İklim Kanunu ve sigortaya etkileri
2 Temmuz 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan 7552 sayılı İklim Kanunu, Türkiye’de uzun süredir beklenen bir düzenlemeydi. Kanun; emisyon ticareti, karbon piyasaları, raporlama ve doğrulama süreçleri gibi başlıkları gündeme getirirken, iklim değişikliğinin ekonomik ve finansal etkilerini de iş dünyasının ana gündemlerinden biri haline getirdi.
İklim değişikliği son yıllarda sigorta sektörünün bilançolarında en ağır etkileri yaratan risklerden biri. Artan doğal afetler, yangınlar, sel ve kuraklık nedeniyle ciddi hasarlarla karşılaşan sigorta sektörü, 2023 ve 2024 yıllarında afet modellemelerini güncelleyip sermaye yapılarını güçlendirirken, bu süreç birçok branşta prim artışlarını da beraberinde getirdi.
2025 itibarıyla reasürans piyasalarında yumuşama görülse de sınırlı küresel kapasite nedeniyle özellikle iklim hassasiyeti yüksek sektörlerde teminat bulmanın zorlaşması, muafiyetlerin artması ve daha sert fiyatlamalar görülmesi mümkün olduğundan, iklim politikaları artık yalnızca çevresel değil aynı zamanda finansal risk yönetimi konusu haline geldi.
CBAM ve rekabet gücü
Kanunun önemli başlıklarından biri olan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) arkasındaki temel motivasyon, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM). Yani ithal ürünlerin üretim sürecindeki karbon emisyonuna göre maliyetlendirilmesi ve yüksek emisyonun daha düşük rekabet avantajı anlamına gelmesi.
Türkiye açısından konu özellikle önemli çünkü en büyük ihracat pazarımız Avrupa Birliği. Yeni kanunla birlikte emisyon raporlaması, karbon piyasaları, doğrulama ve denetim süreçleri daha görünür hale gelirken, bu durum özellikle CFO’lar, halka açık şirketler ve yatırımcı ilişkileri ekipleri açısından şirketlerin yalnızca finansal performanslarıyla değil; karbon yoğunlukları, enerji dönüşüm stratejileri ve iklim risklerine hazırlık seviyeleriyle de değerlendirileceği yeni bir döneme işaret ediyor.
Enerji maliyetlerinden finansmana erişime, ihracattan yatırım kararlarına kadar pek çok başlık bilançolar üzerinde doğrudan etkili olabilir. Bugün birçok şirket için konu hâlâ “sürdürülebilirlik raporu” gibi görülüyor olabilir. Oysa mesele giderek daha fazla risk yönetimi ve rekabet gücü konusu haline geliyor.
Sigortacılıkta yeni dönem
Diğer taraftan kamuoyunda, kanunun önceliğinin iklim değişikliğinin fiziksel etkileriyle mücadeleden çok emisyon raporlaması, karbon piyasaları ve CBAM uyumu gibi ticaret odaklı alanlara yöneldiği eleştirileri de bulunuyor. Oysa 2025’te yaşanan don, kuraklık, yangın ve aşırı yağışlar özellikle tarım sektöründe milyarlarca liralık kayba yol açarak koruma açığını yeniden görünür hale getirdi; bu nedenle parametrik sigortalar, mikro sigorta çözümleri ve iklim finansmanıyla bağlantılı ürünlerin önemi giderek artıyor.
İklim dönüşümü; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, sel ve kuraklık altyapıları gibi alanlarda trilyonlarca dolarlık yatırım ihtiyacı yaratırken, sigorta sektörü de yatırım risklerini azaltıp finansman maliyetlerini düşürerek bu dönüşümün önemli kaldıraç mekanizmalarından biri haline geliyor; nitekim Türkiye Sigorta Birliği’nin İklim Kanunu kapsamında Karbon Piyasası Kurulu’nun danışma yapısında yer alması da bu rolün kurumsal olarak tanındığını gösteriyor. Üstelik riskler yalnızca enerji sektörüyle sınırlı değil; nakliyat, ürün sorumluluk, mesleki sorumluluk, D&O ve siber risk sigortaları gibi alanlarda veri merkezlerinin enerji tüketimi, elektrikli araç bataryaları ve siber saldırıların operasyonel etkileri yeni risk değerlendirme modellerini ve sigorta ürünlerini beraberinde getiriyor.
İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir sorun değil; ekonomik, ticari ve finansal bir risk yönetimi meselesi.
Belki de bugünün sorusu şu;
İklim değişikliğiyle mücadele yalnızca karbonu fiyatlamak mı, yoksa üretimi, yaşamı ve ekonomik dayanıklılığı koruyabilmek mi?
Sigorta sektörü sağladığı teminatlar, risk analizi ve finansman desteğiyle bu dönüşümün en kritik aktörlerinden biri olmaya devam edecek.