Hürmüz’den dünya ekonomisine uzanan risk

Dünya ekonomisinin kaderi bazen dev finans merkezlerinde değil, haritada neredeyse gö­rünmeyecek kadar dar bir deniz geçidinde yazılır, bugün o geçidin adı Hürmüz Boğazı. Basra Körfe­zi ile Umman Denizi arasında uzanan bu dar su yolu, küresel enerji ticaretinin en kritik damar­larından birisi.

Dünya petrol ticaretinin yakla­şık beşte biri ve sıvılaştırılmış doğalgazın önemli bir bölümü bu boğazdan geçerek küresel pazarla­ra ulaşıyor. Bu nedenle Orta Doğu’da patlak ve­ren savaş, sadece bölgesel bir güvenlik sorunu ol­muyor.

Aynı zamanda küresel ticaretin en hassas noktalarından birine dokunan ekonomik bir şo­ku da beraberinde yaşamımıza sokmuş durum­da. Petrol fiyatları, navlun maliyetleri, sigorta primleri ve tedarik zincirinin yeniden darma da­ğın hale gelmesi. Neredeyse hepsi bu dar boğazın güvenliğine bağlı. Bugün Hürmüz’de yaşanan ge­rilim yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel ti­caretin geleceğini ve ihracata dayalı ekonomilerin kaderini de etkileyebilecek bir gelişme olarak kar­şımızda duruyor. Ve bu gelişmenin etkileri Türki­ye için de son derece kritik.

Ortadoğu’da savaş, küresel ticarette deprem

Son 30 yılda dünya ekonomisi benzeri görül­memiş bir küreselleşme yaşadı. Üretim zincirle­ri kıtalar arasında yayıldı, tedarik ağları karmaşık hale geldi ve enerji talebi hızla büyüdü. Ancak bu dev ticaret sistemi hâlâ bazı dar boğazlara bağlı. Süveyş Kanalı, Malakka Boğazı ve Hürmüz Bo­ğazı bunların en önemlileri arasında yer alıyor. 2021’de Süveyş Kanalı’nda bir geminin karaya oturması bile küresel ticaretin birkaç gün içinde nasıl aksayabileceğini göstermişti. Enerji fiyat­larının yükselmesi, üretim maliyetlerinin artma­sı ve küresel enflasyon baskısının güçlenmesi bu zincirin ilk halkalarıdır.

Orta Doğu’daki bir savaşın küresel ekonomiye ilk etkisi genellikle enerji piyasalarında görülür.

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan güvenlik krizi şu an petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden ol­makta. Enerji fiyatlarındaki artış ise sadece akar­yakıt maliyetlerini değil, üretimden lojistiğe kadar tüm ekonomik faaliyetleri etkiliyor. Bu durum küre­sel enflasyon üzerinde de yeni bir baskı yaratmaya başladı. Zaten son yıllarda pandemi, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler nedeniyle parçalı bulutlu hava gibi olan dünya ekonomisi için yeni bir enerji şoku ciddi bir risk oluşturmuş durumda.

Lojistik ve navlun maliyetleri

Savaşların ticarete etkisi sadece enerji fiyat­larıyla sınırlı değil elbet. Jeopolitik risklerin art­tığı bölgelerde gemi sigortaları yükselir, bazı ar­matörler riskli rotalardan uzak durur ve deniz taşımacılığı maliyetleri hızla artar. Bu durum özellikle küresel ticaretin bel kemiği olan deniz taşımacılığı sektörünü de hiç şüphesiz doğrudan etkiler ve etkiliyor da. Navlun fiyatlarının yüksel­mesi, ticaret maliyetlerini artırarak dünya ticaret hacmini yavaşlatmaya neden olacak. Bu sebep­le savaşın uzaması meselesi sorunları daha fazla içinden çıkılmaz hale getirebilir. Bugün dünya ti­caretinin yaklaşık yüzde 80’i deniz yolu ile taşını­yor. Dolayısıyla deniz yollarında yaşanan herhan­gi bir aksama küresel ekonomiye kısa sürede ve doğrudan yansıyacaktr. Hatta ilk etkilerini gör­meye ve hissetmeye başladık bile.

Türkiye ihracatı için riskler ve fırsatlar

Türkiye açısından bakıldığında tablo biraz da­ha karmaşık. Ülkemiz için hem risk hem de fırsat bir arada diye televizyon ekranlarında da söy­ledim, sonra da pandemiden beri bu cümleyi ne kadar da çok sarfettiğimi farkettim. Ama reali­te böyle. Enerji fiyatlarının yükselmesi Türki­ye’nin enerji ithalat faturasını artıracak, sana­yi maliyetlerini yükseltecek ve ihracatçıların re­kabet gücü üzerinde baskı oluşturacak.

Özellikle enerji yoğun sektörlerin bu tür dalgalanmalar­dan daha fazla etkileneceğini söyleyebilirim. Di­ğer yandan küresel ticaretin yön değiştirdiği için coğrafi avantajımızı da lehimize çevirebilmemiz bir fırsat. Avrupa ile Asya arasında stratejik bir konumdayız ve denizyollarının tıkanmaya baş­lamış durumda. Küresel şirketlerin tedarikçi çe­şitlendirme arayışı, Türkiye gibi üretim ve lo­jistik kapasitesi güçlü ülkeler için yeni fırsat­lar yaratabilir.

Bugün yaşanan gerilim, küresel enerji ticaretinin ne kadar hassas bir coğrafyada gerçekleştiğini gösteriyor. Bu gelişmeler dünya ekonomisinde yeni bir dönemin de kapısını aralı­yor ki, o da enerji güvenliği dönemi. Ülkeler artık sadece enerji fiyatlarını değil, enerji tedarikinin güvenliğini de stratejik bir mesele olarak görüyor. Yeni enerji koridorları, LNG terminalleri ve al­ternatif ticaret rotaları, artık yeni dönemin temel başlıkları arasında yer alacak.

ABD’nin Venezuela operasyonu, enerjide %73 dışa bağımlı olan Çin’i de önemli ölçüde vurmuş durumda. Trump’ın tüm bu hareketlerinin bir se­bebinin de Çin’in üretimine zarar verme amaçlı olduğunu düşünmeden edemiyor insan diyerek, sizleri bir başka noktaya daha odaklayarak sözle­rimi noktalayayım.

Yazara Ait Diğer Yazılar