İhracatımızın eksikleri üzerine - II
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun TOBB’da düzenlenen bir toplantıda belirttiği gibi, Türkiye’nin ihracat meselesini yeni baştan ele alması ve bugünün şartlarıyla uyumlu yeni bir strateji oluşturma gerekmektedir.
Konuşmasını yaparken, Rifat Bey’in doğru kişiyi muhatap alıp almadığını bilemem. Ama söylediklerinde yerden göğe kadar haklı.
İhracatta Türkiye’nin pazarları çok değişti. Rakiplerimiz farklılaştı. Hatta Rifat Bey’in dikkat çekmeye çalıştığı şekliyle, Çin gibi ülkelerin sahip oldukları “ölçek ekonomilerin” sağladığı rekabet gücüyle bir Türk şirketinin kendi imkânlarıyla baş edebilmesi iyice zorlaştı.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, ülkemizin ekonomik ihtiyaçları da çeşitlendi. Ülke ekonomisindeki tek sorunumuz da ihracat değil. Artık geniş kitlelerin refah talepleri var. Bunlar yetmiyormuş gibi sorunlarımıza çözüm olacağı düşünülen uygulamaların ekonominin başka bir yanında yan etkileri çıkıyor istemeseniz de.
Son yıllarda gelir dağılımındaki bozulma o denli arttı ki, ihracatı desteklemek için eskiden olduğu gibi düşük ücret politikasının kolayca uygulanabilmesi seçenek olmaktan çıktı. Kur ve enflasyon arasındaki yüksek geçişkenlik TL’nin değer kaybetmesiyle ihracatın desteklenmesine pek olanak sağlamıyor.
Tüm bu olumsuzluklar içinde Türk firmaları üretimlerini başka ülkelere kaydırmaya başladılar. Bu ülkelerin başında da, enerji ve işçilik maliyetlerinin Türkiye’ye göre daha düşük olduğu Mısır gelmektedir. Ancak kamuoyu Türk firmalarının Mısır’a kaçışını olumsuz bir gelişme olarak değerlendirmekte ve bunun önüne geçilmesini istemekte. Oysa oluşan bu de facto durum ihracatımız için yeni bir stratejinin altyapısını oluşturmaktadır. Sadece bu durumun yönetilmesine ihtiyaç vardır.
Artık bu durumdan geriye dönüş mümkün değil. Kamuoyunun ihracatçılara yönelttiği eleştiriler de dikkate alındığında ihracatçılarımız için orta ve uzun vadede Türkiye ekonomisinde çok daha elverişli koşulların oluşması da beklenmeyebilir. Ama bunlardan çok daha önemli olanı Türkiye ekonomisinin kalkınmada geldiği nokta ve vatandaşın öyle ya da böyle ulaşmış olduğu refah düzeyini koruma isteği eskiden işe yaramış teşvik politikalarının uygulama alanı ortadan kalkıyor.
Bunların yanında mevcut teşvik sistemimiz ihraç pazarlarında Türk firmalarına fiyat rekabeti sağlamayı amaçlayan bir sistem. Böyle bir iş pratiği Türkiye’nin ihraç pazarlarında Çin gerçeğiyle uyumlu değil. Dahası fiyat rekabetinin uygulama şekli Türk üreticilerinin ilgili piyasalarda marka bilinirliği yaratmalarının önüne geçiyor. O ülkelerde pazarlara hâkim olan tekelci yapıların kırılabilmesi zorlaşıyor.
Bunları bu şekilde bir süredir yazıyorum. Peki, yapılması gereken nedir?
Değer zinciri yönetimi
Yeni bir iş modeli olarak, ihracatçı Türk firmalarının artık değer yönetimi sistemine geçmeleri gerekiyor. Devletin de hem tedarikte, hem de nihai ürün ihracatında böyle değer zincirlerinin oluşturulmasına destek vermesi gerekiyor. Bu amaçla ihracatçılarımızın üretim maliyetlerinin yüksek, ürettikleri katma değerin ise düşük olduğu, ucuz ihraç ürünlerinin Türkiye’de üretilmesine son verilebilir. Elbette bu o ürünün üretilmemesi ve ihracatın ürün gamından çıkartılması anlamına gelmez. Bunlar bizim aksimize, o malların üretim koşullarının daha elverişli olduğu ülkelerde üretilebilir. Zaten bunun üretim altyapısı da hâlihazıra Mısır’a göçen Türk şirketleri oluşturmaya başladı.
Düşük katma değerli üretimin Türkiye’de yapılmasının yerine, katma değeri yüksek olan ve bu yüzden de daha yüksek üretim maliyetleriyle üretim yapmanın mümkün olduğu malların üretimi ülkemiz sınırları içinde yapılabilir. Bu, bir bakıma Türkiye’nin ihracata yönelik üretiminin kendi çapında uluslararasılaştırılmasıdır. Ucuz ürünleri ürün gamında tutmaya devam ederek, bunları pazarlayabileceğiz üçüncü ülkelerde çok daha iyi koşullarda fiyat rekabeti yapabilmeniz mümkün hale gelmektedir. Katma değeri yüksek pahalı ihraç ürünlerinde de fiyat dışı rekabet yöntemlerine başvurarak ihraç pazarlarındaki tekelci yapılarla yine daha elverişli koşullarda rekabet edebilme imkânı bulabilirsiniz.
Sanırım TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun söylemek istediği ihracat için böyle yeni, ama bir o kadar da radikal bir iş modellerinin tartışılmaya başlamasıdır.