İnsan, süreç ve yapay zekânın rezonansı
Kurumsal performans konusunda iş dünyasında uzun yıllar iki ana yaklaşım öne çıktı. Birincisi, işi insan üzerinden okumaktı. İnsana değer ver, geliştir, eğit, yetki ver, inisiyatif alanı aç ve sonuçta kurumun performansını yükselt. Bu yaklaşımın merkezinde liderlik, kültür ve yetenek yönetimi vardı.
İkinci yaklaşım sistemi merkeze aldı. Süreçlere, kurallara ve teknolojilere yatırım yap. İşi bireysel kahramanlıklara bırakma. Hedefler ile operasyonları hizala, işi ölçülebilir ve yönetilebilir hale getir.
Yeni denklem
Bugün bu iki yaklaşımın üzerine üçüncü bir unsur yerleşti: yapay zekâ. Ona sadece teknoloji demek eksik kalıyor. Çünkü yapay zekâ klasik anlamda bir yazılım değil; analiz yapan, karar destekleyen, içerik üreten, süreçleri hızlandıran ve bazı noktalarda insanın düşünme kapasitesini tamamlayan yeni bir kurumsal aktör.
Bu nedenle birçok yönetim toplantısında benzer bir cümle duyuyoruz: Yapay zekâya yatırım yapalım, performansı artıralım. İlk bakışta haklı bir cümle. Ama eksik. Çünkü ne insan odaklı yaklaşım ne süreç ve sistem odaklı yaklaşım ne de yapay zekâ yatırımı tek başına sürdürülebilir performans üretir. Yeni dönemin meselesi, doğru insanı, doğru süreçleri ve doğru yapay zekâyı, doğru hedefler etrafında hizalayabilmektir.
Eski hatanın yeni versiyonu
Sorun şu ki, birçok organizasyon ilk iki alanda yeterince çalışmadan üçüncüye sarılıyor. İnsan tarafında liderlik, yetkinlik, kültür ve hesap verebilirlik sorunları çözülmemiş. Süreç tarafında roller belirsiz, karar hakları dağınık, veri kalitesi zayıf. Buna rağmen yapay zekâ “bu dalgayı kaçırmayalım” telaşıyla gündemin merkezine alınıyor.
Üzgünüm ama bu yaklaşım işe yaramayacak! İnsan kaynaklarını personel yönetimi sanmak, ERP’yi sadece yazılım olarak görmek, CRM’i müşteri listesine indirgemek ne kadar eksikse, yapay zekâyı tek başına performans mucizesi gibi görmek de o kadar eksiktir.
Yapay zekâ zayıf stratejiyi güçlendirmez. Dağınık iş modelini toparlamaz. Belirsiz sorumlulukları netleştirmez. Kötü tasarlanmış süreçleri otomatikleştirirse sadece karmaşayı hızlandırır.
Stratejik rezonans
Bu nedenle konuya daha üst bir yönetim perspektifinden bakmak gerekir. Ben bu perspektifi stratejik rezonans olarak adlandırıyorum.
Stratejik rezonans; strateji, iş modeli, kabiliyetler, operasyon modeli ve performans modeli arasındaki uyumun gücüdür. Şirket performansında asıl belirleyici olan, bu unsurların birbirini destekleyip desteklemediğidir.
Stratejiniz büyümeyi söylüyor ama iş modeliniz buna uygun değilse rezonans yoktur. İş modeliniz yeni gelir kaynakları gerektiriyor ama kabiliyetleriniz eski dünyaya göre şekillenmişse rezonans yoktur. Operasyon modeliniz karar almayı yavaşlatıyor, performans modeliniz doğru davranışları ölçmüyorsa yine rezonans yoktur.
İlk iş ölçmek
Bu nedenle organizasyonların ilk işi stratejik rezonans seviyelerini ölçmek olmalıdır. İlk adım, bu beş unsuru ve aralarındaki ilişkiyi doğru anlamaktır. İkinci adım, anketler, görüşmeler ve veri analizleri üzerinden şirketin rezonans içinde olup olmadığını ortaya koymaktır.
Üçüncü adım ise rezonansı sağlamaktır. Bu genellikle ehil bir danışman eşliğinde yürütülen 8 ila 12 çalıştaylık bir süreçtir. Şirketin ölçeğine göre 2 ila 4 ay arasında tamamlanabilir. Ortalama üç ayda strateji, iş modeli, kabiliyetler, operasyonlar ve performans sistemi aynı yöne bakar hale getirilebilir.
Aynı frekansta yönetim
Bu sağlandığında enerji dağınık biçimde harcanmaz. Kararlar odaklı alınır. Süreçler stratejiye bağlanır. Performans göstergeleri gerçek öncelikleri izler. Hesap verebilirlik güçlenir. Yapay zekâ ise dağınıklığı büyüten bir araç değil, performansı güçlendiren bir kaldıraç haline gelir.