Hürmüz’den Bab el-Mendeb’e: Dünya petrolün fiyatını değil, artık yolunu konuşuyor

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Petrol piyasalarında uzun zaman­dır en fazla sorulan soru belli: Fi­yat nereye gider? Bugün ise Ortado­ğu’da yaşanan gelişmeler bizi fiyatın ötesinde başka bir soruyla karşı kar­şıya bırakıyor: Petrol hangi yoldan gidecek?

Aslında dünya ekonomisinin kar­şı karşıya olduğu yeni enerji riskinin özeti burada yatıyor. Çünkü petrolün üretilmesi artık tek başına yeterli değil. Üretildiği noktadan tüketildi­ği pazara güvenli, hızlı ve makul ma­liyetle ulaştırılması gerekiyor.

Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar bu nedenle yalnızca İran ile Körfez ül­kelerini ilgilendiren bölgesel bir me­sele değil. Dünya enerji ticaretinin yıllardır üzerine kurulduğu lojistik sistemin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren ciddi bir stres testi.

Suudi Arabistan bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Körfez kıyıların­daki petrol sahalarından çıkan pet­rolün bir bölümü ülkenin doğusun­dan batısına uzanan East-West boru hattıyla Kızıldeniz kıyısındaki Yan­bu terminaline taşınabiliyor. Böyle­ce tankerlerin Hürmüz Boğazı’ndan geçmesine gerek kalmıyor.

Kâğıt üzerinde oldukça güçlü bir alternatif. Ancak petrol Yanbu’ya ulaştığında sorun tamamen çözül­müş olmuyor. Avrupa’ya gönderile­cek petrol Kızıldeniz ve Süveyş üze­rinden Akdeniz’e çıkabilirken, As­ya’ya gidecek tankerlerin güneye yönelerek bu kez Bab el-Mendeb’den geçmesi gerekiyor.

Yemen’deki Husilerin deniz trafi­ğine yönelik saldırıları ise bu güzer­gâhı da riskli hale getiriyor. Böylece Hürmüz’den kaçan petrol başka bir jeopolitik darboğazla karşılaşıyor.

Kısacası petrol bir dar boğazdan kaçarken başka bir dar boğaza yaka­lanıyor.

Alternatif var ama Hürmüz’ün alternatifi yok

Suudi Arabistan’ın yıllar önce East-West boru hattına yaptığı yatı­rımın stratejik değeri bugün çok da­ha iyi anlaşılıyor. Hattın kapasitesi gerektiğinde günlük 7 milyon varile kadar çıkarılabiliyor.

Ancak rakamları yan yana koydu­ğumuzda sorunun büyüklüğü daha net görülüyor.

2025’in ilk yarısında Hürmüz Bo­ğazı’ndan geçen petrol ve petrol ürünlerinin miktarı günlük yaklaşık 20,9 milyon varildi. Bu rakam dün­ya petrol tüketiminin yaklaşık beş­te birine karşılık geliyor. Böylesine büyük bir akışı kısa sürede başka gü­zergâhlara taşımak mümkün değil.

Birleşik Arap Emirlikleri de Abu Dabi’den Fujairah’a uzanan yakla­şık günlük 1,8 milyon varil kapasiteli boru hattıyla Hürmüz’ü bypass ede­biliyor. Suudi Arabistan ve BAE’nin alternatif altyapıları önemli birer si­gorta poliçesi olsa da Hürmüz’ün ta­şıdığı devasa enerji akışının tama­mını karşılayabilecek durumda de­ğiller.

Dolayısıyla “Hürmüz kapanırsa petrol başka yerden gider” demek meseleyi fazlasıyla basitleştirmek oluyor.

Elbette gider. Fakat ne kadarı gider, hangi mali­yetle gider ve ne kadar gü­venli gider?

Asıl mesele burada.

Asya’nın sorunu daha büyük

Körfez petrolünün en önemli müşterileri arasın­da Çin, Hindistan, Japon­ya ve Güney Kore bulu­nuyor. Bu nedenle Suudi petrolünü Yanbu üzerinden Kızıldeniz’e taşı­mak Avrupa açısından önemli bir al­ternatif yaratırken Asya açısından aynı kolaylığı sağlamıyor.

Çünkü Asya’ya gidecek tankerle­rin Bab el-Mendeb’den geçmesi ge­rekiyor. Eğer bu güzergâhtaki gü­venlik sorunu devam ederse geriye Afrika’nın çevresinden dolaşmak gi­bi çok daha uzun ve pahalı bir seçe­nek kalıyor.

Bu yalnızca haritada birkaç santi­metrelik bir sapma değil.

Daha uzun yol daha fazla yakıt, da­ha uzun teslimat süresi, daha yüksek tanker ihtiyacı, artan navlun ve daha pahalı sigorta demek.

Dolayısıyla petrolün varil fiya­tı değişmese bile tüketiciye ulaşma maliyeti artabiliyor.

Önümüzdeki dönemde enerji pi­yasalarını değerlendirirken belki de en fazla dikkat etmemiz gereken ge­lişmelerden biri bu olacak: Varil fi­yatı ile gerçek enerji maliyeti bir­birinden ayrılabilir.

Yıllardır petrol fiyatını değerlen­dirirken OPEC+ kararlarına, ABD stoklarına, Çin talebine, küresel bü­yümeye ve doların seyrine bakıyo­ruz.

Artık bu listeye yeni bir değişken daha eklemek gerekiyor: Mesafe.

Bir tanker normal şartlarda 20 günde ulaştığı yere 35-40 günde ulaşmaya başlarsa, dünyadaki petrol miktarı değişmese bile kullanılabilir tanker kapasitesi azalıyor. Aynı pet­rolü taşımak için daha fazla gemiye ihtiyaç duyuluyor.

Navlun yükseliyor, sigorta primi artıyor, finansman maliyeti büyüyor ve teslim süreleri uzuyor. Bu mali­yetler sonunda rafinerilere, oradan benzin ve motorine, petrokimyaya ve sanayi üretimine kadar uzanıyor.

Bu nedenle Ortadoğu’daki geliş­meleri yalnızca Brent petrolün ek­ran fiyatına bakarak değerlendirmek giderek daha yanıltıcı hale geliyor. Dünya ticareti bir şekilde yolunu bu­luyor. Fakat artık daha uzun, daha pahalı ve daha karmaşık bir yoldan.

Belki de önümüzdeki dönemin temel özelliği bu olacak: Küresel­leşme ortadan kalkmayacak ama ucuz küreselleşme sona erebilir.

Türkiye açısından neden önemli?

Bütün bunların Türkiye’ye uzak gelişmeler olduğunu düşünmek ha­ta olur. Türkiye enerji ithalatçısı bir ekonomi ve petrol fiyatlarındaki ka­lıcı yükseliş enerji faturasından cari dengeye, enflasyondan para politi­kasına kadar birçok alanı etkiliyor. Üstelik artık mesele yalnızca petrol fiyatı değil. Kızıldeniz ve çevresin­deki güvenlik sorunu Asya ile Avru­pa arasındaki ticaretin maliyetini de yükseltebilir. Elektronikten otomo­tive, kimyasaldan tekstile kadar bir­çok ürün grubunda navlun ve sigorta maliyetlerinin artması Türkiye’nin ithalat maliyetlerine de yansıyabilir.

Madalyonun diğer tarafında ise Türkiye açısından önemli bir fırsat bulunuyor. Deniz ticaret yollarının güvenliği sorgulandıkça alternatif enerji ve lojistik koridorlarının stra­tejik değeri artıyor. Türkiye’nin Av­rupa ile Asya arasındaki konumu, limanları, boru hatları ve özellikle Ceyhan gibi enerji merkezleri böy­le bir dünyada daha önemli hale ge­lebilir.

Petrolün jeopolitiği değişiyor

20’nci yüzyıl enerji siyasetinin te­mel sorusu petrolün kimde olduğuy­du. Ardından petrolü kimin üretebil­diği önem kazandı. Şimdi üçüncü bir soru öne çıkıyor:

Petrolü kim güvenli biçimde taşıyabiliyor?

Bu nedenle önümüzdeki yıllar­da petrol üreticisi ülkelerin gücünü yalnızca rezervleriyle ölçmek yeter­li olmayabilir. Yeni denklem muhte­melen rezerv, üretim kapasitesi ve alternatif ihracat kapasitesinin top­lamından oluşacak. Suudi Arabis­tan’ın Yanbu’su ve BAE’nin Fujai­rah’ı bu açıdan yalnızca birer liman değil; ülkelerin jeopolitik sigortala­rı. Hürmüz’de yaşananlar bize ener­ji piyasasının temel gerçeğini yeni­den hatırlatıyor.

Dünya petrolsüz kalmaktan korkuyor ama belki daha yakın tehlike petrolün yanlış tarafta kalması. Bir tarafta milyonlarca va­ril petrol bulunabilir, diğer tarafta ona ihtiyaç duyan rafineriler olabi­lir. Fakat aradaki deniz yolu güvenli değilse kâğıt üzerindeki arz ile ger­çek arz birbirinden ayrılır. Bu yüz­den bundan sonra petrol piyasasını takip ederken yalnızca Brent grafiği­ne bakmak yeterli olmayacak.

Hürmüz’e, Bab el-Mendeb’e, Sü­veyş’e, Yanbu’ya, Fujairah’a ve alter­natif boru hatlarına da bakacağız.

Çünkü yeni dönemin en önem­li sorusu belki de artık “Petrol kaç dolar?” değil, “Petrol hangi yol­dan gelecek?”

Bu sorunun cevabı yalnızca pet­rol fiyatlarını değil; dünya ekonomi­sinin enflasyonunu, ticaret yolları­nı ve yatırım haritasını da şekillen­direcek.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.235,83 0,00 %
Dolar 48,6398 0,05 %
Euro 56,1520 0,01 %
Euro/Dolar 1,1537 -0,10 %
Altın (GR) 6.677,23 -1,42 %
Altın (ONS) 4.313,16 0,33 %
Brent 103,70 0,48 %