İhracatçının dayak yediği yerde, vay ithalatçının haline

Dr. Hakan ÇINAR
Dr. Hakan ÇINAR SIRADIŞI hakan.cinar@mentorgumruk.com.tr

Geçen hafta sordum; ihracatçıyı seviyor muyuz, dövüyor muyuz diye. Yazımı okuyan yüzlerce kişiden geri dönüş aldım, neredeyse tamamı ihracatçıların dayak yediği noktasında birleşiyor idi. Çok da haksızlık etmeyelim; son dönemdeki Türk Lirası’na olan gereksinim nedeniyle ihracatçının gelen bedelin yüzde 40’ını satmak zorunda olması, reeskont kredisi kullanmak istemesi halinde bir yüzde 30 daha TL’ye dönecek olması, dahilde işleme rejimindeki yaşadığı sıkıntılar, ihracatçı birlik aidatlarına dair serzenişlerini saymazsak, ihracatçılar her zaman dış ticaretin desteklenen oyuncusu oldu, olmaya da devam edecek ve etmeli. Ancak ihracatçıları bile mutlu edebilmenin çok da kolay olmadığını düşündüğümüzde, ithalatçıların halini varın bir de siz düşünün.

Ülkemiz dış ticaret verilerini incelediğimizde neredeyse her dönem dış ticaret açığı veren, ihracatı ithalatını bir türlü geride bırakmayı başaramamış bir yapı çıkar karşımıza. Örneğin Mayıs ayını ele aldığımızda ihracatımız geçen yıla nazaran %15 artışla 19 milyar dolara ulaşmış olsa da, ithalatımız 29,7 milyar dolara, dış ticaret açığımız ise 10,7 milyara gelmiş durumda. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 64 olurken, enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 77,4 seviyelerinde. Şimdi eldeki verilere bir bakalım:

- İhracatımız ithalatımızı karşılamıyor ve enerji hariç dahi, ithalat her zaman ihracatımızdan yüzde 20’ler civarında daha yüksek seviyelerde.

- Enerji üretimimiz yetersiz olduğu için, ithalat rakamımızı ve dolayısı ile dış ticaret rakamımızı yükseltmekte.

- İhracatta kilogram bazlı değeri en iyi dönemde dahi 1,5 dolarlar seviyesinin yukarısına çıkamamakta. Katma değerli üretimde istenilen seviyeye ulaşmamız için zamana ihtiyaç var. Zira yeterince yüksek değerli ihracat yapan markamız olmadığı için, ihracat rakamımız kilogram bazında önemli derecede bir artış gösteremiyor ve girdi maliyet ile satış rakamımız arasındaki fark lehte açılmıyor.

- Özellikle teknoloji ve otomotiv üretiminde yüksek değerli olarak tabir edilen ürünlerde genellikle ithalata dayalı bir ülke konumundayız. Çünkü yeterince üretim yapmıyoruz.

Hal böyle olunca, bilhassa son maddede belirttiğim gibi yeterli üretim olmadığı sürece, ithalat elbette kaçınılmaz hal oluyor. Peki, şimdi bir düşünelim, bu sebeplerden ötürü ithalatçıyı cezalandırmak mı gerekiyor? Vergi deseniz envayi çeşidi ithalatta, ürün güvenliği veya standart kontrolleri deseniz yine en yoğun ve bir o kadar da maliyetli olarak ithalatta, gümrük denetimleri deseniz ithalatçılar için en üst seviyede, tarife dışı engeller diye adlandırdığımız gözetim, antidamping, ilave gümrük vergisi gibi ek maliyetler yine ithalatta. Bunlar görünen maliyet ve güçlükler. Bir de görünmeyen ve gündeme getirilmeyen pek çok maliyet de var. Örneğin, ürün güvenliğinde deneye tabi tutulmasına karar verilen bir eşyanın rapor çıkana kadar ambarlardaki bekleme sürelerinde ödenen ardiye masrafları, konteyneri boşaltamadığı için oluşan demuraj ücretleri, yurtdışına peşin transfer yapmaması halinde ödediği yüzde 6 KKDF, dış ticarette ve gümrük mevzuatında yeri olmasa da ödemek durumunda olduğu ordino ve döküman ücretleri gibi birçok maliyetin olduğunu belirtmem lazım.

Madalyonun diğer yüzünden baktığımızda, ithalatın böylesine zor olması ister istemez sanayici ve ihracatçıları da zor duruma sokmakta. Her ne kadar mevzuatta ayırt edici bazı imtiyazlar veya maliyetleri düşüren devlet yardımları var olsa da, yukarıda saydığım pek çok olumsuzluğun üretim yapan firmaların da maliyetini yükselttiğini ve süreçlerini etkilediğini belirtmem lazım.

Zor günlerden geçtiğimiz kesin; birkaç haftadır kaleme aldığım gibi dünyada enerji krizi, küresel gıda sıkıntısı, enflasyon ile mücadele, tedarik zincirindeki aksamalar, çevresel tehditler gibi pek çok çözüm bekleyen sorun bulunmakta. Ülkemize baktığımızda ise ana problemimiz olarak görülen ekonominin düze çıkabilmesi ve gelir seviyesinin yeniden yükselebilmesi için döviz gereksinimimizi karşılama adına ithalatın önlenmesi gerektiği düşünülerek sert politikalar yürütülmekte. Aslında bu her zaman vardı, ama pandemi ile birlikte bilhassa vergisel yükler çok daha fazlalaştı. Oysaki daha fazla üreten, yüksek nitelikli markalar çıkartarak katma değerli ihracat yapan, sanayiyi en üst düzeyde destekleyen bir ülke olmayı başarabilsek, bu sorunu da kökünden çözmüş oluruz. Vur abalıya diyerek ithalatçıyı zorlamanın, bir yerde de cezalandırmanın; sanıldığı gibi üretimi teşvik etmeye yönelik bir fayda sağlamadığı gibi, yüksek ihracat hedefine de zarar verdiğini gözden kaçırmamalıyız. Tüm düzenlemeleri baştan ele aldığımız, daha yapıcı politikalar ürettiğimiz gün, emin olun hep birlikte kazanan olacağız.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Putİn mi, PutOut mu? (2) 19 Ağustos 2022
Bir bu savaş eksikti 12 Ağustos 2022
Eğitimde “mış” gibi 05 Ağustos 2022