İktisat politikalarında ne kadar manevra alanı var?

Tuğrul BELLİ
Tuğrul BELLİ GÜNDEM t.belli@turkishbank.com

İleriye dönük öngörülerde bulunurken en sağlıklı yaklaşım her şeyin bugünkü mecrasında devam edeceği varsayımında bulunmak. Yoksa, olası dışsal (ekzojen) gelişmeleri analize dahil etme durumunda (ki Türkiye gerçeğinde, bunun içine olası iç ve dış siyasi gelişmeleri de katmak gerekiyor) ortaya o kadar alternatif senaryo çıkar ki, anlamlı bir analiz yapmak çok zorlaşır. 

Her şeyin bugünkü mecrasında devam etmesi ABD ve Batı ile ilişkilerin dalgalı bir seyirde sürmesi, Avrupa’daki toparlanmanın çok yavaş seyretmesi ve Dünyada düşük faiz – bol likidite ortamının devam etmesi anlamına geliyor. Bu noktada sadece Çin-ABD ticaret savaşlarında bir ara formül bulunacağı şeklinde bir öngörü yapılabilir çünkü Trump seçime giderken mutlaka bu soruna bir çözüm bulmak zorunda. (Açıkçası bu çözüm yüzde yüz ABD’nin avantajına da olmayabilir. Ama, Trump pekala bu çözümü kendi kamuoyuna “satar”.) Zaten bugünlerde de 1. aşama adı altında bir şeyler pazarlanmakta.

Ana iktisat politikalarından para politikası tarafında Merkez Bankası’nın son 200 baz puanlık indirimiyle faiz politikasındaki gevşemenin şimdilik sona erdiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki 7 ay boyunca çift haneli enflasyonun devam etmesi beklenirken MB’nın daha fazla faiz düşürmesi (en azından son 4 indirim düzeyinde) olası değil. Son veriler stopaj sonrası mevduat getirisinin de artık cari enflasyon oranının altına düştüğünü göstermekte. Bu faiz seviyesinde ne yabancı “sıcak para” yatırımcılarının, ne de mevduat sahiplerinin TL’ye teveccüh gösterme ihtimali oldukça düşük. Bu durum ise TL üzerindeki baskıyı devam ettirecektir. Ya da daha doğru ifade edersek: Tasarrufların TL’ye dönüşüne önayak olmayacaktır. Yoksa, bugünkü şartlarda daha fazla dövize kayış zaten pek mümkün gözükmemektedir, çünkü mevduat dolarizasyonu tarihi yüksek seviyelerde olduğu gibi, hane halklarının toplam menkul varlıklarının çok büyük bir bölümü de döviz ve dövize endeksli kıymetlerdedir.

Merkez’in diğer önemli politika aracı olan zorunlu karşılıklarda ise hem oran, hem de getiri olarak önemli teşvikler getirilmiş durumda. Kredi portföyünü reel bazda %5-15 arası genişleten bankalara sağlanan bu “deneysel” teşvik sisteminin ne kadar etkili olacağını zaman gösterecek. Nitekim bankaların ilk tepkisi tüketici kredilerine ağırlık verilmesi yönünde olunca, teşvik şartlarında da değişiklik yapıldı. Ekonomimizde en hassas nokta cari açık. Çalışmalar gösteriyor ki, cari açığa en çok etki yapan kredi türü de tüketici kredileri. Öte yandan, cari açık bakımından en risksiz görünenler ise büyüme limitini aşmasına muafiyet getirilen uzun vadeli ticari TL krediler ile konut kredileri.

Zorunlu karşılık teşviklerinin bir piyasa sistemi içerisinde uygulanıyor olması olumlu. Ancak, bankalar da teşviği tutturacağız diye “Dimyat’a pirince giderken” durumuna düşmek istemeyeceklerdir. İster istemez teminatı kuvvetli müşteri arayacaklardır. Bu devirde de bu oldukça zor doğrusu. Diğer bir bankanın kredi müşterisine el atmaları durumunda ise, belki kendi bilançolarında kredi artışını tuttursalar da, toplam bankacılık kredi hacmi istenilen oranda artamayabilecektir.

MB ve Hükümet yetkilileri %15 reel kredi artışının ekonomide (özellikle cari açık bağlamında) bir risk yaratmayacağı ve aynı zamanda da 2020 büyüme hedefini yakalama yolunda önemli bir katkı yapacağı inancında olmalılar. Ancak döviz girişleri kısıtlı kalmaya devam edeceğinden önümüzdeki sene cari açık gelişmeleri yakından takip edilecektir. Şöyle ki, 2020’de cari açığı kontrol altında tutabilirsek, ekonominin krize girme olasılığı çok düşük kalacaktır. Ancak krize girmiyoruz demek, esenliğe çıktık, tekrar yüksek büyüme ortamına giriyoruz demek de değil. Bunun için yatırım ortamının iyileştirilmesi gerekiyor ki, İdare’nin bugünkü konjonktürde bunu istenilen ölçüde gerçekleştirme imkanına sahip olduğu inancında değilim.

Son olarak da, çok kısa diğer ekonomi politikası aracına, yani maliye politikasına değinirsem: Açıkçası burada da deniz bitmiş gözüküyor. 2019’da kullanılabilecek her imkan kullanıldı. Sene sonunda açık yüzde 3’e ulaşmış olacak. 2020’de daha fazla genişlemeci bir politika izlenmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Zaten YEP’te de 2020’de faiz-dışı açığın sıfırlanması yönünde bir hedef ortaya konmuş durumda.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar