İran bize ne kadar uzak?
İran sokaklarında bugün yaşananlar bir film sahnesi değil. Gerçek. Çarpıcı. Ve ürkütücü. Uzun zamandır temel ihtiyaçlardaki artış, halkın cebindeki parayı eritmekle kalmamıştı; süre gelen ekonomik kriz, yoksulluğu geniş kesimlere yayıyor ve geçimi istisna hâline getirmişti. Bugün İran’da ay sonunu görmek bir hedefe, yarını düşünmek bir lükse dönüşmüş durumda.
Marketlerde raflar pahalı, temel gıda fiyatları her geçen gün artıyor; İran riyali dolar karşısında tarihî düşük seviyelere geriledi, fiyat şokları toplumun alım gücünü ezmeye devam ediyor. Enflasyon yıllık yüzde 40’ların üzerine çıktı, temel ihtiyaçlardaki artışla birlikte halkın cebindeki para hızla eriyor; uzun zamandır süren ekonomik kriz yoksulluğu geniş kesimlere yayıyor. Bu tablo, istatistiklerin ötesinde bir şey anlatıyor: Bir toplumun gelecekle kurduğu bağ, geri dönülemez bir seviyede koptu.
İlerleme fikri askıya alındı
Tam bu noktada, sürdürülebilir kalkınma denilen büyük vaadin neden tutmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü bugünü taşıyamayan bir toplumdan yarına sabretmesi beklenemezdi. Protestolar 31 eyaletin her yerine yayıldı. Şehirler bazen internetin tümden kapatıldığı bir sessizliğe büründü; halk, sadece geçim derdini değil, daha fazla adaletsizlik ve gelecek belirsizliği nedeniyle de sokaklara döküldü. İnsanlar gergin. Gençler gergin. Para değersiz.
Gençlerin büyük kısmı işsiz. İşi olanlarsa geçinemiyor. Çalışmak çözüm olmaktan çıkıyor. Diploma artık kapı açmıyor. Tecrübe anlamını yitiriyor. Emek karşılığını vermiyor. Evden çıkmak pahalı, evde kalmak umutsuz. Bir kuşak, ilk kez, ebeveynlerinden daha kötü bir hayata mahkûm olacağını hissediyor. İşte kırılma tam burada yaşanıyor: Bu yalnızca bir gelir kaybı değil; ilerleme fikrinin toplumsal olarak askıya alınması.
Bir ülke geleceğinden nasıl çekilir?
Genç işsizliği bu tablonun neden kilit noktası? Çünkü işsiz genç sadece parasız kalmıyor. Sistemle olan bağını koparıyor. Bu duygu yayıldığında hiçbir reform çalışmıyor. Hiçbir vizyon tutmuyor. Gelecek anlatısı boşlukta asılı kalıyor. Bir süredir herkes aynı cümleyi kuruyor: “Böyle gitmez.” Ama bugüne böyle gitmez denerek gelindi.
Şimdi ise umutsuzluk patlayarak değil, sızarak büyüyor. Yüksek sesle değil, sessizce. Vergi ödememekte, kayıt dışına kaçmakta, kuralları ciddiye almamakta kendini gösteriyor. İnsanlar sistemin parçası olmaktan çekiliyor. Ülkeden gitme fikri bir hayal olmaktan çıkıyor, bir plana dönüşüyor. Toplum yavaş yavaş ortak hedef fikrinden vazgeçiyor. Herkes kendi küçük güvenli alanını arıyor.
Bu sessiz geri çekiliş, sokaklardaki olaylardan çok daha yıkıcı bir iz bırakıyor. Çünkü bir toplum geleceğe inancını bu şekilde kaybettiğinde, geriye yalnızca bugünü idare etmeye çalışan bir kalabalık kalıyor.
Yarınsızlık ne kadar uzak?
28 Aralık 2025’ten bu yana İran sokaklarında gördüğümüz öfke, yalnızca bugüne dair değil. Bu, fiyat artışlarına ya da tekil bir karara verilmiş anlık bir tepki değil, yarınsızlığa verilen bir tepki. İnsanlar önce bir gelecek istiyor. Çalışmanın bir karşılığı olacağına, sabrın bir gün anlam kazanacağına, bugünün yarına bağlanacağına dair bir işaret arıyor. Bu talep karşılık bulmadığında gerilim kaçınılmaz oluyor. Çünkü gelecek vaadi çöktüğünde, düzenin kendisi sorgulanmaya başlıyor. Sokakta yükselen ses, siyasetten çok daha fazlasını söylüyor: “Böyle yaşanmaz.”
Bu cümle kurulduğu anda, mesele ekonomik olmaktan çıkıyor, toplumsal bir kırılmaya dönüşüyor. 28 Aralık 2025’ten bu yana İran sokaklarında gördüğümüz öfke, yalnızca bugüne dair değil. Yarınsızlığa verilen bir tepki. İnsanlar daha fazla refah değil, önce bir gelecek istiyor. Bu talep karşılık bulmadığında, gerilim kaçınılmaz oluyor. Bugün İran’da tam olarak izlediğimiz manzara bu. Ama bundan daha da kötüsü, bu manzarayı izlerken aklımıza ilk gelen şeyin İran olmaması.