İhracat frene bastı, ithalat gaza yüklendi

2026’da ilk çeyrek göz açıp kapayana dek geri­de kaldı. Çeyreğin yarı zamanından fazlası­na ise savaş damga vurduğu için 2026’da en çok bu konuyu konuşmak durumunda kaldık. Tüm bunlar olup biterken uzlaşmacı bir kimlikle dış politikada yapıcı bir tavır sergileyen ülkemiz­de içerde işler aynı derece iyi gidiyor diyeme­yeceğim.

Her ne kadar Mart ayı enflasyonu bek­lentinin altında gelmiş olsa da, Nisan itibariyle enerji ve nakliye maliyetlerinin fiyatlara önemli ölçüde yansıyacağını şimdiden söylemek müm­kün. Dış ticaret verilerini analiz ettiğimizda, Mart ayında Türkiye›nin mal ihracatı geçen yı­lın aynı ayına göre yüzde 6,4 azalışla 21 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşti. Aynı ayda ithalat ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,4 artışla 33,2 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığı 11,3 milyar dolar oldu.

Ocak-Mart döne­minde ise dış ticaret açığı yüzde 27,5 artış gös­terdi ve 28 milyar 679 milyon dolar oldu. İhra­catın ithalatı karşılama oranı yüzde 68,8 olarak tamamlandı. Bu 3 aylık süreçte ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 azaldı ve 63 milyar 279 milyon dolar oldu. İthalat yüzde 4,7 yükseldi ve 91 milyar 957 milyon dolar olarak tamamlandı. Dış ticaret hacmi yüzde 1,4 artışla 155 milyar 236 milyon dolar olsa da artışın ne­deninin ithalattaki yükseliş olduğunu görebili­yoruz. Bu tablo ithalat süreçlerinin çok daha sı­kılaştırılarak devam edeceğine işaret ediyor.

Tek etki savaş mı?

İhracattaki bu düşüşü çok iyi okumak gere­kiyor. Ana sebep savaş mı, yoksa 2,5 yıldan bu yana konuştuğumuz kur etkisi mi. Yaklaşık 22 milyar dolan olan Mart ayı ihracatımızın % 61’i AB dahil Avrupa topraklarına gerçekleşirken, 2,5 milyar doları Yakın ve Orta doğu ülkelerine oldu. Şüphesiz savaşın etkilerinin ihracat üze­rindeki etkileri bir hayli fazla.

Bana göre konu­ya iki boyutlu bakmak gerekiyor. İlk olarak ba­tıya yönelik ihracatlarımız. Burada çok yüksek oranda bir düşüş an itibarıyle olmasa da, savaş bölgede yavaş yavaş etkisini enerji maliyetleri ile göstermeye başladı. Dünyada stagflasyonun konuşulduğu bir noktada da zaten aksini bek­lemek çok da doğru olmaz. Savaşın devamı ha­linde artan enerji maliyetlerinin hanelere etkisi artacak ve tüketim mutlaka düşüş gösterecek­tir.

Ikinci boyut ise savaş bölgesi, yani Ortado­ğu. İhracatımızdaki oranı çok yüksek görünme­se de yükselen bir grafiğe sahip bölgedeki savaş ihracatımıza yansıdı. Bu iki sebebin haricinde enerji ve taşıma maliyetlerindeki artışların da dış ticaretimiz üzerine olumsuz etkisi olduğunu söylemek gerekiyor. Maliyetlerin artması itha­lat rakamlarımıza yansırken, fiyatların yüksel­mesi de doğal olarak ihracatımızdaki rekabet­çiliğimize zarar vermeye başladı. Tüm bu yan­sımalar ise kendisini en çok Mart ayında ortaya çıkartmış oldu.

Bu savaşın galibi olmaz

Barışın mümkün olduğu bir anda bile sava­şın sürdürüldüğü bir çağın içindeyiz. Ortado­ğu’da son haftalarda yaşananlar, klasik savaş mantığının tamamen çöktüğünü gösteriyor. ABD ile İran arasında yürütülen temasların ar­dından ateşkes ilan edildi, piyasalar nefes al­dı, petrol gevşedi, dünya kısa bir süreliğine en azından durduk dedi.

Ama bu rahatlama uzun sürmedi. Ateşkesin hemen ardından İs­rail’in Lübnan’a yönelik saldırıları, savaşın as­lında hiç durmadığını açıkça ortaya koydu. Savaşların kaderini belirleyen eşik günler var­dır. Ve bugün geldiğimiz yer tam olarak o eşik­tir; savaşın 40. günü. İlk günlerde hedefler bel­liydi, mesajlar kontrollüydü, ama 40 günün so­nunda çatışma alanı genişledi, aktör sayısı arttı, diplomasinin etkisi zayıfladı, karar alma süreç­leri sertleşti. Ve en önemlisi savaşın sınırları or­tadan kalktı.

Bugün artık sadece İsrail-İran hat­tı konuşulmuyor. Lübnan sahada, Suriye risk altında, Körfez diken üstünde. Bu artık bölge­sel bir kriz değil, genişleme potansiyeli taşıyan bir sistem riski. Hedef pazarımız olarak adlan­dırdığım bölgenin neredeyse tamamı savaşın içerisinde dersem abartmış olmam. 40 günün sonunda artık geçici dalgalanmaları değil, ka­lıcı bozulmaları konuşur hale geldik. Enerji fi­yatları risk primiyle kalıcı olarak yükselirken, navlun ve sigorta maliyetleri yeni bir seviyeye oturdu. Küresel tedarik zincirleri rota değiştir­meye başladı.

Bu, dünya ticaretinde sessiz ama derin bir dönüşüm anlamına da geliyor. Bugün Hürmüz’den geçen gemilerin ödeyeceği bedelin Çin’in Yuan’ı olması ileride eminim çok konuşa­cağımız bir başlangıç olacak. Türkiye açısından tabloya baktığımızda da enerji maliyetlerinin arttığını ve ihracat pazarlarımızın baskı altın­da olduğunu görebiliyoruz. Finansmana erişim zorlaşırken, risk primi yükseliyor. Savaş sadece cephede değil, her fabrikanın içine girmiş, her ihracatçının rakamlarına yansımış durumda. Zira bugün sorulması gereken soru kim kaza­nacak değil, bu savaş daha ne kadar büyüyecek olmalı. Unutmamak gerekir ki bu savaşın da ga­lipleri değil mağlupları tarihe geçecek.

Yazara Ait Diğer Yazılar
Piyasa Özeti
Borsa 14.680,27 -0,67 %
Dolar 45,4175 0,07 %
Euro 53,2483 -0,06 %
Euro/Dolar 1,1714 -0,22 %
Altın (GR) 6.820,71 0,19 %
Altın (ONS) 4.696,75 -0,39 %
Brent 105,69 0,34 %