İhracat bedelleri, Danıştay’ın gözetim kararı ve Ukrayna-Türkiye STA’sı

Fatih UZUN
Fatih UZUN Gümrük ve Dış Ticaret Dünyası fuzun81@hotmail.com

26 Ocak Dünya Gümrük Günü idi. Öncelikle başta değerli eşimin olmak üzere gerek kamu kesiminde gerek ise özel sektörde gümrük ve dış ticaret alanında görev yapan herkesin Dünya Gümrük Gününü kutlamak isterim. Bu sene yurt genelinde yaşanan kar fırtınası sebebiyle pek çok törenin yapılamadığı bir Dünya Gümrük Günü oldu. Umarız önümüzdeki yıllarda tüm paydaşların daha fazla coşkuyla kutladığı nice Dünya Gümrük Günlerini yaşarız.

Gümrük ve dış ticaret camiası oldukça dinamik ve neredeyse her geçen gün yeni bir konu gündeme geliveriyor. Geçtiğimiz ayın başlarında ihracatçıları ilgilendiren bir regülasyon da Merkez Bankası tarafından geldi. Merkez Bankası’nca ihracat bedelleri hakkındaki Genelgeye eklenen bir madde ile ihracat bedellerinin % 25’inin ihracat bedeli kabul belgesi veya döviz alım belgesi düzenleyen bankaya satılması zorunluluğu getirildi. Bu düzenleme USD, EURO ve İngiliz sterlini cinsinden para birimleri ile yapılan ihracatı kapsamakta. Zaten ihracatımızın neredeyse tamamının da bu para birimleri cinsinden yapıldığını belirtmek gerek. Çünkü bu para birimlerinin her üçü de bir anlamda rezerv para fonksiyonuna sahip.

Pek tabi getirilen bu düzenleme ihracatçıların pek de hoşuna gitmedi. Zira ülkemizin dış ticaret kompozisyonunda ihracatın ithalata önemli ölçüde bağlı olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda ihracatçılarımızın aynı zamanda kayda değer hacimde ithalatçı kimliklerinin de bulunduğunu görüyoruz. Dolayısıyla hem ihracatçı hem de ithalatçı sıfatını taşıyanlar için ihracattan elde edilen döviz gelirinin aynı zamanda girdi veya hammadde ithalatının finansmanında kullanıldığı hepimizin bildiği bir gerçek. Hal böyle iken ihracatçı firmaların döviz gelirlerinin % 25’ini bankaya satmak zorunda olmaları aynı işletmelerin ithalat işlemlerinin düzenli finansmanı bağlamında bir risk teşkil edebilir. Zira ihracat bedelinin % 25’ini satmak durumunda kalan ihracatçı aynı gün bu dövizi yerine koymak istediğinde başka hiçbir maliyet unsuru ile karşılaşmadığını varsaysak bile döviz alış-satış bedelleri arasındaki bir fark kadar maliyeti doğrudan yüklenmiş oluyor. Yine peşin döviz ile ithalat yapmakta sorun yaşayabilecek ithalatçı vadeli alımlara yönelmek durumuna kalabilir ve bu da ayrıca ithalatçının ithalatta Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu ödemek zorunda olmasına yol açabilir. Dolayısıyla neresinden bakılırsa bakılsın bu uygulamanın ihracata olumsuz etki etmesi muhtemel. Umarım önümüzdeki dönemlerde % 25’lik bu oran daha fazla arttırılmaz ve hatta döviz rezervlerinde beklenen güçlenmeye bağlı olarak uygulamadan kalkar.

Gümrük camiasının son dönemdeki gündemlerinden birini de Danıştay tarafından ithalatta gözetim uygulamasında hakkında verilen 2021/1268 Esas No.lu Karar oldu. Bu karar ile Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından 2021/13 sayılı Genelge ile ithalatta kıymet kriterli gözetim uygulaması hakkındaki 2019/1 sayılı Genelge’nin değiştirilen üçüncü maddesinin yürütmesi durduruldu. Yürütmesi durdurulan madde aynen aşağıdaki gibi:

“Beyanın tescili aşamasında gözetim tebliğinde yer alan kıymete ulaşılmasını sağlayacak şekilde veyahut eşyanın tesliminden önce ya da sonra gerçekleştirilen kontroller sonucunda yurtdışı gider beyan edilerek buna tekabül eden ithalat vergilerinin ödenmesi sonrasında, 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca geri verme başvurusunda bulunulması, bu başvurunun idarece reddi işlemine karşı dava açılmasını müteakiben davadan yükümlüsünce feragat edilmesi halinde, herhangi bir işlem tesis edilmez.

Ancak davanın idare aleyhine sonuçlanması sebebiyle, yargı kararı mucibince geri verme işleminin yapılması durumunda, yükümlünün gözetim belgesi sunulmaksızın işlem yapmasına izin verilmesini temin eden ek beyanın ortadan kalktığı ve beyanın başlangıcındaki duruma dönüldüğü izahtan vareste bir husustur. Bu durumda, Gümrük Yönetmeliği'nin 181 inci maddesi kapsamında yapılan bildirimler sonucunda, ilgili kurum tarafından belgenin düzenlenmesinin mümkün olmadığı hususunun gümrük idaresince yükümlüye bildirildiği tarihten itibaren 30 (otuz) gün içinde, yargı kararına istinaden geri verilen vergi ve varsa fer’i alacakların, idare tarafından geri vermenin yapıldığı tarihten itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca hesaplanan gecikme zammı oranında faiz ile birlikte ödenmesi durumunda, herhangi bir işlem tesis edilmez. Aksi takdirde, Gümrük Yönetmeliğinin 181 inci maddesi ve 2016/9 sayılı Genelge'de belirtilen usullere devam edilerek alınacak sonuca göre işlemler tekemmül ettirilir.

Gümrük Yönetmeliğinin 181 inci maddesi ve 2016/9 sayılı Genelge’ye göre yapılan işlemlere ilişkin idari yaptırımlara dair itirazlardan vazgeçilmesi veya dava aşamasında olanlarla ilgili olarak da davadan feragat edilmesi halinde; yargı kararına istinaden geri verilen vergi ve varsa fer’i alacakların, feragat veya itirazdan vazgeçme tarihinden itibaren 30 (otuz) gün içinde, idare tarafından geri vermenin yapıldığı tarihten itibaren 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca hesaplanan gecikme zammı oranında faiz ile birlikte ödenmesi koşuluyla idari yaptırımlar iptal edilir.”

İthalattaki kıymet kriterli gözetim uygulaması hakkında yukarıda belirtilen düzenlemenin iptali ve yürütmenin durulması istemiyle Danıştay nezdinde açılan dava sonucunda Danıştay Yedinci Dairesi tarafından verilen Karar ile söz konusu Genelge ile getirilen hükmün yürütülmesinin durdurulmasına karar verildi. Danıştay Yedinci Dairesi tarafından verilen bu Kararın gerekçesinde özetle; gümrük idaresinin 2021/13 sayılı Genelge ile getirdiği hükümlerin yükümlülerin hak arama özgürlüğüne, yargılanma hakkına, hukuk devleti ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiği vurgulanıyor.

Aslında karar dikkatlice incelendiğinde, gümrük idaresinin genel bir düzenleyici işleminin yürütmesinin durdurulmasından çok daha fazlasını içermekte. Özellikle ithalattaki gözetim uygulamasının sadece gözetim önlemi uygulanmasına karar verilen eşyanın belirlenen bir kıymetin altında ithal edilmek istenilmesi halinde, sadece, "gözetim belgesi" ibrazı zorunluluğu getiriyor olduğu ve bu zorunluluğa uyulmaması halinin Gümrük Kanunu hükümlerine göre ek tahakkuk yapılmasını gerektirir bir durum olmadığı vurguları benim ilk gözüme çarpan hususlar oldu. Yıllar önce ithalattaki gözetim uygulaması ile ilgili benzer görüşlerimi Vergi Dünyası Dergisi’nin 2012 yılı Mayıs ayındaki sayısında yayınlanan “İthalattaki Gözetim Uygulaması Ek İthalat Vergileri Niteliğinde midir?” başlıklı yazımda belirtmiştim. O yüzden şairin dediği gibi; “Zaman ne de çabuk geçiyor Mona”

Bakalım önümüzdeki dönemde gözetim uygulamasına dair gerek yargı tarafında gerek ise idari tarafta ne gibi sonuçlar ile karşılaşacağız. Daha önceki yazılarımdan birinde belirttiğim üzere 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun değişen 211 inci maddesi çerçevesinde yükümlülerin gözetim sebebiyle ithalatta fazladan ödedikleri gümrük vergilerinin iadesi kapsamındaki başvurularının reddedilmesi sebebiyle yargı yoluna taşınan dosyalarda vergi mahkemeleri tarafından nasıl bir içtihat oluşturulacağı merak konusu.

Dış ticaret dünyasının gündeminde son olarak Ukrayna ile Türkiye arasında imzalanan serbest ticaret anlaşması yer alıyor. Serbest ticaret anlaşmaları, ülkeler arasındaki ticaret hacminin gümrük vergilerinin kaldırılması suretiyle arttırılmasını temin etmesi bakımından gerçekten çok önemli bir enstrüman. Müzakerelerin başlatılması, tarafların önceliklerinin belirlenmesi, bunlarda mutabakata varılması, politik gelişmelerden etkilenmeksizin müzakerelerin sürdürülebilmesi ve nihayete erdirilip anlaşmaların imzalanması gerçekten çok hassas ve uzun süren çalışmalar gerektiriyor. Ukrayna ile de yaklaşık on yıldır devam eden görüşmeler sonucunda STA imzalanması, dış ticaretimiz açısından genel anlamda oldukça olumlu. Ukrayna ile 2020 yılındaki ticaret hacmimiz 4,7 milyar USD civarında. Bunun 2,1 milyar USD’si Ukrayna’ya yapılan ihracat iken 2,6 milyar USD’si Ukrayna’dan yaptığımız ithalat şeklinde. İmzalanan bu anlaşma ile her iki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar USD’ye çıkarılması hedefleniyor. Ukrayna’da pek çok Türk yatırımcının bulunduğunu ve yatırımcıların bu anlaşmanın imzalanmasını dört gözle beklediğini halihazırda görev yaptığım kurumun Ukrayna’da bir ofisinin olması sebebiyle yakından biliyorum. Bu sebeple umarım Ukrayna ile imzalanan serbest ticaret anlaşması her iki ülke arasındaki dış ticaret hacmini arttırmak suretiyle ülke ekonomilerine olumlu yansır ve refah düzeylerinin artışına katkı sağlar.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar