İhracat miktar olarak artıyor ama değer olarak azalıyor

Tuğrul BELLİ
Tuğrul BELLİ GÜNDEM t.belli@turkishbank.com

Eylül ayı Cari Dengesi 2 milyar dolar fazla olan beklentilerin de ötesinde 2.5 milyar dolar fazla verdi. Böylece 12 aylık cari fazlamız da 5.9 milyar dolara yükselmiş oldu. Tabii ki, zaman içinde ekonomik aktivitede toparlanma görüldükçe cari fazla giderek yerini yeniden cari açığa bırakacaktır. Ancak burada finansman sağlandığı ölçüde şeklinde bir caveat de koymamız gerekir. Unutmayalım ki, Türkiye son dönemde ülke ekonomisinin büyüklüğüne oranla çok düşük miktarlarda yabancı sermaye çekebilmektedir. Bunun sebebini tekrar tekrar irdelemeye gerek yok ama kısaca süregelen jeopolitik riskler, finans ve finans-dışı sektörlerin bilançolarındaki (bilinen ve de bilinmeyen) zaafiyetler ve bunlara bağlı olarak da “yatırım yapılabilir seviye”nin 2-3 basamak altında kalmaya devam eden ülke ratinglerini sayabiliriz. Özellikle portföy yatırımları tarafında döviz piyasalarına yapılan örtük müdaheleler de para piyasalarına girişlerde etkili oldu ve olmakta. (Ancak, şahsen, ben sıcak para girişlerinin orta vadede ülke ekonomisi için hiç de hayırlı olmadığını düşünen tarafta olduğum için, bunun pek de üzülecek bir durum olmadığını düşünüyorum.)

Eğer ekonomide bir fiyat mekanizmasının varlığına inanıyorsak TL’nin 2013 Mayıs’ından beri yavaştan, 2018 başından beri ise hızlı bir şekilde değer kaybının dış ticaret dengesinde neredeyse otomatik olarak bir iyileşme sağlaması da gayet beklenen bir durum. Ancak, bu düzeltmenin büyük ölçüde ithalat kanalından sağlanmakta olduğunu da not edelim. Bu senenin ilk 10 ayında ihracat hacmimiz sadece yüzde 2 civarında artarken, ithalattaki azalış ise yüzde 13 olmuş. (İthalat azalışında etkili bir faktörün geçen senenin ilk 10 ayında 73 dolarlarda olan ortalama petrol fiyatlarının bu senenin aynı döneminde 63 dolarlarda kalması olduğunu da hatırlayalım.)

İhracat tarafında yeteri kadar ivmelenme olduğunu söylemek ise zor. Ki, iç piyasanın 3 çeyrek boyunca daraldığı, ve pek çok üreticinin gözünü yabancı piyasalara çevirmek zorunda olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Tabii ki, neredeyse bu dönem ile eş zamanlı olarak dış pazarlarda (özellikle ana ihracat pazarımız olan AB’de) büyümenin belirgin bir şekilde yavaşlamış olması da bu performansın zayıf kalmasında önemli bir etken.

Dış ticaret ile ilgili beklentilerin altında kalan diğer bir nokta da birim değer endeksinin zayıf seyri. İlk 9 ayda ihracatını yaptığımız malların miktar endeksi önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 7.5 civarında artarken birim değer endeksi ise yüzde 5 civarında azalmış. Kısaca, ortalamada her bir birim ihracat malımızı daha ucuza satmak zorunda kalmışız. Eğer eş zamanlı olarak tüm Dünya’da da böyle bir trend varsa söyleyecek fazla bir söz yok. Ancak Türkiye’nin ihracat birim değer endeksini toplam Dünya ihracat birim değer endeksi ile karşılaştırdığımızda Türkiye’nin ihracat birim fiyatlarının 2015‘e kadar Dünya ile paralel seyrettiğini, fakat sonrasında menfi yönde ayrışmaya başladığını görüyoruz. 2018 kur krizi sonrasında ise fark iyice artmış durumda. Böyle bir fark zaman içinde Türkiye’nin göreceli olarak daha az katma değerli ürünler ihracat ediyor olmasıyla açıklanabilir. Keza, bu fark ihracat yapılan pazarların TL’nin devaluasyonunu bahane ederek üreticilerimizden daha düşük birim fiyat talep etmesinden ve/veya kriz sonrası ihracatçıların bir kısım daha ihracat gelirini yurt dışında park etmesinden de kaynaklanabilir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar