16 °C
Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

İkinci dalga beklentileri gölgesinde ekonomik gelişmeler

Prof. Dr. Dilek Teker - Işık Üniversitesi, İşletme Bölümü

COVID-19 vakasının Çin’de ilk kez görünmeye başladığı süreçten bu yana, bir sağlık sorununun küresel ekonomiyi nasıl etkileyebildiğini net olarak tecrübe etmeye başladık. Sektörlerin iş modellerinden, uzaktan çalışma sistemine kadar çok farklı alanlarda sistemlerin yeniden yazıldığı bir dönem yaşamaktayız. Firmalar iş süreçlerinde evden çalışma sistemine geçişle beraber, maliyet ve verimlilik ölçütlerini yeniden gözden geçirmeye başladı. Bazı sektörler yeni şartların avantajını sürerken, bazıları neredeyse kepenk kapatma noktasına geldi. Bahar aylarının kendini göstermesi ile beraber çok sayıda ülke kademeli normalleşme sürecine girmiş ve çoğu işkolunda faaliyetlere yeniden izin verilmişti. Ancak COVID-19 istatistikleri bu normalleşmenin, vaka sayılarına olumsuz yansıdığını gözler önüne sermekte. Doğrusu ülkeler bir yandan ekonomik çarkların akmasa da damlaması için çalışırken, bir yandan da virüsün insan bağışıklığına etkisi ve yeni vakaların bünyede yarattığı hasarı gözlemlemeye devam etmekte. Bu deneme-yanılma süreci şüphesiz bu yılın sonuna kadar devam edecektir.

Doğrusu ilk COVID-19 vakası görüldüğü dönemlerde 2020 yılının yaz aylarının sonunda pandemiden çıkış senaryoları tartışılıyordu. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı rakamlar, salgından kurtulmak için biraz daha zamanın olduğuna işaret etmekte. Hatta korkulan senaryo, Ekim ayında yeni bir dalganın kendini göstermesi ile ekonomik beklentilerin daha da kötüye evrileceği… Şartlar bu şekildeyken de sonbahar ile beraber yeni ekonomik göstergelerin piyasaları nereye sürükleyeceği tartışma konusu.

COVID-19 salgını ile tecrübe edilen finansal darboğaz alışılagelmiş bir finansal kriz değil. Dünya üzerinde neredeyse tüm ekonomi yönetimleri bir finansal krizi yönetebilmek için atılacak adımlara yönelik yapılacaklar listesine ve tecrübeye sahiptir. Ancak bu pandemi ile ekonominin ezberleri bozduğunu belirtmek lazım. Bireyler sağlık endişeleri, işsizlik, belirsizlik ve gelecek kaygıları nedeniyle rutin hayatlarını yaşamak ve yaşamamak arasında gidip gelirken; tüketim eğrisi de ekonomiyi canlandırmaya yetmiyor. Şüphesiz Dünya ekonomisinin yönünü tahmin edebilmek için en önemli verilerden biri küresel ticaret hacmi. Dünya Ticaret Örgütü (DTO) 2020 yılı için daha önce yapmış olduğu yüzde 12.9 düzeyindeki daralma öngörüsünü yüzde 9.2’ye çekerek bu yıl için bir nebze olumlu tarafta yerini almış oldu. Öte yandan, DTO 2021 yılına ilişkin küresel büyüme beklentisini yüzde 7.2 olarak açıkladı ki bu senaryo bir önceki rapordaki yüzde 21.3’lük büyüme tahminine göre oldukça dramatik bir revizyon. Uluslararası kurumlardan gelen buna benzer açıklamalar ortaya koyuyor ki COVID-19 aşısı bulunsa bile küresel talebin canlanabilmesi için en iyi ihtimalle 2021’in sonunu görebilmek lazım. Bu şartlarda, devlet yönetimlerinin ekonomiyi canlandırma çabaları, beklentilerin çok daha gerisinde kalacaktır. Yılın kalan kısmında COVID-19 etkisiyle değişen iş modelleri ve verimlilik hesaplamaları küresel bazda işsizlikte yeni bir dalgayı beraberinde getirebilir.

Peki, Türkiye’de durum nedir? Mart ayından beri en önemli gündem olan salgın, piyasaları oldukça geriye taşıdı. Peki, bu konuda tek suçlu COVID-19 mu? Türkiye’de uzunca bir süredir artan kamu harcamalarından, Merkez Bankası bağımsızlığına, ithalat temelli büyümeye kadar ülke ekonomisini daha kırılgan bir eksene koyan çokça faktör eleştirilmiyor muydu? Buna bir de salgın psikolojisi eklenince hem talep hem arz yönlü şoklar, Türkiye ekonomisini daha geriye taşımadı mı? Döviz rezervlerinde yaşanan düşüş, TL’yi çok daha spekülatif bir para birimine dönüştürdü. TL, dolar karşısında son iki ayda yüzde 10.4; yılbaşından bu yana yüzde 31.5 değer kaybetti. Her ne kadar kur hareketlerinin ikinci planda olduğu görüşü zikredilmiş olsa da, hane halkının bırakın lükste yaşamayı; mutfağın günlük ihtiyaçlarını bile karşıladığı çoğu gıda maddesi kura endeksli. Uzunca bir süredir her mecrada tarım ve hayvancılıkta yerli üretimin desteklenmesi gerektiğine ilişkin çıkan yüksek seslere kayıtsız kalınması; bugün gelinen noktada kur dalgalanmalarını sanıldığının aksine her evin tam da içine bomba gibi düşürüyor. Tarım ve hayvancılık politikalarında revizyona gidileceği izlenimi veren söylemler ümit verse de, eskiye dönüşün kısa vadede sağlanamayacağı kesin. Son açıklanan enflasyon verileri de özellikle üretici enflasyonundaki artışın önümüzdeki dönemde perakende de fiyatlara yansıyacağını açıkça gösteriyor. Yılsonu için hedeflenen yüzde 8‘lik enflasyon hedefi tam da gerçeği yansıtmıyor gibi. Enflasyon görünümü Merkez Bankası’nın faiz kararlarında göz önünde bulundurduğu en önemli gösterge. MB’nin en son toplantısında yaptığı 200 baz puanlık artış piyasaların gözünü doyurmadı. Jeopolitik riskler ile birleştiğinde TL’nin değer kaybetmeye devam etmesi beklenmeli. MB’nin faiz artışlarının devamının gelmesi kaçınılmaz, gelmemesi ise intihar gibi olur. Aslında zaten Türkiye’nin en önemli sorunu da belirsizlik. Finansal piyasalar her şeyi fiyatlar ama belirsizliği fiyatladığında yönetmesi çok daha zor dalgalanmalar yaşanır. Yılın son çeyreğine girerken küresel toparlanmanın hızlanması umuduyla…

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapınız.
Giriş Yap