bağımlılığımızı azaltma arayışlarına gir­meliyiz. Ezcümle; tüm yapmamız gereken, iklim ve yeni jeopolitik krizleri dikkate ala­rak tüm eylem planlarımızı yeniden masaya yatırmak; kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri güncellemek.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 13.970,79 -0,42 %
Dolar 45,5974 0,03 %
Euro 52,9120 0,01 %
Euro/Dolar 1,1594 -0,10 %
Altın (GR) 6.579,63 -0,67 %
Altın (ONS) 4.500,32 0,41 %
Brent 104,94 -2,45 %