İhracatçı çifte kıskaçta
Hammaddeyi dolarla alıp ürününü Euro bölgesine satan sanayici, parite desteğinin negatife dönmesiyle küresel pazarda kâr marjını yitirdi. Euro/dolar paritesi, savaş öncesi şubat ayındaki 1,18’li seviyelerden haziran sonu itibarıyla 1,14’lere kadar gerileyerek Türk ihracatçısının aleyhine çalıştı.
Dış ticarette haziran ayı verileri ihracat rekoru şeklinde manşet olurken, perde arkasındaki mikro dinamiklere bakıldığında Türk sanayicisinin küresel piyasalarda ciddi bir finansal sıkışma (makas etkisi) yaşadığı belirlendi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre haziranda ihracat yüzde 21,7 artışla 24,9 milyar dolar oldu. Buna karşılık ithalat da yüzde 23 artışla 35,3 milyar ve aylık dış ticaret açığı yüzde 26,2 büyüyerek 10,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Jeopolitik gerilim, sıcak savaş, ateşkes sonrası anlaşmada belirsizlik yaşanan ve aralıklı çatışmaların devam ettiği ilk altı aylık dönemde ihracat yüzde 3,5’lik bir artışla 136 milyar dolar olurken, ithalat yüzde 4,6 artışla 189,1 milyar dolara ulaştı ve ilk yarıda 53,1 milyar dolar dış ticaret açığı verildi. İhracatın ithalatı karşılama oranı haziran ayları itibarıyla yüzde 71,4’ten yüzde 70,6’ya, altı aylık dönemlere göre de yüzde 72,6’dan yüzde 71,9’a geriledi.
Parite tuzağı: Girdi dolar, gelir Euro
Türkiye’nin ilk altı aydaki ithalatının 135,3 milyar dolarla yüzde 71,5’ini ara malı/hammadde oluşturuyor. İhracatta ise en büyük pazar Avrupa Birliği (AB) ülkeleri. Altı aylık ihracatın 59,2 milyar dolarla yarıya yakını bu bölgeye yapıldı. Bu tabloyu doğrudan etkileyen Euro/dolar paritesi ise savaş öncesi şubat ayındaki 1,18’li seviyelerden haziran sonu itibarıyla 1,14’lere kadar geriledi, parite değişimi Türk ihracatçısının aleyhine çalıştı. İhracatçı haziran ayında kestiği faturalarda en düşük Euro değerleriyle karşılaşırken, hammadde ithalatını doların küresel olarak güçlü olduğu bu dönemde pahalıya mal etmek zorunda kaldı.
Euro/dolar paritesindeki ters rüzgarlar ve ithalat birim değer endeksindeki katılık, üreticiyi tehlikeli bir kâr marjı kıskacına alıyor. Türk sanayicisi küresel piyasalarda büyük finansal baskı ile karşı karşıya. Üretim için ihtiyaç duyduğu hammaddeyi dolar bazlı yüksek fiyat endeksleriyle ithal etmek zorunda kalan üretici, en büyük pazarı olan Avrupa’da gerileyen Euro/ Dolar paritesi ve sert küresel rekabet nedeniyle zam yapamıyor; aksine fiyat kırmak zorunda kalıyor. Dış ticaret hadlerinin gerilemesi ile sattığını ucuza verip aldığını pahalıya mal eden sanayiciler, finansal korunma (hedging) kalkanı da olmayınca sıfır kar noktasına geriliyor.

Negatif parite etkisinin bedeli ağır
Yapısal olarak hammaddeyi dolarla ithal edip, üretimi Euro bölgesine satan Türk imalat sanayisinin, parite desteğinin negatife dönmesinden dolayı yaşadığı faturanın ağır olduğunu belirten uzmanlar, bu etkinin somut olarak, gelirde erime ve maliyetlerde katılık olmak üzere başlıca iki kanaldan gerçekleştiğini belirtiyor. Euro/Dolar paritesinin gerilemesi, ihracatın büyük bölümünü Avrupa’ya yapan üreticinin kestiği faturaların dolar karşılığını eritiyor. Kasaya giren net döviz değeri hacimsel artışa rağmen düşüyor. Diğer cephede enerji, emtia ve Uzak Doğu menşeli ara malı ithalatı dolar bazlı yürütüldüğü için, doların küresel güç kazanması fabrika giriş maliyetlerini yukarı tırmandırıyor. Ekonomi çevrelerinin “makas etkisi” olarak adlandırdığı bu dinamikler, ihracatçının rekabet gücünü ve işletme sermayesini doğrudan tehdit ediyor. İş dünyası temsilcileri, maliyetlerin ihraç fiyatlarına yansıtılamadığı bu tehlikeli döngünün Türkiye’yi hızla bir “erken sanayisizleşme” sürecine doğru sürüklediği uyarısında bulunuyor.
Dış ticaret haddi alarm veriyor: Satılan ucuza, alınan pahalıya
TÜİK’in en son mayıs ayı itibarıyla açıkladığı 89,6 seviyesine inen dış ticaret haddi, üreticinin küresel ticarette cepten yediğini tescilliyor. Endeksin 100 sınırının altında kalması, Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerin birim fiyatının, ithal etmek zorunda olduğu hammadde fiyatlarına kıyasla çok daha yavaş arttığını gösteriyor. İhracat-ithalat fiyat dengesi açısından 2025, önemli oranda iyileşme yılı olmuş, “dış ticaret haddi” yılı 6,4 puan artışla 91,6 düzeyinde kapamıştı. Bu yıl ocakta 95,3’e kadar çıkan had, gerilimin hızla tırmandığı izleyen aylarda sürekli geriledi.
İthalatının yaklaşık dörtte üçü ara malından oluşan Türk sanayisi, fiyatı ne olursa olsun hammaddeyi dışarıdan almak zorunda olduğu için küresel fiyat artışlarını doğrudan üstleniyor. İçeride artan işçilik ve enerji maliyetlerini ise Avrupa pazarındaki sert rekabet ve parite baskısı nedeniyle ihraç fiyatlarına yansıtamıyor.
Miktar düşerken faturalar şişiyor
Dış ticaret endekslerinin ortaya koyduğu tablo, Türkiye’nin hem ihracatı hem ithalatının miktar bazında ciddi ölçüde daraldığını, ancak küresel ve yerel enflasyon fiyat şokları nedeniyle “şişmiş faturalar ve sanal cirolar” oluştuğunu gösteriyor.
Son verilere göre ithalatta miktar bazında yüzde 21,8’lik, ihracatta da yüzde 20,8’lik devasa bir fiziki hacim azalışı yaşanırken, her iki tarafta da birim değer endekslerinin yüzde 14,2 oranında artması bu durumu ortaya koyuyor. Bu tablo ise sanayici adına tam bir çıkmaza işaret ediyor. Üretici fahiş fiyatlar yüzünden fabrikasına yüzde 22 daha az girdi sokabilirken, içeride katlanan işçilik ve enerji maliyetleri nedeniyle ihraç ürününe çaresizce zam yapmak zorunda kalıyor; sonuçta küresel pazarda fiziki olarak yüzde 21’e yakın kayba uğrayıp sipariş bazında küçülürken, kâğıt üstündeki sanal ciro artışları fabrikalardaki kapasite düşüşünü ve yaklaşan istihdam riskini haber veriyor. Miktar bazındaki sert fiziki daralmaya karşılık birim fiyatın ciddi oranda şişmesi, ticaretteki yapısal tıkanıklığı daha da derinleştiriyor.

KOBİ’ler korumasız: “Hedging” Şart!
Büyük ölçekli holdingler finansal korunma (hedging) mekanizmalarıyla fırtınadan kaçmaya çalışıyor, ihracatın yükünü sırtlayan KOBİ’ler ise bu süreçte savunmasız kalıyor. Büyük ölçekli firmalar uzun vadeli kontratlarla çalışırken, ihracatının yaklaşık yüzde 48’ini Avrupa’ya yapan KOBİ’ler, euro/dolar paritesindeki düşüşlerden ve dış ticaret hadlerindeki gerilemeden en hızlı ve en savunmasız şekilde etkilenen grubu oluşturuyor.
Uzmanlar, üreticilerin bu kıskaçtan kurtulabilmesi için şu finansal kalkanların devreye almasını öneriyor:
* Forward sözleşmeleri: Gelecekteki Euro gelirleri ve dolar borçları için bugünden vadeli kur sabitlenmeli.
* VİOP parite kontratları: Borsa İstanbul bünyesinde parite kısa (short) pozisyonları açılarak spot piyasadaki riskler dengelenmeli.
* Emtia hedge işlemleri: Plastik, metal ve enerji gibi temel girdiler, uluslararası borsalarda ileri vadeli alım kontratları ile güvenceye alınmalı.
Dış ticarette hacimsel rekorların ötesine geçilerek yapısal karlılığın korunması için, Türk üreticisinin finansal okuryazarlık seviyesini artırması ve türev piyasaları aktif kullanmasının artık bir zorunluluk haline geldiği belirtiliyor.